1 Ara 2016

Fernando Pessoa - Anlamaktan Yoruldum

“Eğer kalp düşünebilse, atmaktan vazgeçer.” (s.10)

“Geceleri uykumdan uyandığımda, kaderimi çizen görünmez elleri hissediyorum ara sıra.” (s.12)

“İçinde sadece su içilen bir bardağın dibindeki kalıcı bir tortu gibi, her sözün altında yaşayıp gidiyor değersiz benliğim.” (s.12)

“Yalnızlık mahvediyor beni; arkadaşlıklar da bunaltıyor içimi. Yanımda başka bir insanın varlığı düşünme eylemimi sona erdiriyor; başkasının varlığını, analitik araştırmalarımın hiçbir şekilde tanımlayamayacağı garip bir dalgınlıkla karşılıyorum.” (s.16)

“Düşünerek yankı ve uçurum yarattım kendime, içimin derinliklerine inerek de çoğalttım kendimi.” (s.17)

“Yaşamak düşünmemektir.” (s.20)

“Hayat ile aramda ince bir cam var. Hayatı ne kadar açıkça görüp anlasam da, ona dokunamıyorum.” (s.20)

“Hayat güzeldir ama şarap daha da güzeldir.” (s.32)

“Özgürlük, bir başına kalma ihtimalidir.” (s.37)

“Kendimi arıyorum ama bulamıyorum. Vazoların içinde temizce dizilmiş krizantem zamanlarına aitim ben. Ruhumdan çiçekli bir süs yapmalıyım kendime.” (s.47)

“Hissetmeyeceğim şeylerin verdiği ürperti kalbimi yiyip bitiriyor.” (s.49)

“İnsan ruhu bir uçurumdur.” (s.49)

“Okuyunca özgürleşirim. Nesnellik kazanırım. Kendim olmaktan vazgeçer, dört bir yana dağılırım.” (s.50)

“Tıpkı lanetli yüce ruhlar gibi ben de daima, düşünmenin yaşamaktan daha değerli olduğuna inanacağım.” (s.51)

“İnsan hiçbir zaman çok fazla  düşündüğü zamanki kadar yoğun yaşamaz.” (s.53)

“Mutsuz olduklarından haberi olmayan bütün bu insanların mutluluğunu görünce üzülüyorum. Ve sırf bu yüzden, hepsini seviyorum. Ah, o sevgili sebzeler.” (s.59)

23 Kas 2016

Zeitgeist Moving Forward

Bir toplum ne kadar katmanlaşmışsa; o kadar az denginiz, o kadar az eşitiniz ve karşılıklı ilişkiniz olur. Bunların yerine bulacağınız ise ayrım noktaları ve sonsuz hiyerarşilerdir.

....

Fakirden çalıp zengine vermek, parasal sistemin içine inşa edilmiş bir dernek gibidir. Aslında bu "Yapısal Sınıflandırma" olarak da adlandırılabilir.
Elbette ki tarihe baktığınızda sosyal sınıflaşma her zaman adaletsiz olarak değerlendirildi ama belli ki genelde kabul edildi. Bugün nüfusun %1'i dünya mal varlığının %40'ına sahip olduğuna göre.

....

Din ve politikanın aksine, bilimin egosu yoktur. Ve önerdiği her şeyin aslında yanlış olabileceği ihtimalini de kabul eder.

Zeitgeist Moving Forward, 2011

21 Kas 2016

Tim Parks - Kader

“Kişilik en büyük mutluluktur.” Goethe (s.13)

“İnsanlar sürekli mutlu bir hayatın hayaliyle yaşıyorlar.” (s.38)

“Hayallerimizde kendimiz olmanın yüküne yer yok.” (s.38)

“Tatiller umulan mutluluğun karikatürleridir.” (s.39)

“Peki nasıl oluyor da kendini tam olarak yalnız hissedebilmek için bir insanla yıllarca, hatta on yıllarca gerçekten birlikte yaşaman gerekiyor? Kafanda her şey birbirine bağlanıyor, her şey birbiriyle bağdaşıyor oysa yanındaki kişiden bütün sırlarını gizliyorsun ve onun sırlarını asla anlamıyorsun.” (s.42)

“Sadece anlaşılmaz olan anlaşılmaya değerdir.” (s.68)

“Evlilikte eşler kamu sicillerinden rastgele seçilse, toplam mutluluk ve mutsuzluk düzeylerinde önemli bir değişiklik olmazdı.” Samuel Johnson (s.77)

“İyi dilekler kimsenin talihini değiştirmiyor.” (s.180)

“Acı, insanın kendinden başka nereden kaynaklanabilir?” (s.191)

“İnsan umutsuzluğa kapılır, birine kapılır gibi.” (s.219)

“İnsanlar gerçekten iletişim kurabilse, akıl hastanelerine gerek olmazdı.” (s.238)

“Belki de dil, olmakla yapmak arasındaki hayatiyettir.” (s.277)

18 Kas 2016

Såsom I En Spegel

Gerçekten sevenlerin, sevdiklerine olan davranışları her zaman yerindedir.

....

Sevginin Tanrı'nın varlığını ortaya mı koyduğunu ya da Tanrı'nın kendisi mi olduğunu bilemeyiz.

....

Görüyorsun Karin, insan büyülü bir çember çiziyor çevresine ve kendi gizli oyunlarına uymayan her şeyi bu çemberin dışında bırakıyor.
Yaşam bu çemberi aştığı zaman, oyunlar küçük, karanlık ve gülünç oluyor. O zaman kişi yeni çemberler çiziyor kendine ve yeni bir sığınak kuruyor.

Såsom I En Spegel, 1961

16 Kas 2016

Lou Salomê - Özgür Bir Kadının Öyküsü

“Kaydolduğu üniversitede alışılmamış cazibesi Profesör Biedermann’ı büyüler. Boynuna kadar düğmeli siyah bir elbise giymiş, tek bir incik boncuk yok. Alnı açık, ciddi bir saç biçimi, mavi gözleri derinlere dalmış, şefkatli bir ağız, çarpıcı bir yüz, hatta güzel bile. Biedermann, Bayan von Salomê’ye: Kızınız sıradan bir kadın değil. Onda çocuksu bir saflık ve durulukla aynı zamanda görülen, ne bir çocukta ne de tam olarak bir kadında bulunan, bir ruh hali ve irade bağımsızlığı var. O bir elmas, diye yazacaktır.” (s.19)

“Bunu yapmalıyız, şunu yapmalıyız. Bu biz kim, en ufak bir fikrim yok. Sadece kendi hakkımda bir şeyler biliyorum. İdeal bir duruma göre yaşayamam. Ama kesinlikle kendi hayatımı yaşayabilirim. Ve ne olursa olsun bunu yapacağım. Böyle davranarak hiçbir ilkeyi temsil etmiyorum; ama çok daha güzel, benim içimde olan bir şeyi, tamamen yaşamın sıcaklığı olan, neşe dolu ve kaçıp gitmeye çalışan bir şeyi temsil ediyorum.” Lou Salomê (s.27)

“Anılara sonsuza dek sadığım, erkeklere değil.” Lou Salomê (s.52)

“Ben bir canavarım. Rainer’e karşı da kötü davrandım; ama bu bana acı vermiyor.” Lou Salomê (s.53)

“Onun az rastlanır irade gücü erkeklere egemen olmaktan hoşlanıyordu. Sanırım Nietzsche onun şeytansı olduğunu söylerken haklıydı. Hayatları ve evlilikleri yıkmış olabilir; ama arkadaşlığı uyarıcı olmuştur. Onda dehanın kıvılcımları hissediliyordu. Onun yanında insan kendini daha önemli hissederdi. Güçlü kişiliğinden kurtulmak için can atıyordu. Ama bunu beceremiyordu. Lou kurtarılmamış bir kadındı.” (s.75)

“Aşk bir fırtına gibi, bir kez durulunca daha fazla derinleştirilemeyen temel bir tutkudur.” Lou Salomê (s.78)

“Lou çok sık ilişkiyi keser; üstelik de kibarca değil. Ama kendi cinselliğinden kaçarak hesabını ödediği ya da onu dolu dolu yaşamaya koyulduğu gün, ışıl ışıl ve mutludur. Ona gelinceye kadar hiçbir kadın çok sayıda kişi tarafından onun kadar arzulanmamıştır. Belki de bazı aktrisler dışında ve bu kuşkusuz onun hoşuna gitmiyor değildi. Sevilmekten çok, sevme arzusu duymuş olmasına karşın. Az görülen dişi özellik.” (s.103)

“Bahse girme gerekseydi, tek kırılamayan zincir, çocuk sahibi olmaktan korkuyordu. Bir çocuktan bir aşıktan kurtulur gibi sıyrılınmaz. Ve her gün size bunu anımsatır.”

“Kadının yaşamındaki üç tamamlanma şekli: Annelik, evlilik ve salt erotik bir ilişkidir. Ben üçünü de kaçırdım. Ama yaşam benimdi, yaşam, yaşam, yaşam...” Lou Salomê (s.105)

14 Kas 2016

John Berger - Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar

“Her şey varolabilmek için bir hedefi tam ortasından vurmalı; on ikiyi ıskalayan hiçbir şey varolamıyor.” (s.12)

“Kız kardeşi, Tanrı’nın nesneler arasındaki hava, boşluk olduğuna inanıyormuş. Böylece her şey Tanrı’nın içinde oluyor, Tanrı’nın içinde dolanıyor. Fena fikir değil, değil mi? Ressamların algılama tarzına çok yakın bir bakış. Ressamlar imanlı olduğu için değil, hep resmetmeye çalıştıkları şey tam da bu görünmez boşluk olduğu için.” (s.21)

“Rüyamda tuhaf bir satıcı olmuştum; görünüşler ve görüntüler satıcısı. Görünüşler ve görünümler alıp satıyordum. Rüyada bir sır keşfetmiştim! Kendi başıma. Kimsenin yardımı olmadan. Sır, baktığım şeyin- bir kova su, bir inek, yukarıdan görünen bir şehir (Toledo gibi), bir meşe ağacı –içine girmek, ve girdikten sonra da görünümünü daha iyi hale getirecek şekilde onu yeniden düzenlemekti. Daha iyi, onu daha güzel ya da daha uyumlu yapmak anlamına gelmiyordu; meşe ağacını tüm meşe ağaçlarını temsil edecek şekilde daha tipik yapmak demek de değildi; yalnızca inek, şehir ya da su kovasını daha görünür bir biçimde biricik olabilsin diye, daha kendisi yapmak demekti.” (s.28)

10 Kas 2016

Pınar Kür - Aşkın Sonu Cinayettir

“İnsan gençken aşkın tanımını yapmayı düşünmüyor ki, yaşıyor sadece ve biraz aptalca... Aşkın tanımını yapmak için onu birkaç kez yaşamak, yaşın da kırka gelmesi gerekiyor galiba. Gençken derin sandığın duygular aslında epeyce yüzeysel... Olanakların sınırsız, vaktin sonsuz sanıyorsun. Daha doğrusu pek düşünmüyorsun, hayatın bir sürü son içerdiğini aklına getirmiyorsun.
Gene de o zaman bilincinde değildim tabii, ilerki yıllarda yaptığım analizler sonucu anladım ki, aşk benim için her zaman mutluluktan çok, mutsuzluğu içermiş. En mutlu olduğumu sandığım anlarda hep mutsuzluğu beklemişim. Son diye bir şeyi aklıma getirmediğim zaman bile bilinçaltımda bir yerde hazırlanıyormuşum sona. Bitmeyen aşk yok yani, ama bunu sonra konuşuruz.” (s.94)

“Devrim bir ihtimaldi ve ihtimal olduğu zaman çok güzeldi, diye bir laf vardı. Evet bir ihtimaldi ve olmadı. Artık ihtimal bile değil şimdiki gençlik için. Çok daha acıklı bence.” (s.197)

“Görmemek ve bilmemek duyguların, düşüncelerin üremesine olanak tanır.” (s.248)

“Ben ayna kuramı diye bir kuram geliştirdim. İnsan kendisini görmek istediği gibi yansıtan birine aşık oluyor. Görmek istediğin imajı Mehmet’in elindeki ayna yansıtıyorsa o zaman Mehmet’e aşık oluyorsun; Ahmet’in elindeki ayna yansıtıyorsa Ahmet’e... Ama insanın kendine yakıştırdığı imge her zaman aynı olmuyor, ihtiyaçlarına göre değişiyor... Yavaş yavaş orada gördüğün imaj eskimeye başlıyor. Ve başka imajlar aramaya başlıyorsun. Yepyeni bir aynada yepyeni bir yüz gördüğünde, bu sefer ona yöneliyorsun.” (s.305)

“Aşk biter ama sevgiye saygıya dönüşür diye ukalalıklar vardır ya, katiyen doğru bulmam, bir röportajda, bırakın yahu dedim, aşkın sonu her zaman kötüdür, sevgiye filan dönüşmez, her aşkın sonu cinayettir.” (s.351)

“Yaşanacak günlerin en güzelinin artık ileride olmadığını, tam tersine gerilerde kaldığını anladığında bir ağırlık çöküyor insanın üstüne. Ne yaşamında yepyeni bir sayfa açma umudun var ne yeni ve eskilerden daha mutlu bir aşka kavuşma ihtimalin.” (s.407)