27 Eyl 2016

Gün Zileli - Mevsimler

“Hayat ona ne kadar az dokunursa kendini o kadar rahat hissediyordu.” (s.88)

“Hayatı sevdim. Çok sevdiğim için onu ciddiye almadım. Hayat onu ciddiye almayıp sevenleri atıyor içinden.” (s.96)

“İnsan bir başkasıyla yaşama alışkanlığını ancak genç yaşlarda edinebilir. Şahsiyet kemikleştikten sonra  çok zor çok...” (s.120)

“-Aşk neyi değiştirir?
  -Her şeyi, en çok da insanı...” (s.150)

26 Eyl 2016

24 Eyl 2016

John Berger - A'dan X'e (John Berger Tarafından Kurtarılmış Mektuplar)

“Geçen gün Andrea bana ilk nasıl karşılaştığımızı sordu –seninle benim. Ona anlattım. Şimdi sana da anlatmak istiyorum. İstersen değiştirebiliriz. Geçmiş, mahkumu olmadığımız tek şey. Geçmişe her istediğimizi yapabiliriz. Yapamayacağımız, neticelerini değiştirmek.” (s.29)

“Yüz hayat yaşasam seni uyduramazdım.” (s.32)

“Gözlerine bakıyorum, arkadaşın değil kadınınım. Ve sana bir şey söylemek istiyorum. Kısa ömürlü, sonsuzun zıttı değildir. Sonsuzun zıttı, unutulandır. Bazıları unutulanla sonsuz aslında aynı şeymiş gibi davranırlar. Ama yanılırlar.” (s.33)

“Umutla beklenti arasında büyük fark var. ilk başta süreyle ilgili olduğunu düşünmüştüm, umudun daha uzaktaki bir şeyi beklemek olduğunu. Yanılmışım. Beklenti bedene ait, umutsa ruha. Fark bu. İkisi birbiriyle temas ediyor, birbirini tetikliyor ya da yatıştırıyor ama her birinin hayali farklı. Bir şey daha öğrendim. Bir vücudun beklentisi bir umut kadar uzun sürebilir. Seninkini bekleyen benim vücudumun mesela.” (s.35)

“Sana iki kere müebbet verdikleri anda onların zamanına inanmayı bıraktım.” (s.35)

“Ketumluğunu seviyorum. Bu senin samimiyetin.” (s.37)

“Ellerinin bana o anda verdiği güveni hiçbir kelime vermemiştir.” (s.43)

“Her tür sevgi tekrarlara bayılır çünkü tekrarlar zamana kafa tutar. Senle ben gibi.” (s.47)

“Kendi kendimize söylediğimiz yalanlar yüzünden sürekli kendimizi tekrarlıyoruz.” (s.66)

“Umudumuz var diyemeyiz sadece ona kucak açıyoruz.” (s.81)

“Hayatın olduğumu, hayatının ıstırabı olduğumu ve hayatının sevinci olduğumu biliyorum.” (s.92)

“Ona aşıktı biraz. Aşkın birazı olur mu? Belki bir ayar meselesiydi, düğmeyi sonuna kadar çevirebilirdi! Ama çevirmemişti.” (s.106)

“Gidermek istemediğimiz acılar da var! Belki gece göğünün bize hatırlattığı şeylerden biridir bu da.” (s.123)

“Belki de bir şeyleri beklemek, o geldiğinde yaşanan hayreti azaltmıyor. Dünyada var olan her şey yağmura kesmiş gibiydi.” (s.147)

“Zihin ve beden, biri soyut diğeri somut, tek bir kumaş halinde dokunmuş, iki ayrı şey değilleri mi soplete, tek bir şey onlar. Sen hücrende mesafeler aşamıyorsun – tekrarlanan asgari mesafeler dışında. Yine de düşünüyorsun ve çepeçevre dünyada düşünüyorsun. Ben istediğim her yere gidebiliyorum, mesafeler aşmak hayatımın bir bölümünü oluşturuyor. Senin düşünmenle, benim dolaşmam hemen hemen aynı şeyler, sevgilim. Düşünce ve yer değiştirme aynı malzemenin parçaları. Tek bir kumaşın.” (s.155)

“Her ölüm bizi bir şeye hazırlıyor – kendi ölümlerimize elbet – benimkine, seninkine değil, hiçbir şey beni senin ölümüne hazırlayamaz, yere otururum, başını kucağıma alırım, misket bombaları altında ölümünü reddederim.” (s.164)

23 Eyl 2016

Selim İleri - Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak

“Sevdiğim insanları yitirdim. Ama çok gençken yitirilenler, sonraki ayrılıklar kadar acı vermiyor. Sonrakilerde yaşamın sadece ayrılık olduğunu anlıyorsunuz.” (s.14)

“Ne tuhaf, henüz bilmiyordun: güzel günlerin hatıraları da gidecek, şefkat de kalmayacak.” (s.30)

“İnsan önce sezer, tuhaf bir sezgi varlığını hissettirir, gençliktedir o duygular, gençliktendir, sonra anlarız. Sezgi, anlamaya evrilir. Aşk, bellediğimiz hiçliktir, kavrulmaktır.” (s.31)

“Bir gün yollar ayrılır, insan son defa konuştuklarını, birbirlerini son defa gördüklerini bilmez. Ondan sonraki buluşmalar birer yabancılıktır. Buluşmalar sonra karşılaşmalar olup çıkar. Sonra her şey seyrelir. Anıların sızısı arada bir yüreği yoklar, ama sadece arada bir. Bazen bir mekan, bir fotoğraf, bazen küçücük bir eşya; yolda, caddede, onca kalabalık, onca taşıt, uzaktan görürsünüz, eşya, görüntü, mekan, hepsi dirilir, ama nasıl da yabancılıktır, nasıl da geçip gitmişlik!” (s.46)

“Ayrılıkların tam ortasında, yarın olmayabilir ama, dün kalmıştır. Dün yaşandı, dün sen yaşadıkça var olacak, incitecek, kalbini kıracak.” (s.155)

19 Eyl 2016

Murathan Mungan - Solak Defterler

“Kimse denkleştiremez
Geride bıraktığı bir boşluğu bir diğeriyle
Ne öteki vardır ne ikiz
Ne de günün birinde karşına çıkacak biri
Dönüş yolunu karartmaktan başka
Akşam yok hiçbir seferiye...” (s.20)

“Kül hakkı onca yangından sonra
Biliyorum, vazgeçsem incinir esmerliğin
Akşamlar şarkı söylemez sana
Hep derdin, bakımlı akşamları olmalı insanın
Yalnızlığını güzelleştiren
Birkaç akşam için ömrünü beklettiğin
Sonra nice kayıp parçası hayatımızın, nice sonra kıymet bildiğin
Zamanla fotoğraflarla konuşur insan:
-Senin tekniğindeki deneyim, benim işlenmemiş acemiliğimde
Ölmeden önce doğaçlar gibi kendini, aşk dediğin...” (s.27)

“Bazı hatıralar kurumuş nehir yataklarıdır
Susuz ama hala orada.” (s.33)

“Sen kendini incitirsen, her şey incinir.” (s.74)

“Bulunduğumuz yer haritalara inananlar içindir
Yoksa herkes kendi zamanıyla büker mekânı” (s.111)

9 Eyl 2016

Sema Kaygusuz - Karaduygun

“Uzun bir gece uykusunun olsa olsa iki hediyesi vardır: biri zindelik, öbürü unutuş. Birhan’ın uykusuzluğuysa yara almaya açık olmaktır. Gece gezen herkes gibi hatır, hatıra ve hafızanın harcıyla örülen hayali bir konakta, yapay ışıklar altında düşe kalka dolaşırken, tarihi bir serüven gibi yaşar karanlığı. İç kanamaya benzer gizli bir hastalıktır uykusuzluğu. Başkasının doyasıya uyuduğu uykulardan kovulmuşcasına gücenik, gece avlanan kuşların bile paydaş olamayacağı yalnızlığı üstlenmek zorunda kalır. Tek başına temsilidir kitlesel bir uykusuzluğun.” (s.12)

“Birhan gibiler derken, dünyanın uğultusunu içinden duyan karaduygun insanlardan söz ediyorum. Aşkın bir duyarlılığı sıska bacaklarıyla taşıyan bu yeryüzü sürgünleri, nasıl ki seslerin cismaniliğini derinden biliyorlarsa, başlarındaki ağrıyı ucundan tutup iplik gibi yumağından çözebileceklerini de sanıyorlar. Her şeyi dokunulur kılan imgesel bir alemde, kendi hatıralarıyla yeniden tasarlıyorlar dünyayı. O yüzden onların hayal kırıklığı başkalarınınki gibi limoni değil, genelde kan tadında oluyor. Birhan’ın başı daha çok, daha çok, daha çok ağrıyor o zaman. Hala merak duyduğu bir rüya çünkü şakaklarında.” (s.24)

“Biz zamanı, aynı şey yalnızca birimizin başına gelsin diye kurmuştuk.” (s.29)

“Sadece hayatlarımızla bölük değiliz birbirimizden, dilim dilim zamana da bölünüyoruz. Bazen, eski zaman parçalarımıza bakınca kendimizi hatırlayamıyoruz.” (s.38)

“-Hangi rengi seviyorsun, asıl onu söyle.
  -Doğrusunu istersen en çok maviyi severim.
  -Niçin onu seçmiyorsun o zaman?
  -Sevdiğim şeyleri haketmiyormuşum gibi geliyor.” (s.40)

“Bir deniz görünce, insan sanıyor ki dünyadaki bütün denizler aynı. Neden biliyor musun? Çünkü biz karşıdan bakıyoruz. Olan biten her şeyi, her anı, her küçük ayrıntıyı böyle heykel gibi durarak yüz yirmi derecelik açıdan görebiliyoruz ancak. Heykeller nasıl bakar, aynı öyle.” (s.44)

“Karşıdan bakmak ezbere bir şey. Pekala gözlerini kapatabilirsin. Denizleri birbirinden ayırt edemiyorsak, zihnimizle gördüğümüzü tenimizde bilmediğimiz için.” (s.45)

“Ben eskiden... annemi ağaç sanırdım biliyor musun? Bana elleriyle değil de yapraklarıyla dokunurdu.” (s.45)

“Kayıbız Helin, hepimiz kayıbız. Kimyamız bozuk bizim. Toprağa tutunacağımıza ölüm korkusuna tutuluyoruz. Açgözlülüğümüz ondan. Meyveyi ağacından toplar gibi bedenle ruhu ayırıyoruz birbirinden. Beden, düşüncesi olmayan ham bir şey oluyor o zaman. O ölüme yollanan madenciler, kamyon kasalarında sıkış tepiş taşınan o tarım işçileri, onların hepsi bedenden ibaret. Ezilenler beden, ezenler akıl olmuş. Tam bir bağımlılık ilişkisi! Yoksa bu zalim kültür böyle sımsıkı nasıl örülür?” (s.47)

“Canı var olan her varlığın bir hafızası var bence. Su bile eskiyi hatırlıyor buharlaşırken.” (s.50)

“Yeni duygularla şekillenmektense, tek bir duygunun kalıbına dökülmüş bomboş bir kap gibi hem katı, hem kırılgandım.” (s.62)

“Bir keresinde Birhan, hüzün ile keder arasındaki ayrım sınıfsal bir meseledir demişti. O günden beri bu ayrımın sınır çizgisini epey aşırıya kaçma pahasına arıyorum.” (s.68)

“Tanışma anlarının özünde daima karşılaşmaya içkin öngörülemez bir yaşantı vardır. Karşılaşmanın doğasında, ya hiç karşılaşmasaydık duygusunun esrarengiz bilinmezliği yatar çünkü. Böyle durumlarda yaşananlar, yaşanmayacak olana ilişkin bir ürpertidir yalnızca. Bense yaşanmayacak olana eğimliydim.” (s.77)

“Tesadüf tesadüf müdür gerçekten? Yoksa bütün tesadüfler gecikmiş karşılaşmalar mıdır?” (s.100)

“Her sabah kimseler dürtmeden kendiliğimizden uyansak da ellerimizle yontacağımız kafayı asla insandan münezzeh kılamayacaktık. İmkansızdı, imkansızdı dünyadan başka yere uzanmamız.” (s.104)