Aslı Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aslı Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şub 2013

Aslı Erdoğan - Hayatın Sessizliğinde


“Damarlara sızan pastır yalnızlık. Bileklerden yüreğe geri döner.” (s.7)

“Dağılmam, kollara ayrışmam, bulduğum her çatlaktan sızmam, ölülere dirilere karışmam gerekiyor. Taşıyamadığımda kendimi geride bırakmam...” (s.15)

“Her şeyi yitirdiğimde elimde yalnızca hayat kalır. Ama bu kadar büyük hayatın içinde, ben seni yeniden nasıl bulacağım?” (s.24)

“İnsan yüreği bir aynadır derlerdi eskiden.  Sonsuza dek tutmak isteyeceği  görüntüyü arayan.” (s.31)

“Biliyorum bir insanı kaybetmek, zorlukla ulaşılmış bir doruktan aşağı yuvarlanmaktır.” (s.72)

“O zamanlar masumdum.  Çünkü canım acıyor ama bir suçlu aramıyordum.” (s.78)

“Dünyayla savaşa kalkışacaksan onun tarafını tutmalısın, kendini değil.” (s.106)

“Pazar günleri çarçur edilmek içindir, çünkü aslında diğer günleri çarçur ettiğimizi ancak böyle unutabiliriz.” (s.117)

“Bütün gece boş beyaz kağıtların başında oturdum, bu dünyayla yaşıt gibi duran hayal kırıklığının tam ortasından konuşmak için.” (s.142)

“Yazmak sözcükleri bir anahtar deliğine dönüştürmek değil mi, gözünü dayayana koca bir dünya açılsın. Ama ben özgürlüğün ne olduğunu hala bilmiyorum, bu çıplak, derisi yüzülmüş halimle de koca dünyaya dayanamam. Tek bildiğim, ona yer açmaya çalıştığımda, içimdeki son çemberin de dağılıp parçalandığı.” (s.160)

“Dünya hiçbirimizin dışında değil. Belki hayat dediğimiz de budur yalnızca, bilmediğin bir şeyin peşinde koşadurmaktır, adlandıramadığın için çağıramadığın.” (s.161)



9 Şub 2013

Aslı Erdoğan - Kırmızı Pelerinli Kent


“Sen ölümümdün.
  Seni tutabildim,
  Her şeyi yitirirken…” (Paul Celan)

“Ölüm korkusu, yoğunlaştıkça siliniyor olmalıydı, mutsuzluk gibi.” (s.16)

“Bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte varılması gereken yer o noktadır.” (Kafka) (s.35)

“Erdemlerden de vazgeçilmez şeyler vardır. Çaydaki limon gibi, Pazar gazetesi ya da İtalyan mozarellası gibi…” (s.38)

“Beni serüvenden serüvene sürükleyen ne tutkuymuş ne de cesaret. Belki kaçma isteği, ama geçmişimden değil, geçmişimle birlikte kaçıyormuşum. Çarptığı cüzdanla son sürat koşarken paraları sağa sola döken bir yankesici gibi.” (s.43)

“Hiçbir ego, kendi gerçeğiyle baş edecek denli küçük değildir.” (s.65)

“Gerçeklik, yanılsama olduğu unutulan yanılsamadır.” (Derrida) (s.71)

“Kendimi olduğumdan daha büyük göstermek için yazıyorum. Çünkü çok, çok küçüğüm…” (s.105)

“Sıfır noktasına varan herkesin bildiğini o da biliyor artık, insanın yoluna çıkan bütün cesetler, onu tek bir yerinden, en zayıf yerinden vurur: kendi içindeki cesetten.” (s.124)

“Her insanın kaderi, ancak o insanın belleğinde var olana benzediği ölçüde kişiseldir.” (Eduardo Mallea) (s.130)

12 Şub 2012

Aslı Erdoğan - Bir Delinin Güncesi

"Sonunda şövalye ruhlu biri çıkıp "Akla Karşı Manifesto"yu kaleme aldı. Türkiye'de tek bir gerçek deli bulunmadığını, Türk delilerinin sorununun delilik yoksunluğu olduğunu kanıtladı." (s.9)

"Bugün, dev taşlar gibi yığılmış olguları, önemli şeylerle ilgilenenlere bırakıyorum. Beni çeken yalnızca aralarındaki fısıltı. Belli belirsiz, saplantılı...Kayalar dolusu olguyu eşeleyerek elde edilen bir avuç gerçeklik tozunun peşindeyim. Gerçeği söylemiş olur, gölgeden söz eden..." (s.15)

"Dünya dediğin camda bulanık bir imgeden başka nedir ki! Lekeli, çok lekeli, hiçlik üzerine uzun bir şiir..." (s.16)

"Bu ülkede yaptığınız yapacağınız hiçbir şeyle gurur duymanıza izin vermeseler de, bir çift uzun bacakla fütursuzca böbürlenebilirsiniz." (s.18)

"Dünyadan tiksinmekle onu çözümlemek arasında kararsızım." (s.28)

"Senin yaptığın bir tür dilencilik aslında, yaralarına herkesten fazla sadaka istiyorsun." (s.28)

"Ateşin pervaneyi çekişi gibi beni çeken sözcükler doğmuştu: Aşk, özgürlük. Yaşam, göz boyayıcı vaatleriyle, dolu dolu uzanıyordu önümde. Onu avuçlamalı, var gücümle suyunu sıkmalıydım. Kafa tutmalıydım. Hayatta olmak bile beni ağlayacak denli coşturuyordu." (s.34)

"Neye elimi atsam saf yalnızlığa dönüşüyordu. Yarı-karanlık, hüzünlü bir arayış: Yaşam nerede?" (s.35)

"Unutun beni. Zaman merhametlidir inanın. İnsanlardan daha merhametli." (s.39)

"En korktuğu şey görülmemektir. Başkalarının bakışı olmadan nasıl kendinin farkında olabilir ki?" (s.58)

"Denize saygı duyar çünkü onu şiirlerde okumuştur. Hayatı, beceriksiz bir yönetmenin elinden çıkma kötü bir film gibi." (s.58)

"O kadar çok şey bilir ki, artık yalnızca kendi görüşlerini doğrulamak için okur. Kentler, kadınlar, doğan her şey onun görüşlerine uyarlanır. Uyarlanamayan bir şey varsa, o zaten yoktur." (s.59)

"Hayatınızdaki her şeyin biraz boş bulunsanız kayıp gideceğini sezdiğiniz anları bilirsiniz. Ya da aslında dünya bir anlığına boş bulunsa, arka kapıdan sıvışacak olan sizsinizdir. Kim olduğunu düşünmek zorunda kalmayanlar ya hep kazananlardır ya da gerçek vurdumduymazlar..." (s.60)

"Açlıktan ölenler için ekmek bırakmak, gerçekle yüzleşmekten kaçınmanın hesaplı bir yoluydu." (s.67)

"Güçsüze karşı şiddeti alkışlayan, iktidarın karşısında secde eden bir toplum, içselleştirdiği devletin gücüyle esrik, baskıcı ve otoriter bireylerden, gündelik hayatlarında aynı ilişki biçimini yeniden üreten uyurgezer bireylerden oluşan bir toplum... Şu günlerde anlamlı ve onurlu tek çaba, daha az şiddet dolu bir yarın çabası gibi geliyor. Yaralanmış adalet duygumuz ve vicdanımızla yol arkadaşımız yok. Sonuçta değil, yoldadır erdem der çinli bilgeler." (s.68)

"Aşk, sahip olmadığın bir şeyi, var olmayan birine vermektir." (s.74)

"Bence size çılgınlar gibi tutkun sevgilileriniz ya da istediğiniz an böylelerini bulma garantileriniz olmasaydı, aşk üzerine bu kadar atıp tutamazdınız." (s.75)

"Yazan herkese sorulur: Neden yazıyorsun? Kolayca kabul gören yanıtlar şunlardır: Bu bir yaşama biçimi, varoluş biçimi, varoluş mücadelesi. Benim ezberim ise şöyle: Kendi sesimi duymak için..." (s.77)

"Kadınlık kavramıyla, kadın olmanın gerçeği arasındaki boşlukta biçimlenir gerçek öykümüz. Tahakkümün şaşmaz kuralı dilsizleştirmek, tarihin, sözün, aklın taşıyıcısı karşısında, kımıltısız, suskun bir nesneye çevirmektir. Geriye kalan tek şey ayağa kalkmak: "Ben bir özneyim, sizin kavramlarınıza sığdığım ölçüde varolmayı reddediyorum, üstelik kendi varlığımı dünyaya yansıtmak ve dünyayı kendi varlığımın bir ifadesine dönüştürmek istiyorum." diyebilmektir." (s.79)

"Oy vermenin anlamı, izin verilen seçenekler arasında en hoş görülebiliri seçmek değil, bir reddin, direnişin örgütlenmesi olmalı. Son söz: Özgürlük hiçbir şeydir, özgürleşmek her şey." (s.79)

"Yeniden dirilmeyi umuyorsan, toprağa gömülmen gerek, yalana değil. Bir ağaç gibi köklerini derinlere sal ki karanlıkta büyüyebilesin. Gerçek olmak, yaşamı üstlenmektir." (s.81)

"Özgürlük zor iştir. İnsanlar kendilerine ait olması gerektiğine inandıkları bir şeyin eksikliği olarak yaşarlar onu." (s.81)

"Dünya sana öfkelenecek, sen ona benzeyene değin. Dünya seni yaralayacak, sen dünya olana değin." (s.82)

"Aşkı küllenmiş bir sözcük sanmıştım. Aşk bir cehennemmiş. Ve cehennemden sakınanlar onu yitirirler." (s.82)

"Kimdir öteki? Bizden olmayan ama bizi tanımlayabilmek için gereksindiğimizdir. Kendisinden başka her şeyi göstermesini beklediğimiz aynadır bazen de." (s.87)

"Bir insanı tanımak için onunla yolculuk yapın derler. Bir kentinse iliğine dek sahici kesildiği an, yıllar sonra ona döndüğünüz zamandır." (s.87)

"Ayaklar altında çiğnenmiş, askıya alınmış, delik deşik edilmiş yaşama hakkına sahip çıkmak zorundayız. Zulmün, şiddetin, nefretin iktidarını önlemek, celladın dilinin hepimize sirayet etmesinden korunmak için. Ötekini tanımadan kendini tanımanın, kendini üstlenmenin mümkün olmadığını görmeli, insanın kendinden bir parçayı öldürmeden, başkasını öldüremeyeceğini kabul etmeliyiz. Belki de insanca olan her şeyin son sığınağı, gene de insanlık kavramı." (s.130)

"Ben idama karşıyım. Zaten öldürmenin yararları üzerine bir tartışma başladığı an da, insan hayatının kutsallığı bitmiş demektir. Dev bir darağacının gölgesinde insana ait hangi değerler savunulabilir ki?" (s.131)

"Bahar insana hep, sanki çiçekler önceden saklanıyormuş da, yetişkin insanlar onları aramaktan sıkılıp vazgeçmesinler diye güneşe çıkmışlar gibi gelir. Bir çocuğun hayatıysa nergis için hem yağmur hem de güneş olan bir nisan gününden farksızdır. (Oscar Wilde)"

"Bırakın ağlayayım. Bu bir yaşama arzusu." (s.144)

"Bir türlü doldurulamayan kağıt yığınlarına bakıyorum. El sürülmemiş beyazlığın ayartıcılığına güvenerek... İnsan soyunun en belirgin özelliği iz bırakma isteği değil mi? Yazmak, yarı çılgın bir kendi kendine konuşma alışkanlığına dönüştüğünde güçleşiyor. Çünkü aslında kendimize bile fısıldayabileceğimiz pek az söz kaldı. Oysa herkes kendi sahiciliğinden, başkalarının yapaylığından öylesine emin. Ben değilim." (s.161)

"Neden bataklığın içine atlamalı? Bir sünger gibi emdiğinin çamur olduğunu bile bile? Belki de kimileri için yüreğinin şiirini duymanın tek yolu, cehenneme alevlerle yaklaşmaktır. Yaralar çoğu kez dilsizdir, ama bir konuştular mı, sesleri korkutucudur ve yalan söylemeyi beceremezler. Ellinci yazıyı da buruk bir gülümsemeyle bırakıyorum. Gitsin... Sözde uçar yazı da... Geriye kalan ne? İnanın bilmiyorum." (s.166)

15 Şub 2011

Aslı Erdoğan - Kabuk Adam


"Bazen insana hiçbir şey hatırlamak kadar acı veremez, özellikle de mutluluğu hatırlamak kadar. Unutamamak. Belleğin kaçınılmaz intikamı. Herhangi bir iz taşınıyorsa eğer, bu bir zamanlar bir yara açıldığındandır." (s.1)

"Yalnızlık içsel bir şeydir, taşkınlık da onun dışavurumlarından biridir." (s.30)

"Yalnızlığa öyle alışmıştım ki bir başkasının ilgisini ancak bir tehdit olarak algılayabiliyordum. Yabani bir hayvanın insan karşısında tedirginliğine benzeyen bir duyguydu bu. İçimdeki ceset uyandırılmaktan korkuyordu." (s.32)

"Aslında, ben yazarım. Benim işim öyküler anlatmak. Ben gerçekte fizikçi değildim, diplomalar, dereceler almış olsam da hiçbir zaman bir bilim adamı olamamıştım. İşte ancak o zaman, öyküler anlattığımı söylediğimde Tony beni benimsedi. Onun için gerçek bir insan olmayı o an da başardım, çünkü gerçek bir işle uğraşıyordum." (s.34)

"Akılcı, mantıklı yaklaşımlardan, ucuz sevgi sözcükleri kadar iğrenirim; yeryüzü zekalarından başka bir şeyi olmayan insanlarla yeterince dolu zaten." (s.47)

"Arzu, kolaylıkla bastırılabilir ama asla unutulmaz, artık biliyorum bunu. Bedenin bellek üzerindeki mutlak egemenliği." (s.65)

"Korkmadığını söylediğin şeylerden korktuğuna eminim. İstemediğini söylediğin şeyleri de çok istiyorsun. Umutsuzluk değil seninki, sadece bıkkınlık. Yaşayan herkesin umudu vardır." (s.78)

"Yalnızca kötülüğün en dibine inenler erdemin doruklarına varabilirler." (s.84)

"Bir anıyı yeniden yaşamaya çalışmak ne kadar umutsuz, anlamsızdı. Yapay bir mücevherden daha uyduruk bir şeydi." (s.107)

"Hepimiz okyanusun sonsuzluğunda kaybolmuş yapayalnız adacıklardık; sınırlarımızı aşıp bir başkasına dokunabilmemiz, bir yanılsamaydı yalnızca." (s.114)

"Hayatın bizlere verip verebileceği tek ödül, tek armağan, sevgi dolu bir insandır ve biz böyle bir insanı, ilk fırsatta katlederiz. Sonra da, ömür boyu, bu asla bağışlanmayan günahın lanetini sırtımızda taşırız." (s.123)