Bilge Karasu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilge Karasu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Oca 2016

Bilge Karasu - Altı Ay Bir Güz

“Deniz, kara adamının yalnız sınırlarını kaldırışı değil, sınır düşüncesini içinden çıkarıp atıvermesidir. Her şeyin bir aradalığının bir yerde başlaması ya da bitmesidir. İstediğim, denizi yazmaktı. Her şeyin bir aradalığına yenik düşeceğimi bile bile.” (s.9)

“Ağaçlar... Onlar, canlılar çevriminin öğesi. Onlarınki sabır değil, dayanıklılık, ellerinden geldiğince değişmezlik.” (s.11)

“Yaşamak, bir noktadan sonra ne kadar  yineleyici oluyor!” (s.15)

“Sen bayramdan bayrama yaşamakta ayak direyenlerdensin. Bayram aralarını, olsa olsa, hazırlanıp bekleyerek geçirirsin. Senin hesabınla, insanın ancak üç yüz yıl, dört yüz yıl yaşaması gerek ki herhangi birimizin yaşadığı kadar yaşamış olsun.” (s.16)

“Sevmeyi öğrendiğin gün eksiğin kalmayacak.” (s.29)

“Hastane ciddi bir yerdir. Az önce söylendiği üzere, ölümü geciktirmeye  çalışanların yeridir orası.” (s.32)

“Kıskançlık, üçlü bir ilişkidir.” (s.56)

“Kopmak, bağlanmak, başarılı olsak da olmasak da yaşamımızda kurduğumuz pek az şeyden biri,ilki... Belki de tek şey demeli... İlişkiler. Kendimize bir anlam kazandırmanın tek yolu.” (s.71)

21 Kas 2012

Bilge Karasu - Ne Kitapsız Ne Kedisiz


“Yazıcıdır… Yazıcı olduğu için de sözcüklerin dünyaya kattığı imgelerin kölesidir. (H. Bianciotti)” (s.18)

“Yazı, kendini söyler; söyleyemediğini yok eder. Bir de, ara bir yol olarak, yok ettiklerinin bir bölüğünü sezdirebilir. Sezdirdikleri var değildir ama yok da değildir. Yazının alacakaranlığı, çok üretici olabilir.” (s.70)

“Kişilik; değişmezliği içinde, her ilişkiye göre, değişik bir kalıba girer, her ilişkiden biraz değişmiş çıkar.” (s.77)

“Yaşam durmadan çözülüp bağlanan, bununla birlikte aynı biçimden, kalıptan, karşılıklı konum düzeninden bir ikinci kez geçmeyen bir gidişse, anılarımızı pehpehleyelim, anlatalım, kullanalım canımız istiyorsa; ama onlardan koltuk değnekleri çatmayalım kendimize.” (s.92)

“Geçmişimizi özümlemesini öğrenirsek, andaçları savurabilir, anıları bir kıyıya itebilir, ilişkileri –gerektiğinde- koparabiliriz: yaşam yoksullaşırmış, çevremiz genişlemez, daralırmış, dahası, cenazemizin arkasından yürüyecek olanların sayısı… Varsın olsun. Olacaksa o da.  Yaşamayı öğrenmek gerek. Bu hesaplar yararsız.” (s.92)

“Gerçeklik duyumuzu istediğimiz gibi yönetemiyorsak, böyle bir duyumuz olduğundan gerine gerine söz etmeye ne ölçüde hakkımız var?” (s.93)

“Yaşamak değil, yaşadıkça bir şeyler yapıp oldurmak ilginçtir.” (s.93)