28 Mar 2017

Fyodor Dostoyevski - Beyaz Geceler

“Yoksa o bir an için bile olsa,
Senin kalbinin yanıbaşında
Olmak için mi yaratılmış?” (İ. Turgenyev)

“-Haydi, başlayın, anlatın hikayenizi.
  -Hikayeyi!  Ama size kim söyledi benim bir hikayem olduğunu? Benim bir hikayem yok.
  -Bir hikayeniz yoksa nasıl yaşıyorsunuz?
  -Tamamen hikayesiz. Yani, bizde dendiği gibi, bir başıma yaşadım, yani tamamen yalnız.” (s.42)

“Hayalperest –ayrıntılı bir tanım gerekirse-  insan değil, biliniz ki ortalama cinsten bir varlıktır. Daha çok erişilmez köşelerde bir yerlere yerleşir, orada neredeyse gün ışığından bile saklanır. Ve eğer içine kapandıysa da, o köşeye sümüklüböcek gibi yapışır ya da belki bu açıdan hem hayvan hem de ev olan, kaplumbağa denen o ilginç hayvana çok benzer.” (s.44)

“Neyin hayalini kuracağım ki, sizin yanınızda böyle mutlu olmuşken?” (s.55)

“Ve hayalperest boş yere, külleri karıştırır gibi eski hayallerini karıştırır, o küllerde bir kıvılcım olsun bulmaya çabalar; onu üflemek, soğuyan kalbini canlanan ateşle ısıtmak ve ondaki daha önceden tatlı tatlı gelmiş, ruhu huzursuz etmiş, kanı kaynatmış, gözlerden yaşlar akıtmış ve kendisini görkemli biçimde kandırmış olan şeyi tekrar diriltmek için!” (s.56)

“Tanrı şahidimdir ki hiç, hatta düşüncede bile ona sadakatsiz olmadım.” (s.87)

22 Mar 2017

Ece Ayhan - Başıbozuk Günceler

“Yeryüzünde şarkıdan başka bir şey yoktur yok
Zekânın katsayısıyla çarpmalı bu şiirleri
Zekânın da, insan zihninin de ilerlemesinin bir göstergesi değil mi şiir?” (s.16)

“Zaman renkli bir adam: insan.” (s.78)

“Kara parçalarından bıktım. Dünya benim vaktimi alıyor, alsın!” (s.80)

21 Mar 2017

Le Fille Sur Le Pont

İnsanların aşık değilken, öyleymiş gibi görünebilmeleri komik değil mi?

....

-Geleceğini nasıl görüyorsun Adele?
-Geleceğimi büyük bir istasyonun sıralarla ve banklarla dolu bir bekleme odası gibi görüyorum.
Dışarıda kalabalık insan grupları beni görmeden koşuşturuyorlar. Hepsinin acelesi var. Trene yetişiyorlar, taksi tutuyorlar, gidecek bir yerleri var, buluşacak birileri...
Ve ben öylece oturmuş bekliyorum.
-Neyi bekliyorsun Adele?
-Bana bir şeyler olmasını...

....

Kaybetmeyi öğren, yoksa kazanmayı çok ciddiye alırsın.

....

Sana bir hikaye anlatacağım: Uzun zaman önce caddenin çift tarafında oturdum, yirmi iki numarada. Karşıdaki evleri seyrettim.
Daha mutlu insanları düşündüm. Odaları daha güneşliydi, partileri daha eğlenceli. Ama aslında odaları daha karanlık ve küçüktü.
Ve onlar da karşıdaki evleri seyrettiler. Çünkü, biz şansı hep sahip olmadığımız şeyler olarak düşünürüz.

....

-Ben atlamazsam sen atlayacaksın. Böyle devam edemeyiz.
-Nasıl?
-Ayrı kalarak...

Le Fille Sur Le Pont, 1999

13 Mar 2017

Paul Celan - Ellerin Zamanlarla Dolu

“İstiridyelere sızan şarap,
Ayışığında yüzen deniz gibi uyuyoruz.
Birbirimize sarılmış, duruyoruz pencerede, sokaktan bizi seyrediyorlar:
Zamanı geldi artık bilmelerinin!
Taşların çiçeklenmesinin,
Bir yüreğin tedirgin atmasının zamanı geldi.
Zamanıdır artık zamanının gelmesinin.
Zamanı geldi.” (s.27)

“Ben senin gibi olsaydım. Sen benim gibi olsaydın.
O zaman durmaz mıydık aynı rüzgarda?
Ama biz yabancıyız.” (s.62)

“Sen ölümümdün:
Seni tutabildim, her şey dökülürken elimden.” (s.106)

10 Mar 2017

El Abrazo de la Serpiente

Bir keresinde rüyamda beyaz bir ruh görmüştüm.
Hastaydı ve iyileşebilmesinin tek yolu hayal kurmayı öğrenmekti.

El Abrazo de la Serpiente, 2015

6 Mar 2017

André Gorz - Son Mektup

“Yakında seksen iki yaşında olacaksın. Boyun altı santim kısaldı, olsa olsa kırk beş kilosun ve hâlâ güzel, çekici, arzu uyandırıcısın. Elli sekiz yıldır birlikte yaşıyoruz ve ben seni her zamankinden çok seviyorum. Sadece benimkine değen bedeninin sıcaklığıyla dolan, kahredici bir boşluk taşıyorum göğsümün tam ortasında yeniden.” (s.11)

“Kendi kendime şöyle dedim: Biz birbirimizi anlamak için yaratılmışız.” (s.14)

“Seni tanımadan önce, can sıkıntısı yaşamadan ve bunu karşımdakine hissettirmeden bir kızla iki saatten fazla zaman geçirmemiştim hiç. Seninleyken beni çeken şey, beni başka bir dünyaya sokmandı. Çocukluğuma damgasını vuran değerler orada geçerli değildi. Bu dünya beni büyülüyordu. Ne mecburiyet ne aidiyet olmaksızın oraya girdiğimde her şeyden kaçabiliyordum. Seninle başka bir yerdeydim, yabancı, kendime bile yabancı bir mekânda. Tamamlayıcı bir başkasılık boyutuna girişi sunuyordun bana; ben ki tüm kimlikleri reddetmiş ve hiçbiri benim olmayan kimlikleri birbirine eklemiştim daima.” (s.15)

“Seninle, korunmuş ve koruyucu bir dünya kurduğumuz duygusu içindeydim.” (s.16)

“İstediğimiz kadar alabildiğine farklı olalım, doğuştan gelen bir tür yara gibi temel bir ortak yanımızın olduğunu hissediyordum.” (s.17)

“Seksen iki yaşına yeni girdin. Hâlâ güzel, çekici, arzu uyandırıcısın. Elli sekiz yıldır birlikte yaşıyoruz ve ben seni her zamankinden çok seviyorum. Son zamanlarda sana bir kez daha aşık oldum ve sadece benimkine değen bedeninin sıcaklığıyla dolan, kahredici bir boşluk taşıyorum göğsümün tam ortasında yeniden. Geceleri bazen, boş bir yolda ve ıssız bir manzarada bir cenaze arabasının ardından yürüyen bir adamın karaltısını görüyorum. O adam benim. Cenaze arabasının taşıdığı ise sen. Senin yakılma törenine katılmak istemiyorum; elime, içinde küllerinin bulunduğu bir kavanoz vermelerini istemiyorum. Nefesine kulak veriyor, hafifçe seni okşuyorum. İkimizin de dileği, diğerinin ölümünden sonra yaşamak zorunda kalmamaktı. Birbirimize sık sık söylediğimiz gibi, olmaz ya, eğer ikinci bir hayatımız olsaydı o hayatı da birlikte geçirmek isterdik.” (s.61)