E. M. Cioran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
E. M. Cioran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haz 2017

E.M. Cioran - Var Olma Eğilimi

“İnsan her zaman taşıdığı ben tarafından telef edilir: Bir isme sahip olmak kesin bir yıkılma biçimine talip olmaktır.” (s.9)

“Kuşkusuz her şey bilinçlerimizde bozulup çürüyor: Boşluk bile kirli orada.” (s.38)

“Hiçbir dış etki sizi zorlamadığı halde, hiçbir yere ait olmamak kolay değildir. Mistikler bile ancak korkunç çabalar pahasına arınmaya varır. Kendini dünyadan söküp çıkarmak, ne yaman bir yok olma uğraşı!” (s.55)

“Umutlarınızı yoldan çıkarmak arzusunda değilim: Yaşam üstelenecek bu işi. Herkes gibi siz de bozgundan bozguna geçeceksiniz.” (s.92)

“Kuşku, onu çürüten ya da onunla savaşan her şeyle artar; başka bir hastalığın içindeki hastalıktır bu, takıntı içinde bir takıntıdır. Dua ediyorsanız, duanızla aynı düzeye çıkar; sayıklarsanız, tümüyle buna öykünüp bunu gözetecektir; bir baş dönmesinin ortasında, baş döndürecek şekilde kuşkulanacaksınız.” (s.95)

“Ne zaman ki bir takım şeylere önem verdiğimi görsem kendi kafamı suçlarım, ona güvenmem ve bir zayıflıktan, bir bozukluktan kuşkulanırım. Kendimi her şeyden kurtarmaya, kendimi kökümden sökerek yükselmeye çalışıyorum; beyhude ve yararsız olmak için, köklerimizi kesip atmalı, metafizik yabancılar haline gelmeliyiz.” (s.95)

“Hiçlik beni sardığında ve, Doğulu bir söze göre “boşluğun boşluğuna” ulaştığımda, böyle bir aşırılıktan yıldırım çarpmış gibi, son çare olarak Tanrı’ya başvurduğum olur, bu ancak kuşkularımı ayaklar altına alma, kendimle çelişme ve ürpertilerimi çoğaltarak, orada bir uyarıcı arama arzusundan olsa bile. Boşluk deneyimi inançsızın mistik eğilimidir, yalvarma olanağıdır, onun doluluk ânıdır. Sınırlarımızda, bir Tanrı çıkıverir ortaya, ya da onun yerini tutan bir şey.” (s.97)

“Derinliklerle ilişkisini kesmeyen, onlarla düşüp kalkan kişide bir saygı uyandırmıyor “gizem”, ondan hiçbir şekilde söz etmez, ne olduğunu da bilmez; orada yaşar... İçinde devindiği gerçeklik ondan başkasını kapsamaz; daha aşağı ve ötede hiçbir alan yoktur; o, her şeyin aşağısında ve her şeyin ötesindedir. Aşkınlıktan usanmış, zihinsel işlemlerin ve onlara bağlı yükümlülüklerin üstündedir, dayanağı sonu gelmez ilgisizliğidir... Ne din, ne metafizik karıştırır kafasını; dipsizlikteyken neyin dibini bulacak ki? Doymuştur kuşkusuz? Ama hâlâ var olup olmadığını bilmez.” (s.173)

“Bahara özgü bir yok olma, yıkımdan daha çok bir sona ermedir ölüm, bizzat kendimizin üstüne daha iyi çıkalım diye döndürür başımızı; aşk da öyledir, bir çok yönden akrabadır ölümle: İkisi varoluşumuzun sınırlarını parçalayacak derecede zorlar, bizi darmadağın edip güçlendirir, bütünlük diye bin dereden su getirip yıkıntıya çevirirler. Birbirinden ayrılmaz olduğu kadar birbirine de indirgenemez olan öğeleri temel bir muğlaklık oluşturur. Evet, bir noktaya kadar, aşk yoldan çıkarır bizi, nice genişleme ve gurur duyguları arasında! Keşke ölüm de nice ürpertilerle öyle çıkarsa bizi yoldan! İçimizdeki insanı bu duygularla, bu ürpertilerle aşarız, ben’in kazalarını da.” (s.186)

12 Şub 2017

E. M. Cioran - Gözyaşları ve Azizler

“Hayat bizim için bir sürgün ve boşluk da bir vatan mı yoksa?” (s.9)

“Bizim azizlerle yakınlaşmamızı sağlayan bilgi değil, derinliklerimizde uyuyan gözyaşlarının uyanmasıdır. Ancak o zaman ve onlar aracılığıyla bilgiye ulaşabiliriz ve nasıl aziz olunabileceği, bir insan olduktan sonra anlaşılır.” (s.19)

“İnsanların iç çekişlerini kendi boşluğuna gömüp onlara kucak açan bir Tanrı’ya istedikleri zaman başvurabildikleri bir dönem yaşanmıştır. Bugün acılarımızı, sıkıntılarımızı anlatabileceğimiz biri olmadığı için teselli bulamıyoruz. Bu dünyanın bir zamanlar Tanrı’da olmuş olduğundan nasıl şüphe edilebilir? Tarih insanların bir yüce varlığın titreyen hiçliğine doğru yöneldiklerini hissettikleri bir geçmiş ile dünyada hiçbir şeyin ilahi bir soluğun dışında kalamadığı bir bugün arasında bölünmüş durumda.” (s.20)

“Mahşer gününde yalnızca gözyaşları dikkate alınacaktır.” (s.21)

“Gözün görebileceği alan sınırlıdır, göz her zaman dışarıdan görür. Ama dünya, yüreğin içinde olduğu için bilgiye ulaşabilme konusunda tek yöntemdir içe bakış. Yüreğin görsel alanı? Dünya, artı Tanrı, artı hiçlik. Yani her şey.” (s.21)

“Yaşam, doğal yönünü kaybettiğinde başka bir yön arar kendisine. Göğün mavisinin uzun süre en yüce aylaklık yeri olması böyle açıklanabilir.” (s.21)

“Çektiğimiz acıların bizi bir yere götürdüğünü söyleyerek yoldan çıkarmadılar mı bizi bu acılar? Bizi hiçbir yere götürmeyen acılara alışmıştık, acılarımızın boşluğu büyülemişti bizi, kendi yaralarımıza bakarken mutluyduk.” (s.23)

“Tanrı, yüreğin bir yanılgısından başka bir şey olmasın! Dünyanın aklın yanılgısından başka bir şey olmaması gibi.” (s.27)

“Şarap insanların Tanrı’ya yaklaşmaları için ilahiyattan daha fazla çaba harcamıştır. Kederli sarhoşlar – ama başka türlü bir sarhoşluk mümkün müdür?- “ (s.30)

“Tanrı yalnızlıktan korktuğu için yaratmıştır dünyayı. Yaratılışın tek açıklaması budur.” (s.36)

“Her şey hiçbir şeydir. Manastırların ilk söylediği şey budur. Hiç ve Tanrı arasında bir adım bile yoktur, çünkü Tanrı “hiç”in pozitif ifadesidir.” (s.41)

“Dünyanın verdiği yorgunluk dinsel bir biçime büründüğünde Tanrı kendimizi unutmak için atladığımız bir deniz olur.” (s.45)

“Yalnız bir insanın yapması gereken şey daha fazla yalnızlaşmaktır.” (s.60)

“Çocuklar da âşıklar gibi mutluluğun sınırını önceden sezerler.” (s.66)

“Nasıl oluyor da bir camın saydamlığı bizi hayattan bu kadar ayırabiliyor? Aslında bir pencere, bizi dünyadan bir hapishanenin duvarına göre daha fazla ayırır. Hayata baka baka sonunda unutursunuz onu.” (s.68)

“Hayatta ilkbahar sonu histerisi gibi bir şey vardır.” (s.69)

“Başkalarını öldüren şeyler beni yaşatıyor. (Michelangelo) Yalnızlık üstüne söylenecek daha fazla bir şey yok.” (s.70)

“Gece gündüz okumak, ciltleri yutmak, uykusuzluklar... Çünkü hiç kimse öğrenmek için okumaz, unutmak için okur insan. Geleceği ve takıntılarını yok ederek bunalımın kaynağına kadar gitmek.” (s.76)

“Beni sadece davetsiz bir misafir gibi kabul eden dünyayı affedebilecek miyim?” (s.77)

“Rilke’nin şiirindeki, üstümdeki bu gökle yaşayamıyorum artık, diyerek ağlayan o kör kadına ne söyleyebiliriz? Biz de ayaklarımızın altındaki bu yeryüzüyle artık yaşayamadığımızı söyleseydik, bu onu rahatlatır mıydı?” (s.84)

“Bu dünya bir zamanlar Tanrı’da yaşamış olmalı.” (s.84)

“Hayat yolunda ilerledikçe bir şey öğrenmediğinizi, sadece anılara gittiğinizi daha iyi anlıyorsunuz. Sanki bir zamanlar yaşadığımız dünyayı yeniden icat etmeye benziyor bu. Bir kazancımız yok, sadece kendimizi yeniden kazanıyoruz.” (s.88)

“Mutluluk hakkında yalnızca duyduklarımı söyleyebilirim.” (s.88)

“Bir insanı ruhundan yükselen müzik ölçüsünde tanıyabiliriz sadece.” (s.93)

“Daha önce olmuş olmalı her şey. Hayat bana bu yüzden korkutucu bir dalgalanma şeklinde görünüyor.” (s.94)

“Kaç düş kırıklığından ve kaç bireyden kurtulmuş olurduk kendimizi koyverseydik? Öldürmediklerimizin cesetlerini gömeriz ruhlarımıza. Mizantropi, onların çürüyen bedenlerinden yayılan zehirdir. Hepimizin içinde başarısızlığa uğramış bir infazcı yatar.” (s.102)

“İçinde ölecek hiçbir şeyi kalmamış insana Tanrı acısın.” (s.111)

17 Oca 2017

E. M. Cioran - Burukluk

“Hakikatler... Artık onların yükünü çekmek istemiyoruz, ne de onlara kanmak ve suç ortağı olmak... Bir virgül için ölünen bir dünya düşlüyorum.” (s.7)

“Aşka, hırsa, topluma sırt çevirenlerden kendinizi sakınınız. Vazgeçmiş olmanın intikamını alacaklardır.” (s.8)

“Esrar- ötekileri aldatmak, onlardan daha derin olduğumuza onları inandırmak için kullandığımız kelime.” (s.12)

“Kötümser, kendine her gün başka varolma nedenleri icat etmek zorundadır. Bir hayatın “anlamı” kurbanıdır.” (s.13)

“Temel bir yanılgı olmasından da evvel, hayat, ne ölümün ne de şiirin düzeltmeyi başarabildiği bir zevksizliktir.” (s.17)

“Zihnin ıstıraplarında bir ağırbaşlılık vardır ki, beyhude yere kalbinkilerde de aranır. Kuşkuculuk, kaygının zarafetidir.” (s.17)

“Her düşünce, bir tebessümün yıkıntısını andırmalıdır.” (s.18)

“Yapayalnız olmanın kinizmi, küstahlıkla yumuşayan bir azaptır.” (s.21)

“Bilime itiraz: Bu dünya bilinmeye layık değil.” (s.22)

“Gerçek bende nefes darlığı yapıyor.” (s.25)

“Kendini çekilmez kılmayı bilmeyen kimse yalnızlığına göz kulak olamaz.” (s.46)

“İnsan otuzunu geçtiğinde, olaylarla bir gök bilimcinin dedikodularla ilgilenmesinden fazla ilgilenmemelidir.” (s.56)

“İntiharın çürütülmesi: Hüznümüzün hizmetine onca gönülden girmiş bir dünyayı bırakmak kabalık olmaz mı?” (s.56)

“Eğer Tanrı’ya inansaydım, kendimi beğenmişliğimin haddi hududu olmazdı: Sokaklarda çırılçıplak dolaşırdım.” (s.60)

“Her yerde olma avantajının sefasını süren Tanrı değil, acıdır.” (s.61)

“Bitip giden bir aşk, öylesine zengin bir felsefi sınavdır ki, bir berberi Sokrates’in dengi yapar.” (s.69)

“Bazen uzak ve buğulu bir aşk düşlüyorum, bir parfümün şizofrenisi gibi...” (s.70)

“Her birimiz kendi korkumuzun içine kapanırız, kendi fildişi kulemize.” (s.87)

12 Oca 2017

E. M. Cioran - Çürümenin Kitabı

“Bütün cinayetlerinin sorumluluğu tapma gücündedir: Bir Tanrı’yı yakışıksızca seven kişi, başkalarını da onu sevmeye zorlar, buna razı olmazlarsa onları yok etmeye de hazırdır. Hiçbir hoşgörüsüzlük, ideolojik taviz vermezlik veya din yayıcılığı yoktur ki, şevkin hayvani temelini açığa vurmasın.” (s.7)

“Aşırı hassas yalnızlıklarımız, ötekiler için ne cehennemdir! Ama hep onlar için, bazen de kendimiz için icat ederiz görünümlerimizi...” (s.13)

“Hükümsüz sırları biriktire biriktire, anlamsızlığı tekeline ala ala, hayat ölümden fazla ürküntü verir: büyük meçhul odur.” (s.14)

“Doyasıya yaşanan her saplantı kendi aşırılıklarıyla kendini ortadan kaldırır.” (s.15)

“Sıkıntı, kendi kendine yarılan zamanın içimizdeki yankısıdır, boşluğun açığa çıkmasıdır, hayatı destekleyen –ya da icat eden – o sayıklamanın kurumasıdır.” (s.17)

“Her birimiz, yalnızlığa karşı işlenen günah, yani insanlarla alışveriş tarafından yozlaştırılmaya yazgılı bir saflık dozuyla doğarız. Zira her birimiz, kendimize hasredilmiş olmamak için elimizden geleni yaparız.” (s.20)

“Dünya yalnızlığımızı bozmuştur, ötekilerin üzerimizde bıraktığı izler silinmez bir hale gelir.” (s.20)

“Hiçlik karşısında her kelimeyle bir zafer kazansak bile, onun zorbalığına daha da fazla maruz kalmamıza yol açar bu. Etrafımıza saçtığımız kelimeler oranında ölürüz. Konuşanların sırrı yoktur. Ve hepimiz konuşuruz. Kendimize ihanet eder, kalbimizi teşhir ederiz; her birimiz dile gelmezliğin celladıyızdır; her birimiz sırları, en başta da kendi sırlarımızı yok etmek için yırtınırız. Ötekilerle görüşmemiz de, kendimizi boşluğa doğru bir yarış içinde hep birlikte alçaltmak içindir; ister fikir teatisi olsun, ister itiraflar ya da entrikalar... Merak, sadece  dünyaya düşüşe değil, her günkü sayısız düşüşe yol açmıştır.” (s.21)

“Kendini iletişimsizliğe bırakmanın, tesellisiz ve sessiz heyecanlarımızın ortasındaki gerilimin dışında, hayat, koordinatları belli olmayan bir alan üzerinde koparılan patırtıdır; evren ise, sara hastalığına tutulmuş bir geometri.” (s.21)

“Şiire doğru dönmemek elde mi? Onun da, tıpkı hayat gibi, hiçbir şey kanıtlamama mazereti var.” (s.21)

“Tek olmaktan duyduğu gurur, insanı kendi derdine aşık olmaya ve tahammül etmeye teşvik eder. Bir ıstırap dünyasında, ıstırapların her biri, diğerleri nazarında tekbencidir. Mutsuzluktaki özgünlük, onu kelime ve hisler bütünü içinde tecrit eden sözel niteliğe bağlıdır.” (s.23)

“Bir Pazar öğleden sonrasına dönüşmüş evren. Sıkıntının tasviridir bu – evrenin de sonu.” (s.26)

“Aşkın tek işlevi, bizi bir haftalığına –ve sonsuza dek-  yaralayan ölçüsüz ve acımasız Pazar öğleden sonralarına dayanmamıza yardım etmesidir.” (s.27)

“Ama dünya içinde kendimizi nasıl unutabiliriz?” (s.27)

“Bir ruh, sadece üzerine aldığı tahammül edilmez şeylerin miktarıyla büyür ve telef olur.” (s.31)

“Beklenti içinde, henüz olmayanın içinde yaşamak, gelecek fikrinin varsaydığı kışkırtıcı dengesizliği kabul etmektir. Her nostalji, şimdiki zamanın bir biçimde aşılmasıdır. Pişmanlık halindeyken bile dinamik bir nitelik taşır: geçmişi zorlamak istenir; geri dönüşsüz olan şeye itiraz etmek, geriye doğru hareket etmek istenir. Hayat ancak zamanın ihlal edilmesiyle bir içeriğe kavuşur. Başka yer saplantısı,, anın imkansız olmasıdır; bu imkansızlık da nostaljinin ta kendisidir.” (s.34)

“Omuzlarımızın ve düşüncelerimizin üzerinde ağır yüklerle bir hapishanede doğmuşuz; kesip atma imkanı bizi bir sonraki gün yeniden başlamaya teşvik etmese, tek bir günün bile sonunu getiremezdik.” (s.39)

“Dünya, gözyaşlarının biriktiği bir yerdir.” (s.41)

“Bu dünyada hiçbir şey kendi yerini bulmuş değildir, başta bizzat dünya olmak üzere.” (s.42)

“Hayat yasalarının başında çürüme gelir: kendi kalıntılarımıza cansız nesnelerin kendi kalıntılarına olduklarından daha yakınızdır; onlardan önce pes ederiz ve yok edilmez gibi görünen yıldızların bakışları altında kaderimize doğru koşarız. Ama bizzat yıldızlar da, sadece yüreğimizin ciddiye aldığı, sonra da istihza noksanlığının kefaretini büyük acılarla ödediği bir evrenin içinde ufalanırlar.” (s.43)

“Tanrı ve insanın adaletsizliğini hiç kimse düzeltemez.” (s.42)

“Eğer her kederlendiğimizde ağlayarak kurtulma imkanımız olsaydı, teşhissiz hastalıklar ve şiir ortadan kalkardı.” (s.45)

“Hep bekleriz, haya da cevher haline gelen bir bekleyiştir sadece.” (s.48)

“Eğer düşüncede öldürdüklerimiz hakikaten yok olsalardı, yeryüzünde kimse kalmazdı.” (s.56)

“Saatler boyunca başka saatleri bekleriz.” (s.60)

“İçimizde sadece özgül bir biçimde kendimiz olmamıza yol açan şeyler sağlıklıdır.” (s.60)

“Dünyadaki her şey bize hatlarımızı yansıtır ve gece bile, kendimiz hayranlıkla seyretmemize engel olabilecek kadar yoğun değildir asla.” (s.61)

“Kökeninde aldatıcı ve yıkıma mahkum olmayan hiçbir yeni hayat görmedim şimdiye kadar. Her insanın zaman içinde ilerleyip bunaltılı bir geviş getirmeyle kendini tecrit ettiğini, yenilenme niyetine de ümitlerinin beklenmedik yüz buruşturmasıyla karşılaşıp kendi içine düştüğünü gördüm.” (s.70)

“Arzularımızın her biri dünyayı yeniden yaratır, düşüncelerimizin her biri de yok eder.” (s.71)

“Bana şu dünyada iyi başlayıp kötü bitmeyen tek bir şey gösterin.” (s.75)

“Yaşamak şu anlama gelir: inanmak ve ümit etmek –yalan söylemek ve kendine yalan söylemek.” (s.84)

“Hayaletlere gönül vermiş bir toz zerresi, insan budur işte.” (s.85)

“Yalanlar hiyerarşisinde hayat en ön yeri işgal ediyorsa, hemen ondan sonra, yalan içinde yalan olan aşk gelir. Melez konumumuzun ifadesidir; etrafında topladığı büyük mutluluk ve ıstırap gereçleri sayesinde, kendimize başkasında bir vekil buluruz. Bir çift göz hangi yutturmacayla yalnızlığımıza sırt çevirtir bize? Zihin için bundan daha aşağılayıcı bir iflas var mıdır? Aşk bilgiyi rehavete sokar; yeniden uyanan bilgi aşkı öldürür.” (s.85)

“Kederlerin yerini fikirler alır.” Marcel Proust (s.93)

“Bir şairin yaşamı bir yere varamaz. Gücünü, girişmediği her şeyden, ulaşılmazlıkla beslenen tüm anlardan almaktadır.” (s.96)

“Fazla kullanılan duygular aşınır ve değersizleşirler.” (s.98)

“Tıpkı bir ülke gibi ruh da ancak kendi sınırları içinde serpilip gelişir.” (s.98)

“Modern kendini beğenmişliğin haddi hududu yoktur: kendimizi bütün geçmiş yüzyıllardan daha aydınlanmış ve daha derin zannederiz. Bir Buda’nın öğretisinin binlerce varlığı yokluk meselesinin karşısına getirdiğini unutarak, bu meseleyi bizim keşfettiğimizi hayal ederiz; çünkü terimlerini değiştirmiş ve içine bir parçacık teferruatlı bilgi katmışızdır. Fakat hangi batılı düşünür bir Budist rahiple muhayeseyi kaldırabilir ki? Kendimizi metinlerin ve terminolojilerin içinde kaybederiz.” (s.134)

“Fakat yıllar geçtiğinden, gençliğimin gururunu kaybediyordum: Her gün bir tevazu dersi gibi, hala hayatta olduğumu, hayatın çürüttüğü insanların arasında rüyalarıma ihanet ettiğimi hatırlatıyordu bana.” (s.152)