21 Tem 2017

Jag ar Ingrid

Geçen gece masada oturan bir adam bana, "oyuncu olamazsın sen boyun çok uzun" demişti.
Ben de kendi kendime, "beni hiç tanımıyor" demiştim.

....

Dünyanın en utangaç canlısıydım. Ama içimde hiç durmayan bir aslan vardı.

....

Özlemini duyduğum hiçbir mutluluğu asla anlamadım.

....

Çok kederli ve çok yalnız bir çocuktum. Sanırım konuşabildiğim kişilikler yarattığım için kendimi kurtarabildim.
Çünkü okulda müthiş utangaçtım ve herkesten utanırdım. Etrafımda bütün bu hayali kişilikler olduğunda onlarla konuşabilirdim.
Onlar da istediğim gibi cevap verirlerdi. İşte böylece artist oldum, eskiden yaptığım işin bu olduğunu bilmeden.

....

Bütün yaralar iyileşir.

....

Hiç kimse, ne Amerikan senatosundaki siyasetçiler, ne basın, ne de kilise... Benden başka kimse, bana nasıl yaşayacağımı söyleyemez.

....

Eğer oyunculuğumu benden alırsanız ölürüm.

Jag ar Ingrid, 2015

19 Tem 2017

Osho - Ezoterik Psikoloji

“Pek çok insan bir şeyler arayarak yaşamlarını ziyan etmişlerdir. Bir şeyi ciddiye aldığında, hayatını kolaylıkla boşa harcarsın. Kelimelerle oynamak egoyu öyle besler ki tüm yaşamını bunu yaparak harcayabilirsin.” (s.66)

“Telkini değiştir, eterik zihni değiştir, her şey değişir. Bütünlük içinde dile ve bu olacaktır. Bütünlük, dilek ve istek arasındaki tek farktır. Bir şeyi tümüyle, kesinlikle ve bütün zihninle dilediğinde, bu irade gücü olur.” (s.92)

“Öfke geldiğinde efendi o oluyor. Şimdi ne mantık ne de bilinç var. Kimse öfkeye karışamıyor. İşte bu yüzden birbirimizi anlamıyoruz.” (s.97)

“Hepimiz aşk hakkında rüyalar görmeye devam ederiz.  Fakat asla aşık olmayız. Herkes aşkın kiminle ve nasıl olması gerektiği hakkında rüyalar görür ve herkes hayal kırıklığı içindedir. Düş kırıklıkları içinde ya geçmişle ya da gelecekle ilgili rüyalar görüyoruz. Fakat asla sevmiyoruz.” (s.112)

“Sevgi iki kişi arasındaki ilişki değildir. Senin içindeki bir zihin halidir.” (s.113)

12 Tem 2017

Muriel Barbery - Kirpinin Zarafeti

“Belli ki yetişkinler zaman zaman durup yaşamlarının nasıl bir facia olduğunu düşünüyorlar. Ama o zaman da bir şey anlamadan sızlanıp duruyorlar ve hep aynı cama çarpan sinekler gibi, çırpınıyor, ıstırap çekiyor, yıkılıyor,çöküyorlar ve kendilerini gitmek istemedikleri yere sürükleyen olaylar zinciri üzerine düşünüyorlar. Hatta içlerinden en zekileri bu sorgulamayı bir din haline bile getirirler: Ah şu burjuva yaşamın lanet olası değersizliği! Bu türün içerisinde, babalarının sofrasında yemek yerken “Gençlik hayallerimize ne oldu?” diye kül yutmaz ve hoşnut bir havada soran kinikler vardır. “Uçup gitti, hayat dediğin serttir.” Bu türden sahte olgunluk bilinçliliğinden nefret ediyorum. Aslında onlar da diğerleri gibi. Başlarına neyin geldiğini farkedemeyen ve ağlamak isterken sert şişko rolü oynayan yumurcaklar...” (s.13)

“Yaşam saçmaysa eğer bu yaşamda parlak bir başarı göstermenin başarısızlıktan daha değerli olmadığını belli ki kimse düşünmemiş. Başarılı olmak daha rahat yalnızca. Üstelik bence aklı başında insana başarı acı verir; vasat zekalar ise her zaman bir şeyler umar.” (s.15)

“Ölmek, nazikçe bir geçiş olmalı, dinginliğe doğru pamuklar üzerinde bir kayış.” (s.16)

“Aristokrat kimdir? Etrafı bayağılıklarla çevirili olsa bile bayağılığın erişemediği bir kadın.” (s.22)

“Sanatın güzelliği, aşk ve dostluk dışında insan yaşamını besleyebilecek pek bir şey göremiyorum. Aşktan ve dostluktan gerçekten söz edebilmek için fazla gencim. Ama sanat... eğer yaşamam gerekseydi bütün yaşamım sanat olurdu. Sanat derken ne kastettiğimi anlamalısınız: Yalnızca ustaların başyapıtları değil sözünü ettiğim. Vermeer bile beni yaşama bağlayamaz. Yüce ama ölü. Hayır, ben dünyadaki güzelliği düşünüyorum; yaşamın hareketi içinde bizi yükseğe çıkarabilecek olan şeyi.” (s.27)

“İnsanlar eylemlerin değil, sözcüklerin güç sahibi olduğu bir dünyada yaşıyorlar; nihai yetenek dile hakim olmak. Korkunç bir şey bu.” (s.46)

“Dünya erişilmez bir gerçekliktir; onu tanıma çabası boşunadır.” (s.50)

“Bir eve hastalık girdiğinde yalnızca bir bedeni ele geçirmekle kalmaz, kalpler arasında da karanlık bir ağ örer ve umut bu ağa gömülür.” (s.60)

“Güvensizliklerimizi birbirimizle paylaşsaydık,taze fasulye ile C vitamininin, varlığı beslese bile yaşamı kurtarmadığını ve ruhu beslemediğini kendi kendimize söyleyebilmek için kendi aramızda bir araya gelebilseydik ne kadar iyi olurdu.” (s.65)

“Sessizliğin içeriye gitmeyi sağladığını, yalnızca dışarıdaki yaşamla ilgilenmeyenlere gerektiğini onun anlayabileceğini sanmıyorum, çünkü onun içi dışarısı kadar kaotik ve gürültülüdür.” (s.69)

“Genç bir kadın aile evini ateşe verdi. Neden yaptığı sorulduğunda, bir duygu hissetmek istemiştim cevabını verdi.” (s.72)

“Dışarıda, dünya uğulduyor ya da uyukluyor, savaşlar patlak veriyor, insanlar yaşayıp ölüyor, uluslar yok oluyor, bir süre sonra batacak başka uluslar doğuyor. Bütün bu gürültü ve öfke içinde, bu taşkınlar ve bu çatlamalar içinde, dünya yol alıyor, tutuşuyor, parçalanıyor ve yeniden doğuyor, insan yaşamı ise çırpınıp duruyor.” (s.76)

“Aşktan söz ediyoruz, iyilikten ve kötülükten, felsefeden ve uygarlıktan ve susamış kenenin sıcacık iri köpeğine sarılması gibi bu saygın ikonlara sarılıyoruz.” (s.82)

“Asıl yenilik zamana rağmen yaşlanmayandır. Tapınağın yosunu üzerindeki kamelya, Kyoto dağlarının moru, mavi porselenden bir fincan... Geçici tutkuların ortasında bu saf güzelliklerin patlak vermesi hepimizin özlem duyduğu şey değil mi? Ve bizlerin, Batı uygarlıklarının erişemediği şey de bu değil mi? Bizzat yaşamın hareketindeki sonsuzluğun seyrine dalınması.” (s.85)

“Ya edebiyat, ayna nöronları harekete geçirmek ve eylemin ürpertilerine az bedel ödemek için bakılan bir televizyonsa?Ya, daha kötüsü, edebiyat, ıskalanan her şeyi bize gösteren bir televizyonsa?” (s.87)

“Bir halk atasözü gibi gelebilir kulağa, oysa bunlar Savaş ve Barış’ta mareşal Kutuzov’un Prens Andrey’e söylediği sözler: Bana hem savaş için hem de barış için epey sitemde bulunuldu. Ama her şey vaktinde gelir. Beklemeyi bilen için her şey vaktinde gelir.” (s.90)

“Kitaplar ve sözcüklerden oluşan bu olağanüstü silahlara sahip olunduğunda iş kolaylaşır. Ben de böylelikle kendi doğasına direnme gücünü yazılı işaretlerden alan eğitimli biri oldum.” (s.91)

“İnançlarımızın üzerinde yükseldiği kaide asla sarsılmasın diye kendi kendimizi manipüle etme yeteneğimiz ne büyüleyici!” (s.92)

“Sadeliğin ürpertisini seviyorum. Güzellik çabasının, yaratıcı ıstırabın ve yüce ufuklara olan sonsuz ve umutsuz özlemin yer almadığı bu uzamsal-zamansal boyut çağrısını seviyorum.” (s.101)

“Her günü sanki yarın tekrar doğmak zorundaymışız gibi yaşıyoruz.” (s.103)

“Yaşamımızın mutlu anları böyle akıp gider. Kararın ve niyetin yükünden kurtulmuş bir halde kendi iç denizlerimizde dolanırken, çeşitli hareketlerimize sanki başkasının eylemleriymiş gibi tanık oluruz ve yine de iradedışının yetkinliğine hayran kalırız.” (s.106)

“Yaşlanacağımız kesin. Bunun güzel, iyi, neşeli olmayacağı da kesin. Önemli olanın şimdiki zaman olduğunu kendimize söylemeliyiz: Şimdi, bir şeyi, ne pahasına olursa olsun bütün gücümüzle inşa etmek.” (s.111)

“Duygularımız irademize karşı koyduğunda, amaçlarına erişmek için elinden gelen kurnazlığı ardına koymaz.” (s.117)

“Bayan Michel’de kirpinin zarafeti var. Dışardan dikenlerle zırhlı, tam bir kale, ama bence içinde kirpiler kadar doğrudan bir rafinelik var. Onlar haksız yere duyarsız, uyuşuk görülen, şiddetle yalnız ve korkunç bir şekilde zarif hayvanlar.” (s.124)

“Kendi kesinliklerimizin ötesini asla göremiyoruz ve daha ciddisi, buluşmaktan, karşılaşmaktan vazgeçtik. Bu daimi aynalarda kendimizi tanımadan yalnızca kendimizle karşılaşıyoruz. Eğer kendimizi fark edersek, başkasında yalnız kendimize baktığımızın, çölde tek başımıza olduğumuzun bilincine varırsak, deliririz.” (s.125)

“Sanat yaşamdır, ama başka bir ritm üzerinde.” (s.132)

“Sanırım kendi ruh halimizi seçebiliriz, çünkü çok katmanlı bir bilincimiz var.” (s.133)

“Ağaçları sevme yeteneğinde çok fazla insanlık vardır. İlk büyülenmelerimize duyduğumuz özlem vardır. Doğanın bağrında kendini bunca anlamsız hissetmenin büyük gücü vardır.” (s.146)

“İnsanın kendi paranoyası konusunda yanılgıdan kurtulması daima huzur verir.” (s.149)

“İşin kolayı hep bulunur. Gerçi ben bu yolu seçmekten hep tiksinmişimdir. Benim çocuğum yok, televizyon seyretmem, Tanrı’ya inanmam... İnsanlar hayatlarının daha kolay olması için bu patikaları seçerler. Çocuklar kişinin kendisiyle yüzleşme acılı görevini ertlemesine yardım eder, torunlar da bunu sürdürür. Televizyon, boş hayatlarımızın hiçliğinden yola çıkarak projeler inşa etmek gibi bitkin düşürücü bir zorunluluktan bizi uzaklaştırır; gözleri aldatarak, ruhu duyunun büyük işinden kurtarır. Tanrı ise, memeli soyumuzdan gelen kaygılarımızı yatıştırır, zevklerimizin günün birinde son bulacğaı yönündeki dayanılmaz kesinliğe dayanma gücü verir. Dolayısıyla, ne gelecek, ne soy sop varken, saçmalığın kozmik bilincini sersemleştirecek piksellerim yokken, sonun kesinliği ve boşluğun öngörüsü içindeyken, kolaycılık yolunu seçmediğimi sanırım söyleyebilirim.” (s.152)

“Tek bir dostunuz olsun ama onu da iyi seçin.” (s.155)

“Marguerite’le birlikteyken gözde sohbet konumuz aşktır. Aşk nedir? Nasıl sevilir? Kim? Ne zaman? Niçin? Görüşlerimiz ayrışıyor. Tuhaf bir şekilde Marguerite’in entelektüel bir aşk anlayışı var; oysa ki ben müzmin bir romantiğim. O aşkı rasyonel bir tercihin meyvesi olarak görüyor, oysa ki ben nefis bir itkinin sonucu olarak görüyorum. Buna karşılık bir konuda hemfikiriz: Sevmek bir araç değil, amaç olmalı.” (s.166)

“Dünyanın çirkin olduğunu bilsem de bunu görmek istemiyorum.” (s.181)

“Sonuzluk kovalayan, yalnızlık biçer.” (s.182)

“Gün be gün kendi yaşamımızı arşınlıyoruz, tıpkı bir koridoru arşınlar gibi.” (s.199)

“Bazı yaz yağmurları, bizim içimize,kalbimizle birlikte çarpan yeni bir kalp gibi demir atarlar.” (s.200)

“Canlı olmak belki de budur: Ölen anların ardında koşmak.” (s.234)

“Kalbim yumak olup yuvarlanmış kedi yavrusu gibi sıkışıyor.” (s.235)

“Bütün bu arayışlar, bütün bu dünyalar... Birbirimize bunca benzer olup da bunca uzak dünyalarda nasıl yaşayabiliyoruz?” (s.256)

“Bir şeylerin bitmesi gerek, bir şeylerin başlaması gerek.” (s.256)

“Ağlıyorum, durdurulamazcasına ağlıyorum, iki gözüm iki çeşme ağlıyorum, mutluluğun irive güzel gözyaşlarıyla ağlıyorum, çevremizde dünya sulara gömülüyor ve geriye tek bir his kalıyor. Yanında kendimi biri olarak hissettiğim ve nazikçe elimi tutarak dünyanın bütün sıcaklığıyla bana gülümseyen adamın bakışının verdiği his.” (s.265)

“Bunu düşünürken, bu akşam, kalbim ve midem paramparça, sonunda kendi kendime hayatın belki de bu olduğunu söylüyorum. Fazlasıyla umutsuzluk. Ama aynı zamanda, güzel bir iki an. Zamanın aynı olmadığı. Sanki müzik notaları zaman içinde bir tür parantez açıyor. Bir erteleme. Buradaki başka yer. Asla’daki her zaman. Evet, bu işte! Asla’daki her zaman. Sizin için, bundan böyle asladaki her zamanların peşinden koşacağım. Bu dünyadaki güzelliğin...” (s.276)

6 Tem 2017

Murathan Mungan - Küre

“Unutmamak gerek: İnsanların geç öğrendikleri konuların önemli bir bölümü kendileri hakkındadır. Yolla ölçülür bazı şeyler, yaşla değil. Ayrıca ne yol sabit bir şeydir, ne insanın kendisi... Yol dedikleri, yalnızca çok yıl yaşamış olmakla alınacak ya da geçen zamanın alınmasını giderek kolaylaştıracağı bir şey değildir. Onca yaşa karşın, yolun yarısına bile gelemeyenlere ne demeli? Bazı uzaklıklar yıllarla kapatılmaz. Uzaklık, içi doldurulması gereken bir bilgi çeşididir.” (s.7)

“Şiir, tereddütleri olanların sanatıdır.” (s.8)

“Şimdiki gözleriniz geçmişin kümülatif, yani birikerek çoğalmış bir toplamı değildir; şiddetle anımsadıklarından, hiç unutmamaya yemin ettiklerinden, bakışların arkasına saklanmışlardan oluşmaz yalnızca; vazgeçtiklerinden, unutmak istediklerinden, nicedir kendine yabancı düşmüş anılardan da oluşur.” (s.9)

“Zaman yalnızca bizim dışımızda kendiliğinden geçen bir şey değildir. İçimizden geçen zamanı da tartmayı bilmek gerek.” (s.9)

“Şiir dünyayı, dünyanın zincirlerinden kurtarır.” (s.14)

“Gerçekten beni şiir yazmanın yalnızca kendisi, düpedüz yaşanan o büyülü süreç ilgilendiriyor. Tıpkı sevişmek gibi; sürecin kendisiyle ilgiliyim ve adına bitmiş, tamamlanmış şiir dediğimiz sonucun edebi başarısıyla da elbet... Bu yüzden “nasıl şair olunur”un, hele hele “nasıl şair görünülür”ün değil, şiir yazmanın ardında sürüklenmek gerek. Kasmadım kendimi, sınırlamadım. Bu, beni diri tuttu, açık tuttu; incinebilir, kırılabilir, dağılabilir tuttu. İyi de oldu. Açık yara gibi olmak iyidir. Ya kendi sınırlarınıza çekilirsiniz, ya kendinizi sağaltma gücünü keşfedersiniz. Az şey midir bu?” (s.20)

“Yaşamda hiçbir şey tek başına bitmez. Eğer sanatın sonu geliyorsa, beraberinde bir çok şeyin daha sonu geliyordur. Şiir öldüyse, uğruna şiir yazılan bir çok şey de beraberinde ölüyor demektir. Ey yaşadığı zamanın takvimini sonsuzluk sananlar, bir şeylerin ölümüne sevinirken iyi düşünmek gerekir.” (s.24)

“Sadelik sııfırdan sahip olunan, piyangodan çıkan, öykünerek kazanılan değil, çalışarak, üzerine düşünerek, süzülüp incelerek, damıtarak elde edilen bir şeydir. Haddeden, imbikten, zamanın içinden geçer.” (s.26)

“Şair olmak, şair kalmak zor ama, kolay “iyi okur” da olunmuyor.” (s.26)

“Harcıâlem başarı, devrin madalyalarıyla bir gönül oyalanmasıdır; ruhun neleri başardığına bakmalı insan. Asıl başarı, varoluşunun hakkını vermek ve kendini gerçekleştirmektir. Hiç kimse olmak bile şu yeryüzündeki biricikliğimiz gerçeğini değiştiremez çünkü.” (s.29)

“Maddenin katı, sıvı, gaz hali içinde şiir, gaz haline yakın durur. Havada asılıdır, solumamızı bekler. Varoluşun bütün gizleri için. Bir hakikat bilgisi olarak esrimek ve esritmek için. Sıradan dünyaya ait öğrettikleri de cabası.” (s.35)

“Sanatçı olmak demek, özünü zorlamadan, rahatça bahar fırtınalarına göğüs gererek, ya da ardından bir yaz gelmezse diye düşünmeden duran ağaç gibi olgunlaşmak demektir. Yaz gene de gelir ama, yalnızca sabredenlere gelir, önlerinde sonsuzluk varmış gibi tasalanmadan sessiz ve yürekleri geniş olanlara gelir. Ben bunu gün günden daha iyi anlıyorum. Onu, gönül borcu duyduğum acılar içinde öğreniyorum. Sabır her şeydir.” Rilke (s.43)

“Dilin bir yarığında şiir oturur, dğerinde hayat. Felsefe gidip gelir ikisi arasında. Bilmeyen kaybolur ikisinin ortasında. Bir de gidip de dönmeyenler.” (s.51)

“Kim ne derse desin, şiir hâlâ bir dünya imkânıdır. Sizin her türlü dilsizliğiniz şiirin varlık güvencesidir.” (s.65)

“Dünya yazılmak için vardır.” Valery (s.73)

“Boşluktan yarattığımız hacimdir şiir. Kendi atomlarından oluşur; boşlukta bilmediğimiz yasalarla dönüp durduğundan başıboş gezdiğini sandığımız atomaltı parçacıklarından. Fizik öğrendikçe yeniden sevilir şiir.” (s.81)

4 Tem 2017

Bad Timing

Keşke beni daha az anlayıp daha çok sevseydin. Keşke tanımlamaya çalışmayı bıraksaydın.

....

Benden ayrılmana sevindim Alex. Neden biliyor musun? Çünkü sana aşık oldum ve bunu ben yapamazdım.

....

Bir kadını sadece sevmek yeterli olmuyor, o eğer biraz zorluysa... Onu çok büyük bir aşkla sevmelisiniz.
Kendi saygınlığınıza verdiğiniz değerden bile çok...

Bad Timing, 1980

3 Tem 2017

Nurdan Gürbilek - Sessizin Payı

“Sanat ilhamını bazen doğrudan hayattan alır.” (s.21)

“Savaş ve Barış’ta Tolstoy sorar: Milyonlarca insanın yüce idealler uğruna düpedüz cinayet işlediği bir dünyada kim adaletten söz edebilir?” (s.24)

“Doğru hayat gerçekten mümkün mü? Yoksa yanlış hayat doğru yaşanamaz iddiasıyla mı yetineceğiz?” Adorno, Ahlak Felsefesinin Sorunları (s.45)

“Mutluluk, romantik heyecanların durulduğu yerde başlar.” Tolstoy (s.49)

“İnsan kendi yaşamını doğru bir varoluşun çelimsiz ve kırılgan imgesine uygun olarak kurmaya çabalarken, imgenin hem kırılganlığını hem de hiçbir zaman gerçek yaşamın yerini tutamayacağını aklından çıkarmaması gerekir. Aksi takdirde insanın başkalarından daha doğru bir hayat sürdüğü iddiası kişinin özel çıkarını gizleyen bir ideolojiye dönüşür.” Adorno (s.57)