Lale Müldür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lale Müldür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mar 2014

Lale Müldür - Anne Ben Barbar Mıyım?

“Yaraların iyileşmesi isteniyorsa, yaralayan yay ele geçirilmeli. Çünkü arp kırıksa, kırılmışsa, bir akor titreşir ve ağlar...” (s.31)

“İnsanlara dayanmak gerekiyor. İnsanlara dayanmak; kişinin yüreğinde açık bir ev saklaması, bu güzel bir şey ama çok fazla bir şey de değil. ‘Soylu misafirperverliğe yetenekli öyle yürekler var ki’ diyor Nietzsche, ‘pencereleri ve panjurları hep kapalıdır; en iyi odaları boş tutarlar.’ Niye öyle yaparlar? Çünkü ‘dayanmak’ zorunda kalmayacakları misafirleri beklerler.” (s.43)

“Mutsuzluğu taşımak zor ama mutluluğu taşımak daha da zor.” (s.59)

“Yaşam hiçbir zaman düşlerimi karşılamadı. Yaşamın üstüme bir çullanışı var ki... Kendini düşleyen biriyim ben. Onun için yazıyorum. Onun için yazıyorum.” (Gülseli İnal) (s.62)

“Kuşların dilini konuşmak isterdim en çok. Bunun dışında bütün istediklerim gerçekleşti. Hem her şey, hem de hiçbir şey.” (s.63)

“Ben kaçarım aşktan. Çok şey arıyorum. Ruhların uyumu çok güç ve ben hep kuşkuluyum bundan.” (s.64)

“Erkeklerdeki mülkiyet duygusu, yeryüzünü ele geçirme tutkusu, onun avcı yanını geliştiredursun, kadın hep düş kurdu. ‘Tarih boyunca erkek avcı, kadınsa düşçüydü.’ Diyor Fuentes.” (s.65)

“Kuşlar öleceğini hissettiği zaman kuğununki gibi bir şarkı tutturmaz. Kendini çok önemsemez çünkü, bu yüzden de özgürdür.” (s.84)

“Matematikse tıpkı şiir gibi yetkinliğe öykünen bir şey ve matematiği kuvvetli olmayan iyi şiir yazamaz gibi geliyor bana.” (s.104)

“Kadınlık söylemsel bir olgudur aslında, kadınlık ya da kadınsılık doğal bir veri değil, aksine sosyal bir yapıdır.” (s.142)

11 Nis 2013

Lale Müldür - Her Şey İstanbul'da Başlamamıştı


Ama her şey İstanbul’a dönmüştü.
Sıfır noktam İstanbul.
Boğaz’ın uzun kıvrılan yolu…
Uzun uzun zaman önce beni orada beklettin…
Ben hala orada duruyorum.
Yatağın içinde, yazmaktan kolumun uyuştuğu,
Sağ omzumun tuhaf bir biçimde bir atardamar gibi attığı şu an bile
Ben hala orada duruyorum.
Bir kış gecesi, kuzeyli bir adamın kuzeyli evinde
Battaniyeyi başıma çekmiş, walk-man’le Murat Kemaloğlu dinlerken
O uzun, kıvrılan yolu düşünüyorum…
Dostumdan uçmayı öğrenmiştim
Öğrenene dek kolumu kanadımı kırdım.
Belki parçalarımı hala saklıyordur evinde
Oysa ben uçamıyorum yine…

Seninle bir İstanbul kentinde karşılaşmıştık, İstanbul…
Sen o zamanlar Konstantinopolis olduğunu henüz unutmuştun.
Ben seni daha terk etmemiştim.
Terk etmek üzereydim…
Geri dönüşün olmadığını, geriye dönülemeyeceğini henüz bilmiyordum.
Karşıdan karşıya geçiyorduk.
Ben tam o an karar verdim.
Yerleşiklik o an yitirildi.
Gerisi sürekli bir gel-git artık…
Dönmeye ve kaçmaya çalışarak hep.
Oysa sana dönemiyordum işte İstanbul
Bütün dönüş biletlerimi saklıyordum,
Biliyordun ama kabul etmiyordun.
Dönüş yoktu, olamazdı, tıpkı gidişin olmadığı gibi.

Ben hala o uzun kıvrılan yolda bekliyordum.
Oradan ayrılmamıştım ki…
Sonra, şimdi yatağımda, bütün gece yazmaktan yorgun düşmüşken
Kuzey rüzgarı buzdan heykeller yontarken odada,
Kulaklarımda “the long and winding road” dönerken
Yavcaşça, seni düşünüyorum…

Uykuya dalar gibi olduğum bir an,
Bir şey görüyorum sonradan hatırladığım…
Belki bir yaz sabahı,
Ilık otların üzerinde saatlerce kalındığı
Bir ilk yaz sabahı belki
Yolun kenarında, altından ince uzun bir suyun akıp gittiği
Bir böğürtlen korusuna uzanıyorum.
Ellerim böğürtlen rengi
Uyanıyor, anımsıyorum.
Böğürtlen… Dikenciler… Akarsu…
Seni düşünmek böyle bir şey olsa gerek, İstanbul.

16 Eyl 2012

Lale Müldür - Bizansiyya

“Beni kalbimin üzerine bir mühür gibi koy.
Kolunun üzerine bir mühür gibi.
Çünkü aşk, ölüm kadar kuvvetli.” (s.26)

“Yüreğin hafif dedi bir ses. Gökyüzü beni çağırıyor ve korkuyorum. Genç ve güzel bir kızın ölümü kutsal bir şeydir. Evliliğin sürmesi dinsel bir boyut olup olmamasına bağlıdır. Yumuşaklık hiçbir zaman gösterilmemesi gereken bir şeydir.” (s.34)

“Dünyada olup biten her şeye aşığım ben. Dünyada olup biten her şeye kırgınım ben. Hayatta hiç yalnız kalmayacaksınız ama bir tarafınız ve hep ağrıyor, hep yalnız.” (s.41)

“Evet onu seviyorum ama hep onunla birlikte yaşayamam. Daha doğrusu kimseyle uzun süre yaşayamayacağımı kavradım. Neden bilmiyorum, sevmekle ilgili değil.” (s.44)

“Beş uzun yıldır ona aşığım ben. Ve zaman hiç geçmek bilmiyor. Birisi zamanın artık hiç olmayacağını ilan etti.” (s.55)

“Sen kayıtsızsın, kayıtsızlık çıldırtabilir bir insanı diyorlar bana. Ben bütün gün avuçlarımda bir yaprağı tutuyorum.” (s.103)

“Ben hiçbir ülkenin vatandaşı değilim. Göğün vatandaşıyım.” (s.118)

“Yaban bir yas giysisinden başka bir şey değil sevgi.” (s.126)

“Hz. Musa çölde Tanrı’nın sesinin nereden geldiğini anlasaydı bütün mısırlılar gibi oraya tapınak inşa edecekti ama anlayamadı. Çünkü Tanrı o kadar dışımızda.” (s.138)

7 Eyl 2012

Lale Müldür - Haller Leyla


“Taşlaşma dış dünyadan korkuyla başlar. Sonra başkalarını taşa çevirmekle, ötekinin otonomisini, duygularını reddetmeye gider. Ona şey olarak bakar ve bir anlamda ondaki hayatı öldürür.” (s.31)

“Kendisini beğenip beğenmediği sorulduğunda Cohen, yalnızca gerçek kendini, sürekli aradığı gerçek kendini beğendiğini söylemiştir.” (s.50)

“Leonard Cohen dünyayı değiştirmek için değil, kendini tanımak, anlamak için yazar, çünkü ona göre dünyayı arzu değiştirir. Cohen’e göre şiir bir iş değil, bir mahkeme hükmüdür.” (s.51)

“Gizli harfler geliyor
Gizli suçlar gibi derinden
Birbirini iterek atılıyor yüzeye
Deliyor, kanatıyor aklımın saflığını (Balkan Naci)” (s.65)

“Sanat, kanayarak bakmaktır hayata. (Balkan Naci)” (s.65)

“Kimseye üç saatten fazla katlanamıyordum. Kendimle olmak istiyordum, hep kendimle kalmak.” (s.80)

“Benim yüzüm bir olay değil, bir fikirdir. Donmuş dünyanın katlanamadığı bir fikir. Sınır yok, sonsuz ihtimal var.” (s.96)

“Özel insanların yalnızlığının başka bir nedeni de şudur: bu insanlarla normal gündelik yaşam paylaşılamaz. Kalk çay koy denemez onlara; dense bile bir şey zedelenir, aşk yara alır. Bunun için ben gerçek aşkın aristokratlar arasında yaşanabileceğine inanıyorum. Her erkek bulaşık yıkayan özel bir kadını derinlerde bir yerde yadırgar. Bir kadın da çorabını çıkaran özel bir erkeği yadırgar. Bu tiplerin kesinlikle ev paylaşmaması gerekir, arada bir görüşsünler o kadar.” (s.102)

“Gerçekten problemsiz ve mutlu bir tek zengine rastlamadım, ne içeride ne dışarıda. Yolda yanımdan türkü söyleyerek geçen insanların hep hurdacılar, satıcılar gibi insanlar olduğuna dikkat ettim hayatta.” (s.108)

“Bir defa şu doğayı sevmek meselesi var. Bugünlerde duyduğum en büyük eleştiri bu: doğayı sevmiyorsun, bakmıyorsun bile. Gerçekten bakmam, ama doğadaki enteresan şeyleri de kaçırmam. Ama bir olağanüstülük yoksa denize bir defa bakarım. Aya bir defa bakıp başımı çeviririm. Neden? Çünkü ben bilgi peşindeyim. Aya bir defa bakıyorum, anlıyorum, koordinatlarını saptıyorum. Ama oradan gelecek bilgi o kadar. Ay daha fazla değişmeyecek. Evde de Sarayburnu’nu gören salonumda asla oturmam. Beyaz perdeleri tamamen çekili çalışma odamda geçiririm hayatımı. Doğayı sözlüklerden okurum.” (s.113)

“Aşk öylesine bir gözlük ki, ne kadar güzel de gösterse, görülmüş bir dünyayı gösterir sana. (Sabahattin Eyüboğlu) ” (s.116)

“İdeal kadının etrafında bir adam dönüyor. Erkeğin etrafında bir kadın dönüyor. İkisinin etrafında ne dönüyor? Belki de bir trajedi.” (s.236)

“Kadın esasen huzursuzdur, kedi gibi. (Nietzsche)” (s.266)