22 Haz 2017

Rainer Maria Rilke - Bir Genç Kadına Mektuplar

“İnsana varmak isteyen ve varması gereken şey üzerine çökmelidir kişinin, sanki onu özlüyormuş gibi, sanki insanın varlığını ele geçirmekten, güçsüzlüğünün her bir atomunu teslimiyete dönüştürmekten başka bir düşüncesi yokmuş gibi.” (s.6)

“Mektubu hâlâ bir ilişki aracı olarak, en güzel ve kazançlı ilişki araçlarından biri olarak gören eski moda insanlardanım ben.” (s.8)

“Kadınların kaderi: İlk ve son olarak doyuma ulaşmış, kararlaştırılmış, cevaplanmış olmak ister, soru olarak kalmak onun doğasına aykırıdır.” (s.11)

“Yalnızca ölümden bakıldığında aşkın hakkıyla üstesinden gelinebilir.” (s.19)

“Çoğu insana geçmişteki yalnızlığının sonuçları kederli yanılgılar gibi gelir, kendilerini mutluluğun göz kamaştırıcı ışıklarına atarlar ve içsel gerçekliklerinin kontürünü unutup inkâr ederler.” (s.21)

“Geçirdiğiniz yorucu ve amansız kış, bütün sertliğiyle bir tür donmuş neşe gibi, (dileğim odur ki) şimdi artık çözülmüş olan saf ve güçlü bir gelecek bloğu gibi geçmiş olmalı; sel olmuş akarak, hışırdayarak, bahara karışarak. Şimdi birbirini selamlıyor bahçelerimiz.” (s.31)

“Yaşamın, kendi ölçülerini son derece aşan zenginlikleriyle, daha sonraki her türlü yoksul düşmeden çok daha önce davranmış olduğunu deneyimledim. Geriye korkulacak ne kalır ki? Bu durumu unutabilme ihtimali sadece! Ama çevremizde, içimizde, hatırlatmaya yardımcı olacak ne kadar çok şey var.” (s.32)

“Hani yazın çayırlar arasından geçerken alçaktaki bir çiçeğe değer insan ve çiçek de buna kokusunu salarak cevap verir, işte bunun gibi, insan çoğunlukla kendini ruhundaki göze çarpmayan herhangi bir  avuntunun içinde buluyor, yolu tıkanmış çavlanlar gibi hemen dile gelen bir avuntunun içinde... Sizin mektubunuz da böylesi sürprizlerle, kalbin, yalnızca arkasında tam bir yoksulluğu bırakmış olanın tanıdığı bu saf ve hoş kokularıyla dolu.” (s.34)

“Beden, zihin ve ruh arasına hiçbir zaman kesin çizgiler çekmedim: Biri, bir diğerine hizmet ve etki etti, ve her biri bana karşı harika ve enfesti.” (s.41)

21 Haz 2017

Andre Gide - Isabelle

“Eğer onun bir gün bu yerde yeniden belireceğini bilseydim,bu duvarları ateşli ilan-ı aşklarla yakardım...” (s.59)

“Bağışlamak ile göz yummak arasında sadece bir adım vardır.” (s.68)

14 Haz 2017

Jeune et Jolie

Yaşam bir daire gibi kendini tekrar eden sonsuz bir şey.

....

Fildişi kulende kalıp, her şeyi pembe ya da simsiyah görmek...

....

Fazla kederlenmeden fazla mutlu olmadığını unutuyor insan.

Jeune et Jolie, 2013

9 Haz 2017

E.M. Cioran - Var Olma Eğilimi

“İnsan her zaman taşıdığı ben tarafından telef edilir: Bir isme sahip olmak kesin bir yıkılma biçimine talip olmaktır.” (s.9)

“Kuşkusuz her şey bilinçlerimizde bozulup çürüyor: Boşluk bile kirli orada.” (s.38)

“Hiçbir dış etki sizi zorlamadığı halde, hiçbir yere ait olmamak kolay değildir. Mistikler bile ancak korkunç çabalar pahasına arınmaya varır. Kendini dünyadan söküp çıkarmak, ne yaman bir yok olma uğraşı!” (s.55)

“Umutlarınızı yoldan çıkarmak arzusunda değilim: Yaşam üstelenecek bu işi. Herkes gibi siz de bozgundan bozguna geçeceksiniz.” (s.92)

“Kuşku, onu çürüten ya da onunla savaşan her şeyle artar; başka bir hastalığın içindeki hastalıktır bu, takıntı içinde bir takıntıdır. Dua ediyorsanız, duanızla aynı düzeye çıkar; sayıklarsanız, tümüyle buna öykünüp bunu gözetecektir; bir baş dönmesinin ortasında, baş döndürecek şekilde kuşkulanacaksınız.” (s.95)

“Ne zaman ki bir takım şeylere önem verdiğimi görsem kendi kafamı suçlarım, ona güvenmem ve bir zayıflıktan, bir bozukluktan kuşkulanırım. Kendimi her şeyden kurtarmaya, kendimi kökümden sökerek yükselmeye çalışıyorum; beyhude ve yararsız olmak için, köklerimizi kesip atmalı, metafizik yabancılar haline gelmeliyiz.” (s.95)

“Hiçlik beni sardığında ve, Doğulu bir söze göre “boşluğun boşluğuna” ulaştığımda, böyle bir aşırılıktan yıldırım çarpmış gibi, son çare olarak Tanrı’ya başvurduğum olur, bu ancak kuşkularımı ayaklar altına alma, kendimle çelişme ve ürpertilerimi çoğaltarak, orada bir uyarıcı arama arzusundan olsa bile. Boşluk deneyimi inançsızın mistik eğilimidir, yalvarma olanağıdır, onun doluluk ânıdır. Sınırlarımızda, bir Tanrı çıkıverir ortaya, ya da onun yerini tutan bir şey.” (s.97)

“Derinliklerle ilişkisini kesmeyen, onlarla düşüp kalkan kişide bir saygı uyandırmıyor “gizem”, ondan hiçbir şekilde söz etmez, ne olduğunu da bilmez; orada yaşar... İçinde devindiği gerçeklik ondan başkasını kapsamaz; daha aşağı ve ötede hiçbir alan yoktur; o, her şeyin aşağısında ve her şeyin ötesindedir. Aşkınlıktan usanmış, zihinsel işlemlerin ve onlara bağlı yükümlülüklerin üstündedir, dayanağı sonu gelmez ilgisizliğidir... Ne din, ne metafizik karıştırır kafasını; dipsizlikteyken neyin dibini bulacak ki? Doymuştur kuşkusuz? Ama hâlâ var olup olmadığını bilmez.” (s.173)

“Bahara özgü bir yok olma, yıkımdan daha çok bir sona ermedir ölüm, bizzat kendimizin üstüne daha iyi çıkalım diye döndürür başımızı; aşk da öyledir, bir çok yönden akrabadır ölümle: İkisi varoluşumuzun sınırlarını parçalayacak derecede zorlar, bizi darmadağın edip güçlendirir, bütünlük diye bin dereden su getirip yıkıntıya çevirirler. Birbirinden ayrılmaz olduğu kadar birbirine de indirgenemez olan öğeleri temel bir muğlaklık oluşturur. Evet, bir noktaya kadar, aşk yoldan çıkarır bizi, nice genişleme ve gurur duyguları arasında! Keşke ölüm de nice ürpertilerle öyle çıkarsa bizi yoldan! İçimizdeki insanı bu duygularla, bu ürpertilerle aşarız, ben’in kazalarını da.” (s.186)

7 Haz 2017

Ayn Rand - Hayatın Kaynağı

“Ne istedigini kendin bilmiyor musun? Nasıl dayanabiliyorsun bilmemeye?” (s.29)

“Bizim irademiz, benimsenmeyenlerin, unutulanların, baskı altında kalanların iradesi, ortak bir inanç ve ortak bir amaçla bizi birbirimize sağlam bir kaya gibi kaynaştıracak.” (s.126)

“Değişim evrenin birinci ilkesidir. Her şey değişir. Mevsimler de, yapraklar da, çiçekler de, kuşlar da, ahlak anlayışları da, insanlar da, binalar da. Diyalektik süreç bu...” (s.719)

“Budalaların habire gülümsediğine hiç dikkat ettin mi?
İnsanın ilk kaş çatışı, Tanrı'nın elinin alnına ilk değişidir. Düşüncenin dokunuşu...” (s.763)

5 Haz 2017

31 May 2017

Paulo Coelho - Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım

"Yalnızca içinde bulunduğun anı yaşamaya çalış. Eskiyi anımsamak, bizden daha yaşlılara özgüdür," diyordu sevdiğim adam bana.” (s.18)

 “Hemen karşılık görmese bile, -o kişi istediği kadar uzakta olsun- günün birinde sevilen kişiyi fethetme umudu olmaksızın yaşayamazdı.” (s.49)

“Yüreğim keşke söz dinlemese, diyorum. Kendimi olaylara bir bırakabilsem, yalnızca bir hafta sonu bile olsa, yüzüme değen bu yağmur damlalarının başka bir tadı olurdu. Sevmek kolay olsaydı, birbirimizin kollarında olurduk ve şarkının sözleri bir öykü anlatırdı bize, kendi öykümüzü.” (s.51)

“Barajlar gibidir aşk, bunu biliyorum: Bir zerre suyun sızabileceği bir çatlak bırakırsanız, bu su duvarları yavaş yavaş kemirir ve öyle bir an gelir ki, akıntının gücünü artık kimse denetleyemez. Duvarlar yıkılacak olursa, aşk efendi olarak her şeye el koyar; neyi yapabilirim, neyi yapamam, sevdiğim kişiyi yanımda tutabilir miyim, tutamaz mıyım, gibi sorular artık boşunadır. Aşık olmak, denetimi elinden kaçırmak demektir.” (s.53)

“Aşk tuzaklarla doludur; kendini göstermek istediğinde, bize yalnızca ışığıyla belirir ve bu ışığın içindeki gölgeleri gözümüzden saklar.” (s.57)

"Gülünç, diyorum, kendi kendime. Aşktan daha derin hiçbir şey yoktur. Çocuk masallarında, prensesler kurbağalara öpücük verir ve kurbağalar sevimli prenslere dönüşür. Gerçek yaşamdaysa, prensesler prensleri öper ve prensler kurbağaya dönüşür." (s.59)

“Evren her zaman istediği kadar saçma görünsün, düşlerimizi gerçekleştirmek için verdiğimiz savaşımda bizim yanımızdadır. Çünkü onlar bizim düşlerimizdir ve o düşleri kurmanın bize nelere mal olduğunu yalnızca biz biliriz.” (s.74)

“-Sevmek tehlikelidir.
-Biliyorum bunu. Daha önce birini sevdim. Sevmek, uyuşturucu almak gibidir. Başlangıçta kendini iyi hissedersin, bütünüyle verirsin. Ertesi gün daha fazlasını istersin. Henüz zehirlenmemiş, o duygudan hoşlanmışsındır ve onun üzerindeki egemenliğini sürdürebileceğini sanırsın. Sevdiğin kişiyi iki dakika düşünür, sonraki üç saat boyunca unutursun. Ama yavaş yavaş onun varlığına alışır, ona bütünüyle bağımlı hale gelirsin. Böylece onu üç saat düşünüp, iki dakika unutmaya başlarsın. Yakınında değilse, bağımlılarının uyuştuucu bulamadıkları zaman hissettikleri şeyi hissedersin. Uyuşturucu bağımlılarının, gerek duydukları şeyi bulamadıkları zaman hırsızlık yaptıkları, kendilerini aşağıladıkları gibi, aşk için her şeyi yapmaya sen de hazırsındır.” (s.75)

“O anda orada, yüreğimi huzursuz kılmayan bir erkekle, o anı, ertesi gün kendisini yitireceğimden korkmadan yaşayabileceğim bir erkekle beraber olmak isterdim. Böylece zaman daha yavaş akıp giderdi, yan yana suskun kalabilirdik, çünkü önümüzde, o anı yeniden konuşabilmek için tüm bir yaşam olurdu. Ciddi şeylerden kaygı duymam, zor seçimler karşısında kararlar almam, katı sözler etmem gerekmezdi.” (s.76)

“Evet, olmayı düşündüğüm kadın haline gelmek iyiydi, bu kadının birdenbire karşıma çıkması ve ben olması iyi bir şeydi. Ruhumun artık inanmadığım bir Tanrı’nın ya da bir Tanrıçanın ışığında yıkandığını hissettim. Ve o anda, ötekinin bedenimden ayrılmakta olduğunu, küçük odanın bir köşesine gidip oturacağını hissettim. O zamana kadar olmayı sürdürdüğüm kadına bakıyordum karşıdan: Zayıf, ama güçlü olduğu izlenimini vermeye çalışan bir kadın. Her şeyden korkan, buna karşın bu duygunun korku değil, gerçeği bilen birinin bilgeliği olduğunu söyleyen bir kadın. Eski mobilyaları parlaklığı yitirmesin diye, güneşin neşesinin süzüldüğü pencerelerine duvar ören biri. Ötekini, odanın köşesinde kırılgan, bıkkın, umutsuz otururken gördüm. Her zaman özgür kalması gereken şeyleri, yani duyguları yöneten, onların üstünde zorbalık kuran biri. Sona eren bir acıdan sonra, önüne çıkacak yeni aşk hakkında fikir yürütmeye çalışan bir kadın.
Aşk her zaman yenidir. Yaşamımızda bir kez, iki kez, on kez sevmiş olmamızın önemi yok, kendimizi her zaman bir bilinmezle karşı karşıya buluruz. Aşk biri cennete de cehenneme de götürebilir, ama her zaman bir yere götürür. Ondan kaçarsak, gözümüzün önünde meyve dolu dallarıyla duran o ağaca baka baka, elimizi uzatıp istediğimiz meyveyi koparmaya cesaret edemeden açlıktan ölürüz.” (s.92)

“Soria’daki o meydanı anımsadım, kaybettiğim madalyonu aramasını istediğim o anı: Biliyordum, evet, bana ne söyleyeceğini biliyordum ve duymak istemiyordum, çünkü o, maceraya atılmak için, para ya da düşlerinin peşinden koşmak için günün birinde çekip giden çocuklardandı. Oysa bana ulaşılması güç bir aşk gerekti, yüreğim ve bedenim bakirdi, karşıma sevimli bir prens çıkmalıydı.
O dönemimde aşk hakkında pek bir şey bilmiyordum. Onu topluluk karşısında konuşurken gördüğümde, davetini kabul ettiğimde, içimdeki olgun kadının, sevimli prensine rastlamak için çırpınıp durmuş o genç kızın yüreğini elinde tutabileceğini sandım. Oysa o, her birimizin içinde yaşamayı sürdüren çocuktan söz etmişti ve ben, içimdeki o genç kızın, sevmeye ve yitirmeye korkan o prensesin sesini yeniden duymuştum.
Dört gün boyunca, yüreğimin sesini bastırmaya uğraşmıştım, ama o ses, ötekini büyük düş kırıklığına uğratarak içimde gitgide büyümüştü. Ruhumun en gizli köşesinde kendi varlığımı sürdürüyordum ve düşlere inanıyordum. İçimdeki ötekine bir şey söylemeye fırsat bırakmadan, onunla arabaya binmeyi, birlikte yolculuk yapmayı kabul etmiş, bunun tehlikelerini göze almaya karar vermiştim.
İşte bu yüzden, yalnızca bu yüzden-içimde yaşamayı sürdüren birazcık ben yüzünden- dünyanın dört bir yanında aradıktan sonra aşk beni bulmuştu; ötekinin, onun önüne, önyargılardan, kesinlikler ve Zaragoza’nın dingin sokağında beni bekleyen kitaplarımdan oluşan bir bent dikmesine karşı. Pencereyi açtım. Ve de yüreğimi. Odaya güneş doldu, ruhuma aşk.” (s.95)

“Aşk asla usul usul gelmez.” (s.101)

“Onunla geçirdiğim dört gün, kayda değer hiçbir şeyin olup bitmediği bütün bir yılı yüzüme vuruyordu.” (s.109)

“Beklemek insana acı verir. Unutmak acı verir. Ama ne karar vereceğini bilememek, acıların en büyüğüdür.” (s.117)

“Üçüncü kattan düşmek de yüzüncü kattan düşmek kadar hasar bırakırdı. Düşeceksem, çok yükseklerden düşmeliydim.” (s.137)

“Mutluyum ama bu bana ait bir tehlike.” (s.197)

“Beklemek. Aşk konusunda öğrendiğim ilk ders buydu. Gün sürüklenip gitmektedir, binlerce plan yaparsınız, olası tüm diyalogları düşlersiniz, davranışınızı değiştirmeye söz verirsiniz kendi kendinize ve orada öylece beklersiniz, kaygılar içinde, sevdiğiniz insan dönünceye kadar.” (s.141)

“Unutmayın aşk kalıcıdır, değişen yalnızca insanlardır.” (s.209)

“Git eşyalarını topla, düşler boş oturtmaz insanı.” (s.216)