Dünyadaki en büyük acılara savaşlar neden oldu.
Bittikleri zamansa, kimse ne için yapıldığını anlayamadı.
....
O, gerçeklik karşısında ölmeyen tek rüyamdı benim.
Gone with the Wind, 1939
28 Oca 2016
24 Oca 2016
Bilge Karasu - Altı Ay Bir Güz
“Deniz, kara adamının yalnız sınırlarını kaldırışı değil,
sınır düşüncesini içinden çıkarıp atıvermesidir. Her şeyin bir aradalığının bir
yerde başlaması ya da bitmesidir. İstediğim, denizi yazmaktı. Her şeyin bir
aradalığına yenik düşeceğimi bile bile.” (s.9)
“Ağaçlar... Onlar, canlılar çevriminin öğesi. Onlarınki
sabır değil, dayanıklılık, ellerinden geldiğince değişmezlik.” (s.11)
“Yaşamak, bir noktadan sonra ne kadar yineleyici oluyor!” (s.15)
“Sen bayramdan bayrama yaşamakta ayak direyenlerdensin.
Bayram aralarını, olsa olsa, hazırlanıp bekleyerek geçirirsin. Senin hesabınla,
insanın ancak üç yüz yıl, dört yüz yıl yaşaması gerek ki herhangi birimizin
yaşadığı kadar yaşamış olsun.” (s.16)
“Sevmeyi öğrendiğin gün eksiğin kalmayacak.” (s.29)
“Hastane ciddi bir yerdir. Az önce söylendiği üzere,
ölümü geciktirmeye çalışanların yeridir
orası.” (s.32)
“Kıskançlık, üçlü bir ilişkidir.” (s.56)
“Kopmak, bağlanmak, başarılı olsak da olmasak da
yaşamımızda kurduğumuz pek az şeyden biri,ilki... Belki de tek şey demeli...
İlişkiler. Kendimize bir anlam kazandırmanın tek yolu.” (s.71)
22 Oca 2016
Aylin Balboa - Belki Bir Gün Uçarız
“Gözlerimi kapatınca kör olabiliyorum aslında. Ama
karanlığı gördüğümü varsayıyorum bu sefer de, görmemeyi gururuma yediremiyorum.
Tuhaf yani.” (s.15)
“Çünkü bilirsiniz, takvimlere bakarak tayin edilen zaman
sadece buz gibi bir matematiktir. Oysa özlemekler sayılmaz. Özlemekler bilhassa
yalnız kaldığınızda gelir suratınıza kürekle vurur.” (s.26)
“Hayal görmenin en kötü tarafı dokunma isteğini
karşılayamamaları.” (s.27)
“Zamanı benim kadar iyi bilseydin, onu harcamaktan söz
açamazdın.” Alice Harikalar Diyarında (s.35)
“Neresinden bakarsan bak, anlamazsın. Olanlar ve bitenler
vardır. Elinden gelmeyen şeyler vardır. Tek çare zamandır. Kendini koltuğa
bırakıp, gözlerini kaparsın. Zamanı daha hızlı ilerletebilmek için tek tek
saniyeleri sayarsın.” (s.36)
“Zaman her şeye ilaçtı belki ama o da geçmek bilmiyordu.”
(s.67)
“Sizi seven bir adamla sevmeyen bir adamın soruları
arasında fark vardır.” (s.87)
“Bahçesindeki çiçekleri anlattı bana. Benim için diktiği
armut ağacının nasıl serpildiğini filan. Armut biraz ironik değil mi dedim.
Öyle düşünmediğini söyledi. Öyle düşünmez zaten. Ben olsam düşünürüm belki ama o
düşünmez. Onunla aramızda şöyle bir fark var: o, iyi biri. Ben, kötü biri
değilim.” (s.87)
“Bizim en büyük çaresizliğimiz, aklımızın hâlâ başımızda
olması.” (s.100)
“Pan diye bir tanrı vardı, bilir misiniz? İnanılmamaktan
öldü o. Kendisine son inanan kişi de yeryüzünü terk edince mecburiyetten öldü.
Çünkü inanılmamanın öldürücü bir etkisi var.” (s.107)
“Sonra işte çok özledim. Özlemekten kalbim ağrıdı.
Kavuşamayacağınızı bildiğiniz özlemekler çok çirkin ve silahlı. İnsanın
doğrudan canına nişan alıyor.” (s.109)
“Sustum sonra. İçime kaçtım. Kendimden hiçbir şekilde
haber alamamaya başladım. Kalbim otomatik bir su ısıtıcısının içinde
mütemadiyen kaynıyordu. Her sabah bugün artık atmıştır düğmesi diye uyanıyordum
ancak atmıyordu bir türlü. Öyle fokurdaya fokurdaya işe gidiyor, fokurdaya
fokurdaya çalışıyor, sonra eve dönüp bütün gece fokurdamaya devam ediyordum.
Bazı kriz akşamlarında aramayayım, bir şeyler yazmayım diye ellerimi dövüyor,
ısrar edip uzatırsam ağzımı burnumu kırıyordum. Söyledim ya, tuttum hep
kendimi. Beni çok üzdü.” (s.110)
“Zamanı o kadar sevmiyorum ki, bir insan olsa kesin
bıçaklardım.” (s.110)
“Birlikteyken çok sevgili olanların bile ayrıldıktan
sonraki konuşmaları asla eskisi gibi candan olmuyor. Nasılsın diyor, iyiyim sen
nasılsın diyorsun, iyiyim işte diyor, tamam o zaman diyorsun, oldu madem diyor.
Görünüşte bin tane şey konuşulsa bile derinlik buradan öteye geçemiyor. Büyük
saçmalık. Bana imkân ve tesis sağlasalar, ayrılmayı yasaklardım.” (s.112)
“Vedalaşırken öyle sıkı, öyle uzun sarıldı ki içim
buğulandı. Soğuktan sıcağa aniden geçen camlar gibi oldu içim. Parmağımla
üstüme adını yazmaya kalktım. Kendime kızdım. Kalbimi çok kırdı.” (s.113)
19 Oca 2016
Patrick Süskind - Koku
“Kadın, içi daha çocukken ölmüş de olsa çok, çok yaşamak
talihsizliğine uğradı.” (s.36)
“Denizin kokusu öyle hoşuna gitti ki, onu günün birinde
saf ve katışıksız olarak ve içinde boğulabileceği kadar çok ele geçirmeyi
diledi.” (s.42)
“Parfümcü demek yarı yarıya, mucizeler yaratan bir
simyacı demekti, böyle istiyordu insanlar.” (s.59)
“İnsanın felaketi, sessizce odasında, ait olduğu yer olan
odasında oturmak istememesinden gelir.” Pascal (s.64)
“Yetenek hiçbir şey ifade etmez, alçakgönüllülükle, çalışkanlıkla
elde edilmiş deneyim her şeydir.” (s.84)
“Kokuların öyle bir inandırıcılığı vardır ki, sözden,
gözle görmekten, duygudan, iradeden daha güçlüdür.” (s.92)
18 Oca 2016
Anais Nin - Dört Odalı Kalp
“Geçmişte söylenen her söz, kişinin benliğinde biçimler
ve renkler toplar, biriktirir. Damarlarda kanın yanı sıra akan şey, yapılan her
hareketin, her davranışın damıtılmış hali, bütün imgelemlerin, dileklerin, rüya
ve deneyimlerin tortusudur.” (s.5)
“Arzu ediyorsanız beni hayallerim için, serseriliğin bu
en çılgın türü için tutuklayabilirsiniz, çünkü o bir hücre... Her şeyin doğduğu
gizemli, korunaklı, doğurgan hücre; insanoğlunun başardığı her şey, o küçücük
hücreden türedi.” (s.8)
“-Djuna, gerçek bir denizkızı gibi, beni denizin dibine,
orada yaşamaya götürüyorsun!
-Ben bir
denizkızı olmalıydım, Rango. Derinliklerden korkmuyorum, ama kof, sığ bir
yaşamdan ödüm patlıyor.” (s.11)
“Ayakların öyle hızlı, öyle çevik ki, seni bir çift kanat
gibi alıp götürüyor; kim bilir nereye, ama hızla, büyük bir hızla benden
uzağa.” (s.12)
“Aşk hiçbir zaman doğal nedenlerle ölmez. Ölür, çünkü biz
onun kaynağını beslemeyi bilmeyiz; körlük ve hatalar ve ihanetler yüzünden
ölür. Hastalıklardan, aldığı yaralardan ölür; bıkkınlıktan, bakımsızlıktan,
susuzluktan, donukluktan ölür, ama asla doğal nedenlerle değil. Her aşık, kendi
aşkının katili olarak mahkemeye çıkarılmalıydı. Bir şey seni incittiği, üzdüğü
zaman, hemen onu bertaraf etmeye, değiştirmeye koşuyorum; kendimi senin yerine
koymaya, senin gibi hissetmeye koşuyorum, sense sabırsız bir el hareketiyle
sırtını dönüyor, anlamıyorum, diyorsun.” (s.35)
“Bardağı kırıyor, içkiyi döküyor, sigarasıyla sehpayı
yakıyor, iradesini eriten şarabı içiyor, tasarıları lafta kalıyor, düğmelerini
kaybediyor, taraklarını kırıyor. Şöyle derdi: kapıyı boyayacağım, lambaya yağ
alacağım, çatıdaki sızıntıyı onaracağım. Aylar geçerdi: kapı boyanmamış, çatı
onarılmamış, lamba yağsız.” (s.42)
“Birinin hiç el değmemiş, henüz kirlenmemiş, temel
iyiliğine duyulan aşk, havaya bir yumuşaklık, ağaçlara okşayıcı bir salınım,
çeşmelere fıkırdak bir neşe katabilir, hüznü sürgüne yollayabilir, yeniden
doğuşun bütün belirtilerini dört bir yana saçabilir...” (s.44)
“Geçmişi en iyi kovalayan, def eden şey, güçlü, canlı bir
bugündür.” (s.49)
“Ben kadere inanmam. Herkesin içinde bir kişilik kalıbı,
bir karakter şablonu vardır; onu keşfetmek ve değiştirmek, elimizdedir. Kaderin
kurbanları olduğumuza yalnızca romantikler inanır.” (s.51)
“Dünya haritasında büyük değişiklikler olurken, insan
sevgisine duyulan bu gereksinim, aşkın yanılsamayla yaşam arasında gidip
gelmesi, yanılsamayla kişinin yaşamı arasındaki o dar, tehlikeli geçitte bazen
kırılıvermesi, bazen paramparça olması, işte bu trajedi hiç değişmiyordu.”
(s.55)
“Gizlediğimiz benliklerin başkalarına düşen gölgelerine
aşık oluruz.” (s.103)
15 Oca 2016
Soom
Ben artık bir kuşum. Rüzgar gibi esiyorum.
Her yanı görebiliyorum. Ve şimdi kayboldum, kendime uzak bir yerden bakıyorum.
Soom, 2007
Her yanı görebiliyorum. Ve şimdi kayboldum, kendime uzak bir yerden bakıyorum.
Soom, 2007
8 Oca 2016
Behçet Çelik - Soluk Bir An
“İnsanlar böyle yapıyordu. İşe giriyor, elleri para
tutuyor, sonra evleniyorlardı. Çocuk yapıyor, büyütüyor, bu arada
yaşlanıyorlardı. Bütün bunlar olup biterken geçen zamana da hayat deniyordu.
Böyle bir ruh hali içerisindeyken önce işe girdi, peşinden de Yasemin’le
evlenmeye karar verdiler. Herkesin yaptığını yapmaya karar vermek, karar vermek
midir?” (s.28)
“Keskin kırıklar vardı hayat çizgisinde. Sağ elini
direksiyondan çekip avucunun içine bakıyor. Sahiden de kırıldığı her noktada
beceriksizce kaynamışa benziyor. Aşk böyle bir şey, diye düşünüyor,
dağınıklıkları topluyor, kırıklarını alıyor hayatın, çekidüzen veriyor, bir
süreliğine de olsa. Nereden biliyor ki aşkın ne olduğunu? Yokluğundan!” (s.43)
"İnsan ömrünü kendine bir benlik, kişilik oluşturmakla geçiriyor, sonra gün geliyor önündeki en büyük engelin bunlar olduğunu fark ediyor." (s.52)
"Her zaman rahatsızlık değildir insana olmayacak
şeyler söyleten, bazen de ansızın rahatlayınca boşalır zemberekler."
(s.63)
“Bir insan bir insana sevdiğini söyleyemiyorsa, söylemeyi
aklından bile geçiremiyorsa, aklından geçirmesi teklif dahi edilemez diye
kurallar, kaideler konmuş, bunlara sıkı sıkıya riayet ediliyorsa, burası dünya
olamaz; olsa olsa posasıdır, canı, öz suyu alındıktan sonra kalandır.” (s.133)
"Lüzumsuz yere ne kadar önemsiyoruz kendimizi, duygularımızı açıklamıyor, diplomatik demeçler veriyoruz her seferinde; sözlerimizle haklar kazanılıp gasp edilecek, ülkeler, sınırlar değişecekmiş gibi. Bizi yıllar sonra da haklı çıkaracağını umduğumuz laflar geveliyoruz ağzımızda. Zamana hakim olacağımızı sanıyoruz böyle yapınca; ellerimizin arasındaki yegane zaman kayıp gidiyor; görmüyoruz." (s.176)
"Sevinmeyi öğrenmemiş olanlar üzülemiyorlar da.
Dehşet duyuyorlar ancak. Canlanacak gibiyken, büyüsü ya da duası tutmamış tahta
bir oyuncağın kalakalmışlığı, olmamışlık, olamamışlık - başka bir seferin
imkansızlığı. Üzülmek de akış istiyor sevinmek gibi. Bu yüzden hep sarhoş
olmalı. En azından bir kımıltıdır." (s.200)
6 Oca 2016
Nietzsche - Ecco Homo
“Çemberler çiziyorum çevreme, kutsal sınırlar; gitgide
azalıyor benimle çıkanlar daha yüksek dağlara, sıradağlar kuruyorum gitgide
daha kutsal dağlardan.” (s.135)
“Çünkü hiçbir şey istememektense, hiçliği istemeyi yeğ
tutar insan.” (s.152)
The House is Black
Gözlerine sürme çekerdin.
Hatırla, kendini boşu boşuna güzelleştirirdin.
Çölde yalnız bir şarkı olduğun ve arkadaşların seni terk ettiği için.
The House is Black, 1963
Hatırla, kendini boşu boşuna güzelleştirirdin.
Çölde yalnız bir şarkı olduğun ve arkadaşların seni terk ettiği için.
The House is Black, 1963
3 Oca 2016
İlhami Algör - İkircikli Biricik
“Çamaşırları kurutan rüzgardır, güneş değil.”
“Belirsizlik, vaadkâr bir aralıktır. Bazı insanlar o
aralıkta yaşamayı sever. Böylece kendilerini oyalar, oluşlarını ertelerler.
Kendini kandırmak da insani bir haldir.” (s.21)
“İnsanın kendisi olduğunu sandığı kişi, bir ölçüde kurgu
olabilir. Şartların dayattığı tercihlerin kurgusu.” (s.21)
“Yeni bir hayat kurmak... Nasıl oluyordu? Önce fikir mi
geliyordu? Yoksa bir tesadüf sizi fikrin önüne mi getiriyordu? Yeni bir hayat
için mutlaka, kuvvetli bir rüzgar mı gerekiyordu? Önceki hayatınız artık eski
mi oluyordu? Eski olanın hükmü kalmıyor muydu? O vakte kadar boşuna mı yaşamış
oluyordunuz?” (s.30)
“Bir hayal çağırdım. Mümkün ise deniz gören bir hayal.”
(s.59)
“İnsan ruhu bazı durumlarda incinir. İncinen yerde dert
oluşur. Dert, kendi zekası olan bir virüstür. Yerleştiği yerden sürekli bir
şeyler fısıldar. Bazen fısıltı yoğunlaşır. Yoğunlaştıkça ruhu yakar. Ruhun
sahibi, biraz derdinin karakterine biraz da kendi huyuna suyuna göre bir çare
bulur.” (s.62)
“Herkesin bir iç sesi vardır. İç’i olanın sesi de vardır.
İç’ini bastıran sesi de bastırır. Bastırılmış ses hayat boyu çıkmasa bile son
nefes olarak çıkar.” (s.68)
“Bu dünya şeytanın dünyası, Allah karışmıyor.” (s.72)
“Salıncağı severim. Bazılarına göre kafa karışıklığıdır.
Bence değil. Kendine bir ruh arama hali diyelim. Bir ruhun olmadığı için değil.
Belki bir ruh yetmediği için.” (s.97)
“Hayal denilen şey, mahsul veriyor ise, gerçeklik denen
şeye bulaşıyor demek ki. O halde niye varoluşu kıymetsiz, geçersiz bir evren
muamelesi görüyor?” (s.143)
“Bütün insanlar aynı ‘şimdi’lerde varolmazlar.” Peter
Burke.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)









