4 Tem 2018

Adam Phillips - Hep Vaat Hep Vaat


“İnsanın kendini anlaması klasik teselli biçimidir, kendinden kaçmasıysa romantik.” (s.9)

“Psikanalizin duygusal ya da anlaşılması güç soyutlamalara değil, daha iyi cümlelere ihtiyacı vardır.” (s.17)

“Bir insana şiir öğretebilirsiniz, ama şair olmayı öğretemezsiniz. Aynısı psikanaliz için de geçerlidir. Fakat kötü psikanalizin insanlara kötü şiirden daha fazla zararı dokunmaktadır.” (s.18)

“Psikanalizin bir bilim olup olmadığının söylenmediği bugünlerde, bir sanat olduğunun söylenmesi belki de şaşırtıcı değildir. Bir konuşma tedavisi olarak, kullandığı araç çoğunlukla dil olduğu için de, benzerliğinin en açık olduğu sanatlar edebi sanatlardır. Güven veren analojiler kurmaya yönelik telaşlı çabalar konusunda edebiyat, bilimin ardından en ümit verici alandır.” (s.21)

“Gerçek şair, sezgisel bir psikologdur.” Ella Sharpe

“Derler ki iyi bir şair olmak insanı iyi bir psikolog, derin iç görüye sahip biri yapar, ama görünüşe göre iyi bir psikolog olmak insanı iyi bir şair yapmaya yetmemektedir. Gerçekten de kişinin psikanaliz konusundaki çekinceleri deyim yerindeyse şiirsel bir yaklaşımdan, psikanalizin yazıldığı ve söylendiği dilden hoşlanmamış olmasından kaynaklanabilir. Bu da demektir ki, psikanaliz temsil edildiği dilden ne daha azı ne de daha fazlasıdır. Nihayetinde insan, şiire olduğu gibi, psikanalize de daha iyi sözler için gider.” (s.24)

“Psikanaliz sözcüklerden oluşan bir dinden fazlası olabilir mi?” (s.26)

“Sözcükler dünyadaki diğer her şeydir.” Wallace Stevens, Adagia (s.26)

“Yetmişinci doğum günü münasebetiyle verdiği bir mülakatta Freud şunları söyler: Benden önce şairler ve filozoflar zaten bilinçdışını keşfetmişti, ben yalnızca bilinçdışının incelenmesini sağlayacak bilimsel yöntemi keşfettim.” (s.28)

“Hepimiz kendi düşlerimizde birer sanatçı olabiliriz.” Nietzsche (s.30)

“Herkes şairdir, ama bazıları diğerlerinden daha şiirseldir ve zaten tüm farklılık da burada yatmaktadır.” (s.31)

“Hepimiz dili ister istemez şiirsel olarak kullanırız ama yine de şair adını verdiğimiz kişiler vardır; hepimiz o ya da bu şekilde konuşur yazarız, ama yine de şiir adını verdiğimiz gözle görülür kültürel nesneler vardır. Sanki bazı insanlar kendilerini diğerlerinden, deyim yerindeyse, daha iyi ifade ederler ve biz de bir yerde bunu yapabilmenin iyi bir şey olduğunu kabul etmişizdir. Amaç şair olmak mıdır yoksa mutlu olmak mı? Freud sözcüklerden nasıl etkilendiğimizi ve mutluluk fikrinden nasıl bir türlü uzaklaşamadığımızı bize göstermek isteyen insanların dahil olduğu o uzun geleneğe mensuptur.” (s.31)

“Psikanaliz, diye yazar Lacan, öznenin mesken tuttuğu dil bilimi olmalıdır. Freudcu bakış açısına göre insan, dil tarafından derdest edilip işkenceden geçirilen öznedir.” (s.32)

“Organizmayı ne genler ne çevre hatta ne de bunlar arasındaki etkileşim belirler; organizma tesadüfi süreçlerin belirgin izini taşır.” Richard Lewontin, Üçlü Sarmal (s.35)

“Başarılı bir insan yaratmak için (bilhassa edebiyatta) hangi özelliğin gerekli olduğunu anladım. Negatif yetenekten bahsediyorum. Yani olgu ve nedenlerin peşinden ısrarla gitmeden belirsizlik, gizemlilik ve şüphe içinde olabilme yeteneğinden.” Keats (s.40)

“Şiir, tıpkı iyi bir yorum gibi, eylem halindeki dildir. Analist, tıpkı şair gibi, dolu konuşmaya, anlamlı sözcüklere, iyi bir dile ulaşmayı hedefler.” (s.41)

“Şair J.V Cunningham, edebiyat incelemesi sıradan anlamıyla kendimize dair anlayışımızın arttırılmasına yönelik değildir. Daha ziyade nasıl normalden farklı bir şekilde düşünebileceğimizi ve hissedebileceğimizi görmemizi sağlamaya yöneliktir, diye yazar. Psikanalize göre, normalden farklı düşünmek ve hissetmek öz-bilgiye dayalıdır.” (s.47)

“İçerideki savaşa katlanamadığımız için, der psikanaliz, savaşımızı her fırsatta dışarıda veririz.” (s.55)

“Özümüz bakımından temelde düşmanlarımıza benzediğimiz fikrini bir kez kabul edersek, işimiz epeyce basitleşir.” Winnicott (s.57)

“Bildiğim kadarıyla savaşın olduğu şu beş yıl içerisinde, psiko-nevrozlarda artışa işaret eden bir kanıt yoktur. Savaşın en tehlikeli döneminde bunu dışarıdan gelen gerçek sıkıntı ya da tehlike ile nevrotik sıkıntı arasındaki karşılıklı ilişkiyle açıklayan genel bir izlenim vardı; buna göre kader bize sıkıntı zerk ettiğinde nevrozun kendi kendini cezalandırıcı işlevlerine daha az ihtiyaç kalır.” Jones (s.59)

“Freud 1915 yılında yazdığı “Savaş ve Ölüm Üzerine Düşünceler”de, “Sevgimizin en güzel meyvelerini kendi içimizde hissettiğimiz düşmansı içgüdüye gösterdiğimiz tepkiye borçluyuz.”der.” (s.62)

“Psikanaliz teorisinde ve pratiğinde savaştan sonra her yerde bombalar vardır. Bazı analistlerin unuttuğu nokta şudur ki, çocuklar tarihi kişisel alırlar.” (s.70)

“Kendimizi savunma tarzımızın, bize farklı kılıklara bürünmüş olan arzularımızı gösterdiği fikri belki de en yararlı, hatta en zevkli Freud'cu içgörülerden biridir.” (s.75)

“Hayal kırıklığının hiddeti bazen arzunun düzensizliğinden daha rahatlatıcıdır.” (s.80)

“Lacan’a göre insan, tanım gereği kendi içinde aşırı, kendisine aşırıdır.” (s.115)

“Gerçek özgünlük, herkes gibi davranmaya çalışıp başarıya ulaşamamaktır.” Cocteau (s.119)

“Freud kendimizi yaşamdan koruma yollarından hangisinin bir yaşamı iyi yaptığını bulmamız gerektiğini ima eder.” (s.179)

26 Haz 2018

Lauren Bacall & Humphrey Bogart - Aşklar ve Çiftler


“Onu öptüm ama hiçbir zaman tanımadım.” Ingrid Bergman, Humphrey Bogart için Casablanca’nın çekimleri sırasında söylemiştir. (s.47)

“Lauren, hep bir şeyler öğrenebileceği yaşlı erkeklerin çekimine kapılır.” Humphrey Bogart (s.51)

“Bogart’ı oldukça iyi anlayabilmiş olan Bette Davis’in yorumu şöyledir: O yetişkin bir adamdı, Lauren ise daha bir çocuk ve bence onun elinde Lauren’e hayatın nasıl bir şey olduğunu gösterecek her şey vardı. Lauren’le çok önceleri bir kez New York’ta karşılaşmıştım, o zaman daha okula gidiyordu. Bir hayranımdı. Ona çay ikram etmiştim, bir kedi gibi huzursuzdu, ama o anda bile belli bir klası vardı. O Hollywood’un zannettiğinden daha iyidir.” (s.51)

“Bogart Bacall’a sorar: Neyin var senin?
Bacall cevap verir: Hiçbir şey. Senin yoluna koyamayacağın hiçbir şeyim yok.” (s.55)

“Stephen Bogart babasıyla Ingrid Bergman’ın bir karşılaşmalarından şunları aktarır: Humphrey Bogart, Ingrid Bergman’a evlilik dışı bir çocuk beklediği için, ki bu çocuk bugün kendisi de uluslararası bir sinema oyuncusu olan Isabella Rosselini’ydi ve bu skandal Bergman’ın kariyerini mahvedebileceği için bağırıyordu: Büyük bir yıldızdın. Şimdi nesin? Ingrid Bergman çok rahat bir şekilde cevap verdi: Mutlu bir kadın.” (s.112)

“Zaman bizi nereye sürüklerse sürüklesin, aşk kalır.” Lauren Bacall (s.141)


12 Haz 2018

Murathan Mungan - Yaz Sinemaları


“Her şeyi ama her şeyi
Anımsamalıyım anımsamalıyım anımsamalıyım
Belki böyle ulaşabilirim kendime.” (s.27)

“Zaten hangi insan korkularının sırrına varmış ki?” (s.30)

“Bir düş sanıyorum boynuma geçirilen her ilmeği –hatta kendimi” (s.41)

“Bir yaz tanımı için şiirler,
Üstbaşlıklı, kareli bir deftere yazılmış
Binlerce dağınık dize, aralarında gizli bir antlaşma yapmış
Hiçbirini bağlamamış birbirine (ne yan yana, ne alt alta, ne üst üste, her dize yalnızca kendine ayrılan anlam ıssızlığının o tekin bölgesinde) ama hepsi de sanki biliyormuş gibi defterdeki yerini, yaklaşmıyor kimse kimseye, bir ölünün anısı bozulmasın diye.” (s.43)

“Umutsuz bir yaz geçiriyorum.
Bir ölüyü arıyorum burada/anıyorum
Onu sevmiş olduğumu geç anlamanın dehşetli azabı mı,
Yoksa yalnızca bir azap gereksinmesi mi? Bilmiyorum.
Bildiğim yaz dinlencemi bir ölüyle yaşıyorum, sanki bir ikinci kişiyle yaşar gibi.” (s.47)

“Biliyorum bu da geçecek, izi kalacak binlerce kez çiğnenmiş sahiller gibi,
Zaten dalgaların insafı kadardır elbet bizim belleğimizin de sadakati.” (s.47)

“Ve sonra o deniz feneri, tabloya son anda giren ağaç, yıllar sonra hayatımıza yerleştirebildiğimiz roman sahneleri. Yerini geç bulan ayrıntılar, ertelenmekten tavsamış umutlar, artık bizim olmayan pek çok yanımız.” (s.52)

“Her hayat kendi öğrendiğiyle ölür, ve ölenler bir başlarına ölür nasılsa.” (s.60)

“Gözleri bağlı geçtik şimdiki zamanları
Bağı çözülmüş gözler geriye baktığında
Anlar anlamı bilinmeden, değeri verilmeden yaşananları
Yok mudur herkesin hayatında
Birkaç yitik sayfa, birkaç zaman parçası
İşte onlar toparlanır bir gün
Çıkar bir yol ağzında karşınıza
Tutuklar bizi anılar, sorgular geçen zaman
Bir intikam gibi bulur yerini
Filmlerde kopukluk sandığınız boşluklar.” (s.70)

“Yaz geçer, ömür/de
Geçmeyen nedir, geçer görünen
Sessiz parklar kimsesizliğinde” (s.78)

“Beklemiş sözler. Bekletilmiş sözler
Öksüz kalır kaçınılmazdır.
Ya da yanlış yerlerde, yanlış kişilere kullanılır
Nasıl saptanır bir ömürde bir dilin kırıldığı yer?” (s.79)

“O zamandan bu yana çok şey değişmedi
Nasıl anlaşıldı sanılırsa bir yazıda bir dilin kırıldığı yer
Öyle sürüp gidiyor sözcükler, beraberlikler
Öyle sürüp gidiyor unutmakla,
Alışmak arasında bütün eylemler.” (s.80)

“İstanbul’da ilk uzun mevsimimdi.
Bir mevsim nasıl kullanılır, bilmiyordum.” (s.85)

“Sen güneşe verirken kendi yüzünü
Gölgedeki yüz ötekinin
Küçük metaforların bilgisi o zamanlar öğretmiş olsa gerek
Nasıl haksız bir denge içerdiğini
İkili ilişkilerin...” (s.86)

“Kendimi büyütürken kendi dizimde
Bir mevsim nasıl kullanılır bilmiyordum.” (s.87)

“Plajlar durgun, yaz ölüydü.
Kızgın kumlara uzanıp birini, bir şeyi, bir gizi bekliyordum.
O nedensiz sıkıntı, o dipsiz duygular, öfkenin ve tutkunun ve yeni heveslerin cinneti yer değiştiriyordu içimde büyük bir hızla.
Hiçbiri değildi bunların. Hiçbiri. Zamanla anladım ki:
Bütün yeniyetmeler gibi
Olmayan birini seviyordum yalnızca
Sevgilim. Sevgilim.
Şimdi yaşlanıyorum. Bak yine yaz!” (s.87)

“Bütün gün ağaçlardaydım
Orada kendi derinliğine batan yazları tanıdım
Dalların arasından görünen dünyanın sonsuz olanakları, eşyanın ve zamanın başka boyutlarıydı; sanki ağaçlara değil, içimde bir yerlere çıkıyordum.
....
Hem sonuna kadar orada, o yazın anısında duruyor; hem başka yerde olmanın serüvenlerine yazılıyordum. Daha o zamanlar bir yerlere gitmek yetmiyordu bana; gittiğim yerlerden de gidiyordum.
O günlerden kalma olgun bir kayısının tadı hâlâ ağzımda
Bütün gün ağaçlarda, filmlerde, romanlarda yaşıyordum.” (s.90)