Hüsnü Arkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hüsnü Arkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kas 2016

30 Eki 2016

Hüsnü Arkan - Gülhisarlı Terziler

“İnsan, çocukken canlı olmayan şeylerle konuşabiliyor. Tabii, her şeyle konuşulmuyor. O şey önemliyse konuşuluyor. Hayatta bazı eşyalar bir adım öne çıkıyor. Önem kelimesi herhalde buradan geliyor, ön’e çıkmaktan...” (s.9)

“İnsan susarak da bir şey söyleyebilir. Bu olabiliyor. Umut edenler genellikle susuyorlar; kendimden biliyorum.” (s.10)

“Gönlümün bir köşesinde elli yıldır o var. Sarsıyorum, silkeliyorum, kovuyorum gitmiyor. Geniş bir mindere uzanır gibi yayılmış. Köşesi gitgide büyüyor. Bana yer kalmıyor, düşüncelerime, şahsiyetime yer kalmıyor. Başka bir köşeye çekilip siniyorum. Sıkışıyorum. Her doğan güne onu unutmak fikriyle başlıyorum. Ama her batan gün içime aydınlığı çöküyor. Baktığım ufukta o var. gecenin bekçisi bütün kilitleri açıp ortaya karanlığı döktüğünde, kayıp gölgeler onun adını fısıldıyor. Baykuşun şarkısı onu söylüyor. Sırlarımın kapısı hep ona açılıyor.” (s.39)

“İnsanlar acılarını gülümseyerek hatırlamayı ne ara öğrenirler? Hemen mi? Çok sonradan mı, yaşlanınca mı? Artık bu soruların cevabını biliyorum sayılır. Her soruda, her hatırlayışta yeniden öğreniyoruz. Bu eğitim galiba hayatın sonuna kadar bitmiyor. Önemsediğimi kimse söyleyemez ama benim de bir acım var.” (s.53)

“Yaşadığım dünya çok fakirdi. Okuduğum dünyaysa çok zengindi. Zenginlikten parayı kastetmiyorum. İnsanların içleri çok zengindi. Aklımdan geçirdiğim ama bir türlü konuşamadığım şeyleri açıkça konuşabiliyorlardı. Benim yaşadığım dünyada insanlar bir şey yaparlarken niye yaptıklarını kendilerine pek sormuyorlardı. Okuduğum kitaplardaysa herkes soru soruyordu. Soru sordukça içleri ortaya dökülüyordu.” (s.70)

“Çok kitap okudum. Ama hayatta herhangi bir şeyi başarmak için mi okudum, yoksa başaramadığım için mi okudum, bilmiyorum. Benimkisi herhalde müzmin tembellik. Yapmaya, fiiliyata gönlüm yokmuş; yalnızca düşünmeye ve hatta yalnızca anlamaya gönlüm varmış. Belki de, bilmiyorum, gücüm yokmuş.” (s.84)

“Aşkın hayali, belki kendisinden daha tatmin edicidir.” (s.135)

“İnsan, dünyaya, hakikatlere tahammül edebilmek için değişik yollar buluyor. Benimki de bu, okumak.” (s.137)

“Onu görünce ellerimden siyah bir eldiven çıkarmış gibi oldum. Sanki ellerimi ilk kez görüyordum. Daha önce hiçbir şeye dokunmamışım. Hiç el çırpmamışım hatta yemek yapmamışım, pirinç ayıklamamışım, çocukluğumda aynı yatakta yatarken ablamın saçlarını karıştırarak uykuya dalmamışım. Bu ellerin bana ait olduğuna inanamıyordum. Onun yüzünde geziniyorlardı. Burnunda, kulaklarında, bıyıklarında... Allahım bu galiba aşk, diye yazmıştım defterime.” (s.152)

“Başkası diye bir kelime olmasaydı. Yalnızca ben’le idare etseydik. Başkası denen şey çoktan ölmüş olsaydı. Herhalde Tanrı’nın yaptığını yapardık; onu yeniden yaratırdık. Ama o yaşasın diye değil; onu yeniden öldürebilmek için.” (s.165)

“Yalnızlık koyu bir renktir. Ama boş kalabalıklardan daha koyu değildir.” (s.189)

“Dışarıda kar var. Her yer beyaz. Dünya terk edilmiş, sahibi yokmuş gibi.” (s.212)

1 Eyl 2015

Hüsnü Arkan - Uyku

“Ama görüyorsun ya yokluk bile bazen bir zenginliği ifade edebiliyor.” (s.22)

“-Bugün nasılsınız müdür bey?
  -Dünkü gibiyim. Dün de evvelsi günkü gibiydim. İnsan nasıl yıkıldığının farkın varamıyor ki. Benim asıl hastalığım ne biliyor musun? İyimserlik...” (s.22)

“Bir zamanlar çocuk olduğuma inanamıyorum. Büyüdüğüme de inanamıyorum. İşe giden, işten dönen, içine kapanık, sessiz adamı sokakta görsem tanımam. Siz tanır mısınız?” (s.27)

“Bence her insan iki kişidir. Birincisi önden gidip yolu açar. Ama belki de kapatır emin değilim. Öteki bazen irkilerek, korkuyla; bazen de umut ederek onun peşine takılır.” (s.28)

“Benim yaşadığım çağda düşünce kör bir adamdı. İçimizde ürkek adımlarla yürüyor, bazen sopasıyla tesadüfen yaralarımıza dokunuyordu.” (s.31)

“Küçük bir kasabada yaşıyordum. Bir karım ve bir kızım vardı. Gerçeğe benzeyen tek şey belki de onlardı. Ben onların sahibiydim, onlar da benim sahibimdi. Dünyayı parçalara ayırıp, bölüşüyorduk.” (s.39)

“Saklanmak, şaşırtıcı şeylerle karşılaşmaktan bin kat daha iyiydi. Saklanmak, şaşırtıcı bir şey olmaktan bin kat daha iyiydi.” (s.40)

“Gerçek böyle bir şeydi işte; dokunaklıydı.” (s.41)

“Başıma gelecekleri umursamayı, kendime karşı işlediğim vicdani bir suç olarak görüyordum.” (s.45)

“Çiftlik evinde ve köye Vacidan’la benim dışımda kimse kitap okumuyordu. Belki de zamanları yoktu; bilmiyorum. Belki de yaşamdan öğrenmek kolaylarına geliyordu. O zaman şunu anladım: bilgi, başkaları için bir ihtiyaç değilse hiçbir şey yapamazsınız. Dar bir ırmağın üstünde, küçük bir kayıkla kendi kendinize gider gelirsiniz. Siz okuduklarınızla parmak kadar da olsa yol aldığınızı düşünedururken, neredeyse kendi kendinize yarattığınıza inanmaya başladığınız sorunların içinde anlamsızca debelenirken, onlar hayattan öğrendikleriyle size tur bindirirler.” (s.101)

“Güvenliğe duyduğum gereksinimin tutkularımı dizginlemesine izin veriyordum. Bazı şeylere razı olunca, öteki bazı şeyler yaşamımdan uzaklaşıyordu. Farkında bile olmuyordum.” (s.103)

“Yarın var! Çünkü hepimiz bunun için yaşıyoruz.” (s.111)

“Bunca yıl sonra anladığım tek şey şu; ben bir açım ve yalnızca kendi hayatıma diş geçirebilirim. Yasallığı olan biricik suç biçimi budur.” (s.117)

“Onlara güvenmeyin. Hiç kuşkunuz olmasın; onlar vicdanlarıyla da savaşmanın ustasıdırlar.” (s.193)

“Düşünmek bir şeydir çocuk. Üstelik önemli bir şeydir; düşünerek doymuş bir çözelti haline gelebilirsin... Ama yine de gerçek olamazsın. Gerçek olmak için yanlış yapmayı öğrenmelisin.” (s.203)

“Aslında gerçek diye bir şey yoktur. Sana ait bir şey vardır. Yeni bir Tanrı icat etmeyi aklından bile geçirme.” (s.203)

“Biliyor musunuz, hep şu duyguyla yaşanır; biri gelip sizi bulacak... Bütün yaşadıklarınızı aklayacak ve gerçekten yaşamış olduğunuza sizi inandıracak.” (s.205)

“Yaşlılık! Bütün defterlerin son sayfası! Açmaya korkarsınız, kendiliğinden açılır.” (s.206)

“Kendiyle derdi olmayanların başkalarıyla da derdi yok, biliyor musunuz?” (s.211)

7 Kas 2014

Hüsnü Arkan - Uzun Bir Yolculuğun Bittiği Yer

“Dünyanın sesi vardı. Hep vardır. Kokusu, rengi vardı. Hep vardır. Havada düşünceler, sözler, davranışların anlamları uçuşur; kimse bilmez. Üzülen ya da korkan birinin canı kapkara olur. Sevinen ve iyi şeyler düşünenlerin canları hoş kokar.” (s.7)

“Başka bir yerde değil de İstanbul’da yaşıyor olmak, daima daha şaşırtıcı bir şeylere tesadüf etme imkanına sahip olmak manasına gelmez mi? İstanbul bir mucizedir.” (s.70)

“Hayat, iradelerimize tabi olmayacak kadar uzağımızda cereyan ediyor.” (s.72)

“İnsan zarafetini kaybetmeye görsün! Sahip olduğumuz daha kıymetli bir şey var mıdır?” (s.116)

“Evet, pek tutkulu olduğum söylenemez. Ama tutkulu olmak için genç ve acemi olmak gerekmez mi?” (s.164)

“Neymiş? İyimsermiş! Büyüyünce geçiyor.” (s.185)

“Önce hayal gücü gelir. Anla! Gerçek hayat, hayal gücünün eşiğinde durur.” (s.186)

20 Ağu 2014

Hüsnü Arkan - Hırsız ve Burjuva

“Hiçbir otorite düzen sağlamaz.” Proudhon (s.8)

“İnsanın kaderi ya da görevi hiçbir yerde yazılı değildir.” Jacques Monod (s.17)

“İnsan gördüklerine mi inanır, yoksa inandıklarını mı görür?” (s.25)

“Göz önemliydi. Bakınırken rastladığı güzellikler, insanın hayatını değiştirebilirdi.” (s.32)

“Bir mülk sahibi bir bahçıvanla uzlaşabilir ama bir çiçeğin bir bahçıvanla ya da bir mülk sahibiyle uzlaşması görülmüş şey değildir. Çiçekler bir tek şey ister; adalet!” (s.41)

“Küçük paralar da kolay kazanılmıyordu.” (s.52)

“Kimi insanlar düşlerinin peşine düşerler. Çünkü elden düşme gerçeklerin hiçbir b.ka yaramadığını bilirler.” (s.54)

“Yalnızca salaklar ikinci el bir gerçeğin içinde yaşamayı kabul edebilir. Çünkü onların hayalleri ikballeriyle sınırlıdır. Buna da hayal denemez. Aslında tam olarak hayvan sürüleri böyle davranırlar; hayal kurmazlar ve görgülerini kuşaklar boyunca tekrar ederler. Bu yüzden geleceklerini kendileri düzenleyemezler; koşullar düzenler.” (s.54)

“-O gün içimde bir müzik çalıyordu.
  -Senin içinde müzik mi çalıyor?
  -Her zaman çalmaz, yalnızca yolculuk öncelerinde çalar.” (s.70)

“Sonsuz bir cennete inananların, varlıklarının anlamına ait meraklarını eksiksiz bir biçimde doyurmanın yolunu bulup huzura kavuştukları söylenemez. Bunu söyleyebilecek durumda olsaydık, ruhun sonsuzluğuna inananlar bu doygunluğun hakkını verirler, dünyanın cehennem haline getirilmesi işine dört elle sarılmazlar, hiç değilse cehennem ateşini körüklemezler ya da gönüllü zebaniler olmak için birbirleriyle yarışmaktan kaçınırlardı. Bu açıdan bakıldığında, inançlarımız ve biz, bir çölün ortasında iki yalnıza benzeriz. Yol arkadaşlığımız can sıkıcı bir mecburiyetten ve can sıkıcı bir muhabbettendir.” (s.77)

“Hayat böyleydi. Büyük davaların birkaç büyük adamı vardı. Milyonlarca küçük adam, o birkaç büyük adamın hikayesini beslemek için ölüyorlardı.” (s.85)

“Şöyle uzakta durup baktığım zaman, insana inanmayanların önderliğinde giden insan yığınlarında, bana son derece dokunan bir şey var.” Walt Whitman (s.105)

“Mesai bitse de eve gitsem dersin. İyi, mutlu ve perişan olursun.” (s.148)

“İkisinden biri çekip gitse, ikisi de yalnız kalacaktı.” (s.169)

“Bir aşk hikayesine başlamak her zaman zordur. Çoğu zaman daha başlamadan bırakmanız, çekip gitmeniz gerekebilir. Aceleyle pabuçlarınızı giyersiniz. Merdivenleri koşarak inersiniz.” (s.174)

“Aşk, soyut bir kavram değildir. Sevişmektir. Boşaldıktan sonra soyut kavramlar sözlüğüne tıktığın, sonra arada bir açıp bakarak, sözcükleri yan yana getirerek içten olduğuna inandığın düşünceler doğurmak değildir. Hele hükümetten, dini otoritelerden ve edebiyat camiasından akrabaları olan itibarlı bir komşu hiç değildir. Aşk, kaliteli yaşam parçasıdır.” (s.193)

8 Tem 2014

Hüsnü Arkan - Ölü Kelebeklerin Dansı

“Düşünde kendini bir kelebek olarak gören biri bir kez uyandıktan sonra, bir kelebek olmadığından ve artık düşünde kendini bir insan olarak görmediğinden hiçbir zaman emin olamaz.” (s.8)

“Bir erteleme haliydi yaşadığım. Bir randevuydum. Ne zaman, kiminle bilinmez!” (s.13)

“Hayat, her şeyden önce tasarlanması mümkün bir şeydir. Kötü bir tasarım için bile ruh gücü gerekir.” (s.14)

“Herkes, görebildiği ve anlayabildiği kadarıyla yaşar zaten. Fakat aynı zamanda herkes, göremediği ve anlayamadığı kadarıyla bir ölüdür.” (s.36)

“Aşk ve huzur. Bu ikisi kulağa hoş geliyor.” (s.72)

“Kendini güzel buluyor olmalıymış içtenlik. Esrikliğini de, şaşkınlığını da kendine yakıştırıyormuş. Kim bilir, belki de hoş bir şeymiş yaşadığı; kanlar içindeyken bile gülümsüyormuş çünkü.” (s.100)

“İyi olan şeyler yitirildiklerinde tanrılaşırlar. Tıpkı Tanrı’nın kendisi gibi.” (s.123)

“Her zaman, her şeyi, kapalı bir dünyada, kafamın içinde yaşadım. Başkalarıyla, başkalarının durumuyla ilgilenmedim. Bunun bir tür doğal nezaket anlamına geldiğini sanıyordum. Gerçekte, başkalarının ne yaptığı, ne istediği, nasıl yaşadığı hiçbir zaman umurumda olmadı benim.” (s.131)

22 Nis 2014

Hüsnü Arkan - Hiçe Doğru


“Bir de aşk çıkabilir karşınıza, özellikle karanlıkta
Erkekler penislerine güvenirler; komiktir
Kadınların neye güvendiğini kim bilebilir?
Kadınlar bu yüzden komik değildir.
Bu denizden sağ çıkamazsınız, ağlara dokunmayın
Balıkçıları kırmayın; balıkçılar balıktır insan değildir.
İstisnası istavrittir, göz göze gelirsiniz, İstanbul kıpırdayabilir
Bir de aşk kayabilir elinizden, teninizden
Ama ne denizlere doğru
Özellikle karanlıkta, bir kızın içinde bir kadın kımıldaşırken
Sevgi biliyorsunuz anlamadığımız bir şeydir, yalnızca ümit edilebilir.” (s.5)

“Buradan sağ çıkamazsınız, inananlara inanmayın
Aybaşlarını dikkate almayın; ne erkekler gördüm en çok onlar kirlendi.
İstisnası yoktur hepsi birbirini yendi.
Ve bir kitapta dendi; ey ayılar bir tuzaksa bu dünya
Uzak durmayın aslında kendinize
Çünkü yaşlı bir Almandır gerçek.
Nazilere oy verdi.” (s.6)

“Biz de dualar mırıldandık ürktükçe bilincimizden
Uyandıkça dünya var, iş var, pazardan pazartesiye telaş var” (s.13)

“Açık kapı değildir hayat yaşlılar bilir
Bir eşikten, aralıktan ne gördüyseniz odur.” (s.15)

“Boşluğu onaramıyor insan
Ama inanabiliyor işte boşluğa.” (s.19)

“Fakat biliyorum çocuklar, hayatın kendi şarkısı yoktur
Sizinkini söyler.” (s.23)

“Ben uçağa binmeyi öğreniyorum mesela, sen öğrenemiyorsun
Ben dişçiye gidiyorum, gitmiyorsun, öpüşüyorum, aşk diyorum, demiyorsun.” (s.31)

“Şimdi komşularla oturduğum akşam saatlerinde
Masamda bir kupa çay kilitleniyor, bakışım kilitleniyor, açamıyorum
Bir şey bekliyorum, çözsün onaylasın yaşadığımı,
Bana ait bir sır bulsun bende
Belki biraz mutluluk, belki biraz daha dem, biraz daha şeker
Sonrası hep aynı yüzler, hep aynı bakışmalar; el aynasında soluğum
-Demek sizi gönderdiler kendileri gelmediler.” (s.35)

“Ben öyle uçuyorum kanatlarım kanıyor
Bir şehir bir yalnızı anlayabilir mi?
New York bile anlamıyor.” (s.36)

“Ben öyle uçuyorum kanatlarım yanıyor
Bir şehir bir boşluğu doldurabilir mi?
İstanbul bile doldurmuyor.” (s.36)

“Kara göründü
Fakat hayat hayalet bir gemidir artık.” (s.36)

“Anladığını düşündüm, ne güzel düşündüm, o kadar öyle
Çatıdayım, merdivenimi çekip almadın
Çalışıyorum, kuş ayaklarıyla odama girdin
Kendim girsem bir kapıdan o kadar öyle
Utançla eğilirim basamaklarına
Yokmuşum dakikaları, yaşamamışım mekan ve durum
Duvarda gölgende kaybolmak isterim, kaybolurum
Saygıdan değil, ya da saygıya benzer bir şey
Yalnızca eşit olurum.” (s.37)

“Geceye yaslanabilir misin sarhoş?
Aşıklar yaslanır bir de körler
Sonra onlar da çekiliverirler
Bütün bu gündüzler o yüzden.” (s.39)

“Mutluluk hafta sonlarıdır, bayramlar, resmi tatiller
Hobilerime alıştım, işe alışamadım.” (s.45)

“Nereye gittinizse çocukluğunuzdan gelir
En koyu saç rengi de nihayet sarıcadır
Ağlarsınız, bütün kızlar ağlar, kulak delinir
Hayat, büyüklerin unuttuklarıdır.” (s.48)

“Ölüm terk etmek kendini, sonra dönülmez
Herkes geciken yağmuru bekler
Biri çıkar aramızdan, açar şemsiyesini gider
En iyisi genç ölmek; aklında tazeliğin kalır
Henüz kadeh tutuyorken
Kırılmasıdır.” (s.49)

“Nereye gitsem iki bilet, biri sana dönmek için.
Bu bir ruh haritası kendini aramaya
Sokak sokak, ev ev, bir düş olarak
Sevdiğimiz koca yalan, oyuncaklarımız da
Hazırlanmadık mı kırmaya birbirimizi?” (s.52)

“-Çocukluğunu sevdin mi?
  -Sevdiğimde büyümüştüm.” (s.57)

2 Mar 2014

Hüsnü Arkan - Menekşeler Atlar Oburlar

“Anımsamak ve pişman olmamak; anlıyorum ki, Tanrı’yı içimde ağırlamanın biricik yolu bu.” (s.8)

“Kendimi okyanusun ortasında kalmış küçük bir kayık kadar yalnız ve boş hissediyordum. Ama umutluydum. Birilerinin, bir şeylerin gelip ruhumu dolduracağına, bir gün mutlaka karayı göreceğime inanıyordum.” (s.10)

“Sözcükler de köprüydü. Her sözcük uzun, her sözcük dardı. Üstlerine basıyordum, yüksekteydim, sallanıyordum. Ayaklarım titriyor, düşmekten korkuyordum.” (s.11)

“Dünya büyük bir tımarhaneydi; anlatacak çok şey vardı.” (s.31)

“Yaşam zıplamak gibi bir şeydi. İnsanın kendi içine doğru zıplamasıydı. Her zıplayışta düşmesi ve düşmeyi bir türlü kanıksayamamasıydı.” (s.39)

“Sınırlarımı bilen bir çocuktum ben. Belki de bu yüzden, daha sonraları yaşamın çizdiği sınırları hep ciddiye aldım ve her yanlışımda bir kez daha kendi içime gömüldüm.” (s.44)

“Giderek kendime yakıştırdığım bir hüznüm vardı. Bunun özel bir şey olduğuna inanıyordum; boşluğa düşmek ve boşlukta kalmak gibi bir şey.” (s.45)

“Okulda sanki herkes kaybolurdu. Sıralarda oturmuş çocuklar, kokulu silgilerle çocukluklarını silerlerdi.” (s.50)

“Zaman unutturuyor. Zaman kadınları daha kadın, erkekleri daha erkek yapıyor.” (s.53)

“Her kadın bir yerde ölür diyordu, Çirkin Kral. Her kadın bir yerde ölüyordu. Her erkek, içinde kadınlardan kalmış şeyleri öldürerek büyüyordu.” (s.58)

“Hiçbir zaman bulunduğu yerde olamıyor insan, hep başkalarının gördüğü yerde oluyor.” (s.80)

“Anlamsızlığın bir anlamı vardı, bir adı vardı; hayat diyorlardı buna. Her sıradan sözcük gibi, içine girince, yineleyince bir şey ifade etmiyordu. Sıradan olmayan sözcükler arıyordum. Yoktu. Çevremdeki insanlar, sözcükleri kendilerini iyi hissetmek, çıldırmamak için kullanıyorlardı. Aslında hepsi de evreni saran boşluğa aittiler ama bunu kabul etmektense, o boşluğa bir anlam yükleyip, varlıklarını birbirlerine onaylatmayı yeğliyorlardı.” (s.89)

“Aşk unutturuyor dedim içimden. Aşk bütün kapıları açık bırakıyor.” (s.169)

“Başka bir şeye sahip değilse, insan yalnızca hüzünle de idare edebiliyor.” (s.175)

7 Tem 2013

Hüsnü Arkan - Mino'nun Siyah Gülü

“İnsan sonuna kadar umutlu olabiliyor. Umut bir çare değil ama galiba çareden daha büyük bir şey.” (s.7)

“İlkokulu mezarlığın yanına yapmışlar. Çocuklar servilerin gölgesi altından avaz avaz geçsinler, ölülere dünyayı hatırlatsınlar diye herhalde.” (s.11)

“Bizim şu karnımız var ya! Konuşmayıp da sustuklarımız, içimize attıklarımız, şiştiklerimiz, şişip de istifra edemediklerimiz... İşte bunlar bizi başka biri yapıyor, yabancı yapıyor.” (s.16)

“Güçlü olmak denen şey, çaresizlikten doğuyor. Işığın, karanlığı beyaza boyaması gibi bir şey. Karanlık olmazsa ışığı hissedemeyiz ki.” (s.20)

“Zaman böyle bir şeydir; ileri geri döner durur. Yakınlıklar uzaklıklarla yer değiştirir. Sonra o uzaklıklar başka bir yerde, başka bir şekilde tekrar yakınlık haline gelir. Galiba olgunlaşmak diye buna diyorlar; her şeyi kabul etmeye başlıyorsun... İnsan beyni mükemmel bir çiftçi; durmadan ekip biçiyor... Sonunda olup biten her şeyi anlıyorsun.  Anlamak çok tehlikeli bir şey.” (s.22)

“Bu sabah da uyanır uyanmaz sizi düşündüm... Ama sanmayın ki özel bir adamsınız... Arzunun kapısı açık kaldığında, içeri mutlaka biri girer.” (s.29)

“Ben, sepya fotoğraflara bakarak büyüdüm. Büyümek böyle  bir şey olmalı; bir sepyanın içinde yer almak, sonra da renklenerek alakasız bir şeye dönüşmek...” (s.53)

“İnsanın insana en çok benzediği çağ, çocukluk galiba.” (s.54)

“Hayal kırıklığı insanı öldürmüyor, yengecim! Yalnızca yaşama azmimiz bir parça eksiliyor; başka bir şey olmuyor... Bir defa daha ayağa kalkana kadar, eskisi gibi gülmeye başlayana kadar, günlük işlerin hengamesine tekrar dönene kadar, bir vakit bocalıyoruz. Sonra yara izi gibi bir şey kalıyor. Zamanla kabuk bağlıyor. Elin hep oraya gidiyor, kaşıyorsun. İnsanın, diliyle eksik dişini yoklamasına benziyor. Sonra kaşımamayı, yoklamamayı öğreniyorsun. Hepsi yalan tabii... İnanma! Ben daha çok gencim.” (s.57)

“Birini ölümüne kırdıysan ve bu tamir edemeyeceğin bir şeyse sen de orta yerinden kırılmışsın demektir. Farkında olmasan da...” (s.61)

“Evim hoşuma gidiyor. Evimde olmak hoşuma gidiyor. Akşamüstü sırtıma bir battaniye atıp terasa çıktım. Sandalyeye oturup denizi seyrettim. Bu zamana kadar niye yalnız yaşamadım ben? Yalnızlıktan şikayet edenleri affetmeyeceğim. Sizi daima affedeceğim çünkü çok güzel kokuyorsunuz.” (s.62)

“Gidip de geri dönmelerin bir tadı vardı. İnsan geri dönünce kendi uydurduğu masallara dönmüş gibi olmalı, öyle değil mi?” (s.101)

“Siz aklıma gelince, hayatım artık bir şeye benzeyecek ama neye diye düşünüyorum.” (s.111)

“Bu dünyanın terzilerini sevmiyorum. Zehracığım; hayatı daraltıyorlar. O elbiseleri giymektense, çıplak erkek resimleri yapmayı tercih ederim. Her bir yerleri görünsün. Ne kadar korunmasızlar, ne kadar babalarına benziyorlar, ne kadar acizler. Bizi duyguya mahkum ettikleri doğrudur. Ama erkekleri de maddeye mahkum ettiler. Dünya onların yarattıkları gibi... Ama ne kadar rezil, değil mi?” (s.146)

“Bir insan, yargılanmayı göze almadan kendi olmayı nasıl başarabilir ki?” (s.155)

“Şimdi, yıldızları seyredeceğim dünyalı! Bir gün sizinle de seyrederiz. Gecenin merdivenine oturup. Hiçbir şeye sahip değilmişiz gibi.” (s.158)

“Bir gün bana giden yolu tarif eder misiniz? Ben kendime ulaşmayı beceremiyorum; yokuş var, güven vermiyor bana. Sizin içiniz bile daha düz. Ve yakın. Yürüyebileceğim mesafede. Saçlarınızı aralayıp, ensenizden öpüyorum.” (s.161)

“Aşk öğrenilebilen bir şeydir. Kadınla erkek birbirlerinden öğrenirler. Sen bana öğretmiyorsun ve öğrenmiyorsun.” (s.162)

“Yakınlığımızı hala koruyan şey, belki de birbirimizden uzak olmamızdır, kim bilir?” (s.173)

“Renklerin dünyası bzim dünyamıza benzemiyor. Onlar birbirlerine el kaldırmıyorlar, insanları evlere hapsetmiyorlar, düşmanlık gütmüyorlar. Ama aslına bakarsan hiç de dost değiller. İyi ki değiller... Onları idare etmeye çalıştığında, isyan ediyorlar. Anlamaya çalıştığında anlatmıyorlar, ketum davranıyorlar. Bazen korkuyorlar. Mesela mor, iktidar ve zulüm kokuyor. Onu çok az kullanıyorum. Mesela açık sarı mutluluk kokuyor; onu çok kullanıyorum. Yine de sadakate ihtiyacımız varmış gibi davranmamalıyız, öyle değil mi?” (s.176)

“Bugün bir yığın aptal adam ve bir yığın aptal kadın gördüm. Çok mutluydular. İnsan hizaya gelince başkalarını da aynı hizaya bekliyor.” (s.244)