Tezer Özlü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tezer Özlü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haz 2016

Tezer Özlü & Ferit Edgü - Her Şeyin Sonundayım

“Sana ne yazabilirim ki? Ben kendim için yazmak istiyorum. Olmuyor.” (s.13)

“Gelir gelmez ondan boşanacağım. Yeniden denenecek hiçbir şey yok. Kendisine yazdım. İsterse, kalabilirse orada kalsın. Şimdilik, hiç kimseyle uykumu paylaşmayacağım. Umutsuzluk dolu birisiyle hele hiç. O zaman birlikte balkondan atlamak kalıyor geriye.” (s.16)

“Hemen gel. Sen olmazsan hiç kimseyi göremeyeceğim. En çok ve en uzun sana inandım.” (s.17)

“Eski aşklara dönemezsin ama eski kitaplara dönebilirsin.” Ferit Edgü (s.40)

“İhtiyarlık diye bir olguya inanmıyorum, çünkü gençliğe de inanmıyorum. Çocukken de genç iken de ihtiyarı içinde taşıyorsun, yaşlanırken de çocuğu. Ancak yaşlandıkça duygusallaşma biçim değiştiriyor. Gençlik duygusallığı öfke, beklenti, başkaldırma, cesaret gibi duygularla iç içe, ama yaşlandıkça duygusallığa acımsı tatlar karışıyor, buruk.” (s.84)

“Severek mektup yazılan bir insanın bile olması ne büyük bir olay, söylenen her sözcüğün anlaşılmaktan öte, yaşadığını, dahası sözcüklere bile gerek olmadan yaşandığını bilmek, güç gibi yalınç bir olgu değil, varolmak gibi bir şey.” (s.95)

30 Eki 2015

Tezer Özlü - Yeryüzüne Dayanabilmek İçin

“Kanımca yazı yazmak coşku, hafif melankoli, taşkınlık gibi psikolojik bir semptomdur.” (s.9)

“İnsan yazarlık hastalığını -az da yazsa- sürekli olarak içinde taşır.” (s.9)

“Her olaydan ve sıkıntıdan çok şey öğrenileceğine inanıyorum. Hani bir İsviçre dağ köyünde, İtalya’ya bile inmemiş, öyle havaya, göle, ineklere ve çayırlara bakarak yaşayan insanlar tanıdım. Ben, bu tür bir yaşamı mutluluk saymıyorum. Beni etkileyen, yaşadığım ülkenin ve batı ile bağların oluşturduğu ikilik’tir.” (s.10)

“İnsanın kişisel özgürlüğü, kendi dünyasına egemen olmasıyla başlar. Dünyasına egemen olan insan, acıları coşkuya, bunalım yaratmayai sevgisizliği sürekli aşka dönüştürebilir. Ben dünyama egemen olmayı edebiyatla öğrendim.” (s.11)

“Yaşam insanın yaşantı aradığı değil, kendi kendini aradığı bir olgudur.” Cesare Pavese (s.12)

“Neden edebiyat? Yeryüzüne dayanabilmek için.” (s.12)

“Kafka Milena’ya yazdığı mektupların birinde: mektup yazmak, insanın kendisini merakla bekleyen hayaletlere açması demektir. Yazıyla verilen öpüşmeler, hiçbir zaman yerini bulmaz, yolda hayaletler tarafından emilip bitirilir.” (s.15)

“Çevremdeki durgun boşluğa bakmaktansa, kendi içimdeki ikili konuşmayı sürdürebilirim. Benim için iyi olmanın yolu budur ancak.” Kafka (s.18)

“İnsanların bakışlarına bile dayanamıyorum, insan düşmanı olduğumdan değil, ama insanların bakışları, çevremde bulunmaları, öylesine oturup bakmaları, bütün bunlar benim için dayanılır gibi değil.” Kafka (s.23)

“Sabah uykusu yerine saatlerce öksürdüm, yüzerek bu yaşamın dışına çıkmayı yeğlerdim.” Kafka (s.23)

“Kasım ayında zeytinler toplanır. İnsanları ayıran olgular karşısında birleştiren olgular giderek çoğalıyor. O halde neden savaş?” Peter Weiss (s.95)

“Öylesi bir yaşam ki, küçük mutlu anları ancak çocuklar yaşayabiliyor.” (s.101)

“Çağımızı ve çevremizi kavramamızda en büyük etken çağdaş sanattır. Kültür, insanın yaşam düzeyini belirleyen en önemli öğedir.” (s.116)

“Ben bir kenti, o kentteki kitapçı dükkanlarına göre değerlendiririm.” Peter Weiss (s.162)

“Kültür, bir şeye cesaret edebilme sorunudur. Okumaya cesaret edebilme, bir görüşe inanmaya cesaret edebilme, görüşlerini açıklayabilme cesaretidir.” Peter Weiss (s.163)

“Son bireye kadar savaşmak, kendini feda etmek, yanlış bir kahramanlıktır.” Peter Weiss (s.164)

11 Ara 2014

Tezer Özlü - Eski Bahçe ~ Eski Sevgi

“Willy önemli değil
Hiçbir şey önemli değil
Uzun yollar ve köyler ardarda diziliyor
Anlamsız dağlar ve sonra deniz
Bir kanepede oturarak öleceğim
Ve hiçbir yere kaldıramayacaklar beni
Ölüme giden yol çok uzun
Yoruyor beni...” (s.31)

“O gece insanın kavrayabileceğinden daha çok şey bilmesinin bir mutsuzluk olduğunu düşündüm. Bu bazen olgunluktur. Ama olgunluk değilse, o zaman çöküştür.” (Boris P.) (s.68)

“Özledim diyor, özlüyor, ama özlediği şeyleri hiç tanımadı daha.” (s.71)

“Zaman zaman bir şey yaşarken, olaya dışardan bakıp, o olayı yazmak için yaşadığım duygusuna kapılıyorum. O zaman içimden bir ses, karşıdakine haksızlık ediyorsun, diyor. Olmaz böyle şey diyor. Olayın içine tümüyle girmeye çabalıyorum. O an da kendime haksızlık ediyormuşum gibi oluyor. Böylece kendim ve gözetimim arasında bölünüp, zamansızlığıma dalıyorum.” (s.84)

“Uzun caddelerde yaşamı o kitapta olduğu gibi yoğun yaşayıp yaşamadığımı düşündüm. Aşkı, duyguları, özlemleri. Yoksa ben yaşanan tüm olayların bir gözlemcisi, dünyanın, duyguların, özlemlerin, ülkelerin, alışkanlıkların, bir seyircisi miyim? Belki de gövdenin öldürücü acılarını gözlemci olarak taşımak daha kolay olurdu. Peki ama sevinçler ve istekleri ne yaptım? Duyguların derinliğinden bir gözlemci olarak kaçtım mı, onların yarattığı akıntılarda Ben’im tümüyle yer almadı mı ve zaman dışı sessizliğimde yeterince içten değil miydim?” (s.92)

11 Tem 2014

Tezer Özlü - Çocukluğun Soğuk Geceleri

“Bizi bıraksalar. Ben onun dizlerine yatsam. İçgüdülerimizle gövdelerimizi tanısak. Birbirimizi sevsek. Doğanın geliştireceği sevgi içinde büyüsek. Ana karnındaki çocuk gibi.” (s.9)

“Yatakta uykuyu her zaman aradım.” (s.9)

“Ölüm düşüncesi izliyor beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum. Bunun belli bir nedeni yok. Yaşansa da olur, yaşanmasa da. Bir kaygı yalnız. Beni, kendimi öldürmeyi denemeye iten bir kaygı.” (s.12)

“Pazar günleri... Şimdilerde... Sokak aralarından geçerken... Gözüme pijamalı aile babaları ilişirse, kışın, yağmurlu gri günlerde tüten soba bacalarına ilişirse gözlerim... Evlerin pencere camları buharlaşmışsa, odaların içine asılmış çamaşır görürsem, bulutlar ıslak kiremitlere yakınsa, yağmur çiseliyorsa, radyolardan naklen futbol maçları yayımlanıyorsa, tartışan insanların sesleri sokaklara dek yansıyorsa, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek...... isterim hep.” (s.16)

“Yıllar sonra, sabah karanlığında küçücük ilkokul çocuklarının belleğimden silemediğim vatan şiirlerini ezberleyerek, siyah giysiler içinde okula gittiklerini görünce, nemli İstanbul sabahlarında... Hiçbir yanlış değişmedi diye düşünmekten kendimi alamıyorum.” (s.22)

“O yaz günü Sirkeci Garı’nda Günk’ü geçirirken insanı ve erkeği öğrenmenin bu denli güç olduğunu hiç bilmiyorum. Erkeği öğrenmek için, çok erkek tanımak gerektiğini de bilmiyorum. Mutluluğun, insanın kendi kendisiyle  hoşnut olmasıyla başlayacağını da bilmiyorum.” (s.31)

“Genç. Ama yüzünde derin çizgiler var. Sanki çocukken bile yüzü buruşukmuş. Genç ama her şeyi yaşamış da, artık hiçbir şeye aldırmıyor gibi bir tutum içinde. Gelişigüzel alıyor yaşamı. Sıkılıyor. Sıkılan erkekleri de hiç sevmem.” (s.41)

“Çoğu kez insan yaşamı, yaşanmış coşkuların anısı ile de geçer.” (s.56)

“Onunla birlikte hiçbir şeyim ölmedi. İnsan ölümünü kendi kendine ölüyor.” (s.57)

“Sonra yeniden sevmek istiyorum. Masmavi gözleri var. Onu sevmeyi bir tutku haline dönüştürüyorum. Bu sevgide tüm sevgilerim, sevebilme gücüm var. Gelecekteki sevgileri de yaşar gibiyim. Geçmiştekileri de.” (s.60)

27 Haz 2014

Tezer Özlü - Zaman Dışı Yaşam

“Çocuk: Ağlıyor musun büyükanne?
Büyükanne: Hayır, gözlerim akıyor.
Çocuk: Gözyaşlarına alışık olduklarından.” (s.9)

“Yaşanacak bir yaşam vardır. Binilecek bisikletler var. Yürünecek yaya kaldırımları ve tadına varılacak güneş batışları vardır.” (Pavese) (s.17)

“Sana yük olacağımı sanma. Ben yalnızca kendime yük olurum.” (s.22)

“Her ben bencildir, her kent kentsel olduğu gibi. Geliyorum.” (s.23)

“Turin’e giden trende tek başına oturduğu bu anda kendisini değiştirmeye karar verir. O anda edebiyatın, yaşamın kendisinden daha canlı olduğunu kavrar ve edebiyatın doğmasının nedeninin de  bu olduğunu düşünür. O ana kadar o yaşamın daha canlı bir şey olduğuna inanmıştır. Ama edebiyat daha çok yaşam, daha çok aşk, daha çok duygu, daha çok ölüm yüklüdür.” (s.31)

2 Şub 2011

Tezer Özlü - Kalanlar

"Ben bendim. Zaman, yaşanmış zamandı. Bir kaç yaşanmamış gün de eklenmişti bu zamana. Kemerle bağlanmıştım. Acılarım vardı..." (s.12)

"Beni öldürdüm, her insanı öldürmek kanısı ile öldürdüm." (s.16)

"Mevsimler değişiyor. Bunlar Vivaldi'nin dört mevsimleri gibi değil, dinlendirici olamıyorlar hiç." (s.20)

"Haykırmak istediğim çok şey var. Büyük kayıplar yıkacak değil bizi. Açıkça birbirimizle konuşamıyorsak ben ağlamak, bağırarak ağlamak için bahçenin yeşillikleri gerisindeki odama geçiyorsam, biliyor musun, ne güzel ağıtlar içinde uyuyakalamamak?" (s.29)

"Ben bir kezinde aklımı yitirdim, ama kendimi yeniden kendi elime geçirdiğimde daha da zor yenilebilir durumdaydım." (s.31)

"Birdenbire çok yorulduğumu, taşıyamayacağım kadar yaşantı üstlendiğimi ölürcesine algıladım. Kitapsız, sanatçısız, tartışmasız bir yaşamın özlemi sardı benliğimi." (s.34)

"Şimdi neden bu kadar çok sevdiğimi anladım, çünkü kendim ölmüştüm ve yalnızca başkalarının canlılığını algılayabiliyordum." (s.35)

"Nihayet yağmur başladı. Bu sabah artık yağmuru neden bu kadar çok sevdiğimi anladım. Ağlayan bir yüreğe benzediği için..." (s.35)

"Berlin'de içimde büyük bir ölüm özlemi oluşuyor. doğaldır, yaşam için bu kadar çok dürtünün olduğu yerde ölüm de çoğalır." (s.36)

"Tanımadığın sürece her acı dayanılabilir." (s.46)

"Düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. Hiçbir şey, hiçbir korku... aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. Ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten, ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından. Sakin ol. Öylece dur. Yaşamdan geç. Kentlerden geç. Sınırları aş. Gülüşlerden geç. Anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelere otur- artık hiçbir yerdesin." (s.47)

"Çılgınlığın boyutları yok. Sallanan, boyutsuz bir boşluk. Orada daha yüksek, daha geniş, daha derin algılanıyor, boyut yok. Oluşumun yaratan spermalara dek geri gidebilir düşüncen. Kendi embriyonluğunu anımsayabilirsin, annenin karnında geçirdiğin ayları, orada kalıp gün ışığını görmek istemeyişini. Çılgınlığın evreninde yükselmeye başladığın anlar ne büyük acı verir. Gövdenin ayrıldığı anlar." (s.48)

"Otuz yaşım ile kırk yaşım arasında ne akıllı ne de çılgındım. Bu ikisinin ötesinde kalıp olup bitene seyirci oldum ve dünyayı kavradığımı sandım. İlk kez gördüm denizlerini. İlk kez güneşin altına yattım. Gecelerinde dolaştım. Bir çocuk bile doğurdum." (s.48)

"Özlemlerim kalmadı. Ben aslında sürekli özlüyor ve bir özlem durumunda yaşıyorum. Bu yüzden özlemlerim yok. Yalnız bir kavrama bu. Bütünselliğin kavranması. Bitirilmişliğin. Bir yolculuğun sonu. Kendi yuvarlağım çevresinde dönen bir yolculuğun..." (s.48)

"Yalnız yaşı olmayan ve dünyalarını kendi içlerinde taşıyan insanlara dayanabildiğimi görüyorum." (s.52)

"Hiç kimseyle birlikte yaşlanmak istemiyorum. Kendimle bile..." (s.59)

"Ben, belli bir ülkesi olmayan insanlardanım." (s.60)

"Asalet ve rütbe ile ilgili kavramları hiçbir dilde öğrenmeyi başaramadım." (s.61)

"Meyhanelerde umutsuz bir bekleyiş vardır. Kendi kendini bekleyiş..." (s.61)

"İnsanın başkalarına söyledikleri kendi duymak istedikleridir. Sevmesi, sevilmeyi istediği biçimdedir." (s.61)

"Kalkacak bir trene binerken, beni artık içinde bulunduğum ülke, gideceğim kent, ineceğim istasyon, bindiğim tren ve kompartımandaki insanlar pek ilgilendirmiyor. Trene binerken ben'in içinde bulunduğu duygu birikimleri ilgilendiriyor. Dış dünya ile tüm bağlantılarımın duygu birikimlerinden oluştuğunu biliyorum artık. Yazı yazmak isteğinin dış dünyaya karşı bir tür savunma olduğunu daha bir algılıyorum. Yaşamın kendisinin yazı yazmaktan çok daha gerçek, çok daha derin olduğunu da biliyorum." (s.66)