Oğuz Atay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oğuz Atay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nis 2017

Oğuz Atay - Günlük

“Ben her şeyi hem görüyor, hem de ümitsizce öyle olmadığının söylenmesini bekliyordum.” (s.6)

“Belki bir yaşantıyı sonuna kadar sürekli izlemenin, bitirmenin, bir çeşit ölmek olduğunu hissediyor. Yarım yaşantılar sürdürerek, bütün ölümlerden kaçıyor.” (s.56)

“Benim için insanlar arasındaki büyük meseleler önemlidir. Ben insanı hayatını sarsan büyük fırtınalar içinde tanımak isterim.” (s.150)

“Kaderimizi kötü bir oyun gibi yaşıyoruz artık.” (s.152)

“Çok az vaktim kaldı, anlamıyor musun? Artık cesur olmam gerekiyor, hiç olmazsa düşüncelerimi yaşamalıyım.” (s.164)

1 Nis 2016

Oğuz Atay - Tehlikeli Oyunlar

“Hayalimdeki günleri bile böyle küçük hesaplarla geçirdim işte albayım. Aklımın içini örümcek ağları sardı; kafamın sandalyelerinde elbiseler, gömlekler, çoraplar biriktrmeye başladı.” (s.24)

“Duvarlarına takvimler asan evlere bir türlü benzeyemedik. Evinizi, daireye çevirdiniz bu takvimlerle, diyordum onlara. Bana gülerlerdi: Evi olmayan ukala aydınların bu öfkesine, yuva sahibi cahil insanların rahatlığıyla gülerlerdi.” (s.24)

“İnsan yer yatağından kolunu uzattı mı hemen halıyla karşılaşır albayım. Sabahları kimseyi uyandırmadan, sessizce yola koyulurdum; gezici din adamları gibi. Yalnızlığın dinini yayıyordum. Ben Tanrı misafiriyim, kendisinin çok selamı var sizlere.” (s.24)

“Kişiliği korumak için bazen yaşamamak gerekiyor.” (s.68)

“Beklenen geç geliyor, geldiği sırada insan başka yerlerde oluyor.” (s.73)

“Her şeyi bir düzene koymak gerekiyor Sermet Albayım. Ben bu yüzden evlendim ve bu yüzden ayrıldım.” (s.76)

“Önce hiçbir şey yoktu. Bütün evren, kelimesiz bir tekdüzelikten ibaretti. Fakat o sırada kelime icat edilmediği için, bu bölümü anlatamıyoruz. Tanrı, bir süre sonra, tekdüzelikten sıkıldığı için durgunluğu yarattı. Sonra durgun yaratıldı. Bu sıfat tek başına var olmadığı için, durgun denizler ve durgun havalar ve durgun karalar ortaya çıktı.” (s.77)

“İnsan bazı güçlüklerden, ancak onları unutmak suretiyle kurtulabiliyor albayım.” (s.89)

“Bütün sözlerimi yarıda kesmene izin verdim. Ben ki, bu konuda kimseye yetki vermemişimdir. Oysa, elimin tersiyle seni yıkabilirdim. Bıraktım ki, sen kendi sonunu hazırla. Ve  bana bütün yaptıklarını bir bir aklımda tuttum. Derler ki, tarla kuşu bütün gece öttüğü zaman, tarla faresi bütün ihtiyatı elden bırakır ve yuvasından çıkarmış. Ve beni deliğimden sen çıkarmıştın. Ve sonra bütün hayallerimi yıktın. Yönetimi eline aldın. Ve sonra birlikte sokakta yürürken, istediğin yerden karşı kaldırıma geçmeye cesaret ettin. Ve önce kelime vardı; sen, önce vitrin vardı dedin. Ben konuşurken vitrini seyretme cüretini gösterdin.” (s.91)

“İnsan güzel havalarda boş bulunuyor.” (s.95)

“Kelimeler, albayım, bazı anlamlara gelmiyor.” (s.101)

“Seni görmek istiyordum kısacası. İnsan görmekle bile bazı şeylerin ağırlığına dayanabilir, avunabilir, hayal kurmaya devam edebilir. Sen anlamazsın tabii. Anlamak için, insanın bazı eksik yönleri olmalı.” (s.140)

“Herkesin bir fincan kahvesini içeceği bir yakını vardır. Herkes içini, yalnız içine dökmez.” (s.144)

“Kelimeler, bizi gerçeklerden uzaklaştıran küçük tuzaklardı.” (s.210)

“Belirli düşüncelerim yoktu. Bazı şeyleri de düşünmekten korkuyordum. Bugün sağlam inançlarım var. Düşünceler de insanları iyileştirebilir.” (s.243)

“İnsana ancak hayallerinde karşı konulmaz.” (s.351)

“Kendimi yaşamak zorundayım.” (s.396)

“Hemen birbirimizi eskitmeyelim. Dur ıslanmışsın, sana kuru bir şeyler vereyim, deme. Hürriyetime düşkünüm, biliyorsun. Nasıl olsa kururum. Günlük yaşantıların küçük koşuşturmaları içinde bunalmayalım, nefes nefese kalmayalım. İnsan kendini kaybediyor sonra.” (s.397)

“Uzun ve durgun bir yaşantı için aklımızı koruyalım. Çünkü Sevgiciğim, sen de biliyorsun ki, en büyük hazinemiz aklımızdır.” (s.397)

“Aptal olmalıyız albayım, aptal. Bütün kurtuluşumuz buna bağlı.” (s.413)

“Bu yorgunluklar beni yordu. Bir süre bunları düşündüm sadece. Fakat her zaman seni düşündüm.” (s.417)

“Yorgunluklar vardılar, fakat ümitsizlik yoktular. Sen bir yerde bulunuyordun. Yumuşak bir yerdeydin. Sert köşelere çarpmaktan yorulan aklımın durgun ve sürekli bir aşk içinde ancak seninle birlikte dinleneceğini biliyordum. Bizi başkaları anlamaz Sevgi. Başkalarının aklı başkadır.” (s.417)

“-Eskiden yaşamış bir insan gibi bahsediyorsun kendinden. Sanki geçmişin malı gibi konuşuyorsun.
  -Çünkü ben geçmiş, modası geçmiş biriyim. Burada kendimi temsilen bulunuyorum.” (s.434)

“Her zaman ne istediğini bilir o. Ben, sonrasını düşünmekten, ne istediğimi unuturum. Oysa zaman her şeyi halleder.” (s.451)

4 Tem 2015

Oğuz Atay - Korkuyu Beklerken

“Yalnız kalmaktan korktukça yalnızlığım artıyor.” (s.37)

“Gerçek heyecanım geçmişti; kendimi ancak düşünerek heyecanlandırabilirdim artık.” (s.39)

“Yalnız yaşayan insanların, kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır.” (s.41)

“Acaba iyi bir şey olacak mı? Hayır, dedim kendi kendime. İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. Ya da hiçbir şey çıkmaz.” (s.42)

“Ne zaman vaktin var dedi. Her zaman. Ona bu sözü söylemedim tabii. Her zaman vakti olanlara saygı duyulmaz. Yarın dedim.” (s.43)

“Bir yerden sevmeye devam edebilir miydim? Çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. Ya hiç sevmemişsem bugüne kadar?” (s.63)

“Heyecanlarımı hep gelecekteki günler için saklamıştım; babam öldüğü zaman yeteri kadar üzülmemiştim, mezarın başında küçük ayrıntılara takılmıştım. Bir ağacı, kuşu filan seyrederken değil, düşünürken sevmiştim. Hayır belki de kendimi yaşanacak güzel günler için saklamamıştım: belki de sadece duygularımda her zaman biraz geç kalıyordum.” (s.65)

“Her şey gibi aşk da soluklaşır.” (s.92)

“İçimde nasıl olursam olayım, ne biçim anlatırsam anlatayım, beni anlayacağınız hakkında sarsılmaz bir güven duygusu var.” (s.114)

“Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?” (s.196)

10 Haz 2015

Oğuz Atay - Tutunamayanlar

“Başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilmesi için önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum ben.” (s.94)

“Kelimeleri daha önce, öyle kötü yerlerde kullanmış oluyoruz ki, kirletir diye korkuyoruz duygularımıza dokunursa.” (s.110)

“Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim. Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda.” (s.113)

“Önce kelime vardı diye başlıyor Yohanna’ya göre İncil. Kelimeden önce de yalnızlık vardı. Ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti yalnızlık. Kelimenin bittiği yerde başladı; kelime söylenemeden önce başladı. Kelimeler yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler, yalnızlığı anlattı ve yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız kelimeler acıyı dindirdi ve kelimeler insanın aklına geldikçe, yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.” (s.151)

“İnsan yapısındaki çelişkiler, onun ne ölüme ne de sonsuzluğa bir türlü dayanamadığını gösteriyor.” (s.155)

“Ne yazık onlara ki kendilerine açılan saf bir kalbi zaaflarından istifade edilecek, istismar edilecek bir akılsız sayarlar. Onların, geleceği yaratan insanlar arasında yeri yoktur. Unutulacaklardır.” (s.221)

“Çok konuşuyorum kendimle bugünlerde. Ne yapayım? Başkalarının sohbetinden hoşlanmaz oldum.” (s.290)

“Ne gördün bütün kapıların birer birer kapandığı bu dünyada? Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana? Birdenbire: "Buraya kadar!" dediler. Oysa, bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara; pencereden görünen hiçbir ağacı, hiçbir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin. Üstelik, "daha önce haber vermiştik" derler. "Her şeyin bir sonu olduğunu genel olarak belirtmiştik. Yaşarken eskidiğini ve eskittiğini söylemiştik." (s.321)

“Salı günü ne yapmalıyım? Çarşamba günü nereye gitmeliyim? Perşembe günü hangi kitabı okumalıyım? Ne zaman yemek yemeliyim? Ne zaman uyumalıyım? Arada boşluk bırakma sakın. Tehlikeli oluyor benim için. Rüyalardaki gibi hep benim yanımda ol.” (s.379)

“Bir anlam aramamalı. Anlam kadar insanın hayatını zehir eden bir kavram yoktur. İnsan, akıllı bir görünüşle, en saçma sözleri bırakabilir çevresindeki insanların yarattığı boşluğa.” (s.403)

“Yaşamaktan utanıyordu herhalde. Hayata karşı ayıp oluyordu.” (s.447)

“Büyük ve güzel şeylerin dışarı çıkmasına izin vermiyor, korkuyoruz. Düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. İnsan olmaktan korkuyoruz.” (s.453)

“Senin için sevmek, su içmek gibi rahat bir eylem. Ben, her an uyanık olmalıyım.” (s.453)

“Beni bir gün unutacaksan bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi boş yere mağaramdan çıkarma beni alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna tedirgin etme beni bu sefer geride bir şey bırakmadım tasımı tarağımı topladım geldim neyim var neyim yoksa ortaya döktüm beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim. bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim.” (s.473)

“Yatak odasına güllü perdeler asıyoruz. Ben çarşıdan patlıcana alıyorum, sen ortalığa bakıyorsun. Resmini dairede masamın üstüne koyuyorum sen de resmimi tuvaletinin üstüne yerleştiriyorsun. Yatağımızın yanında kitaplarımız duruyor. Benim komodinimin üstünde benimkiler duruyor, senin komodininin üstünde seninkiler duruyor. Işıklarımız da gece lambalarımız da ayrı fakat kalplerimiz bir çarpıyor. Sen dört ben altı sayfa okuyunca uykumuz geliyor. Aynı anda birbirimize doğru dönüyoruz, öpüşüyoruz. Aynı anda Fransızlar gibi iyi geceler diliyoruz. Amerikalılar gibi birbirimize arkamızı dönüyoruz. Sabaha tekrar buluşmak üzere ayrılıyoruz.” (s.476)

“Cennet muhallebiden duvarlar demek değildir sayın yetkili. Cennet, insanların birbirlerini dinlemeleri demektir, birbirlerine aldırmaları, birbirlerinin farkında olmaları demektir.” (s.510)

“Yaşamak, aynı zamanda yaşamış olduklarını hatırlamak demektir.” (s.519)

“Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.” (s.594)

“Bir silgi gibi tükendim ben. Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa. Ben kurşun kalem silgisiydim, azaldığımla kaldım.” (s.598)

“Aptalca duygulanmaktan korktuğum için çevremi akılla doldurmuşum. Aşktan, üzüntüden bahsedebileceğim aptal insanları arıyorum.” (s.599)

“Herkesin istediği gibi yaşadığı o uzak ülkenin özlemini duyuyorum.” (s.669)