Oruç Aruoba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oruç Aruoba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Nis 2017

Oruç Aruoba - Geç Gelen Ağıtlar

“Güneyden gelme toprak kokusu karşıladı beni
Kapalı odadan geri dönünce düşünmekten seni
Kulağımda kalan ezgi zamanı sürüklüyordu
Işıkların arasına sıkışan renk
Gölgeni söylüyordu
Süzüyordu özlemini
Koyu bir iz
Geceleri
Ve bir hece dizisini
Sürüyordu
Kararmış bir deniz
Seni ve beni
Bizsiz.” (s.45)

8 Nis 2016

Oruç Aruoba - Meşe Fısıltıları

“Mayıstı hala-ama
Hiçbir şey kalmamıştı
Sen
İle
Ben
Den-den
İz
Den-iz” (s.7)

“Kendini aldatma
Bırak
Maz
San
Şer
...” (s.24)

“Düşlemeyince, düşünebilirsin.” (s.41)

21 Şub 2016

Oruç Aruoba - Yürüme

“Unutulsun geridekiler, özlensin ilerdekiler, bırak
Yansısın camda donuk ışık, usulca ışıldarken
Sabah, aydınlanırken uçup geçen yeşillik.” (s.19)

“Yalnızlık: öylesine içimize işlemiştir, bize öyle içten dokunur ki, o anda orada olan, bizimle olan, olmak isteyen; bizim de istediğimiz birinden, bize birini –bir başkasını- bulmasını isteriz.” (s.23)

“Yaşamımızı yaşadığımız da sanki şüphe götürür gibi...” (s.23)

“Öfkemiz kördür, en çok da ayna karşısında.” (s.25)

“Asıl olumlu olabilecek yanımızı da, yıllar yılı, olumsuz yanımızdır diye dizginleyip dururuz. Oysa belki çıkış yolunu gösterebilecek yanımızdır. Olabilirdi bu.” (s.27)

“Ne küçük, ve ne büyük; ne kolay, ve ne zor; ufacık ve kocaman kararlara bağlı özgürlüğümüz.
Ne sıradan birşey, ne de ulu birşey işte; işte, öyle bir şey: biz, bizim birşeyimiz, bizim özgürlüğümüz – bu işte.” (s.28)

“Ne çok da dolambaç gereksiyoruz, ilişkilerimizle başedebilmek için. Gerçeklerimiz bile dolambaçlıdır zaten.” (s.29)

“Biliriz, asıl önemli olan, içten yaşadıklarımızdır, yaşayacaklarımızdır – ama, dış gereksinimlerimize, eğilimlerimize, hep, daha çok önem veririz.” (s.30)

“Acıları bile anılara dönüştürürüz biz.” (s.30)

“Çıkar mı dostluk mu bekleyeceğimize karar veremeyiz, bir türlü, birinden yeri gelir -  hem de öyle olur ki, ondan çıkar ya da dostluk beklememiz farksız hale gelir.” (s.33)

“Bir eksiklik, bir yapamamışlık yatar bir yerlerimizde –genellikle en çok önem verdiğimiz yerimizde- ama çok önem vermeden yapabileceğimiz bir şeyi alıp, en çok önem verdiğimiz yerimize yerleştiriveririz.” (s.39)

“Neredeler ki şimdi, bizim için bir zamanlar yaşamsal önemi olan o ötekiler –nerelere gittiler, nerelerde kaldılar: biz, arıyor, soruyor muyuz onları- neyiz ki biz zaten? Anılar, ve anılar, ve anılar, ve unutmalar, ve unutulmuşluklar...” (s.41)

“Anılarımızı da unuturuz biz zaten- anımsamalarımız, zaten unutulmuşluklarımızdır: anımsadıklarımız, zaten, çoktan, unuttuklarımız... Ancak unuttuklarımızı anımsarız biz zaten: anılarımızı da, zaten, unuturuz; çoktan unutmuşuzdur.” (s.41)

“Kalabildiğimiz tek yer, ötekilerin bellekleridir.” (s.42)

“Yaşadıklarımızı hep bağlantılı yaşarız zaten- de bağlantıları hep yaşadıktan sonra kurarız- kurduktan sonra da yaşamıyoruzdur onları artık.” (s.42)

“Uygar kişi, düzenli bir dünya özlemi olan insandır.” (s.48)

“Uygar kişi, kendine şaşabilen insandır; kendi kendine, kendi için, nasıl oluyor da...? diye sorabilen insan...” (s.55)

“Uygar olmayan insan, çok doğal/normal gelir kendine şaşsa şaşsa, dünyaya, kendi dışındaki şeylere (o da pek ender) şaşar. Kendisi yerli yerindedir.” (s.56)

“Yol, kendine bir yer bulamamış kişinin özlemidir.” (s.69)

“İçinde yeniye yer bırakmayan bir düzenliliği yaşayan kişi, aslında üst anlamda bir düzensizlik yaşıyordur. İçinde yeniye yer tanımayan bir düzen, eskinin düzensiz karışımlarından başka bir yere ulaşamaz.” (s.73)

“Salt arayan kişi, ne yönü, ne yolu, ne yeri bulabilir: Ancak bir yerden ayrılabilendir, yolu bulabilen –ne aradığını bilen değil, nereden ayrılacağına karar verebilen...” (s.81)

“Dünyasını kendi çevresinde kendisi kurmuş, kendine varan her yolun sonuna yalnızca kendisinde bulunan bir yer koymuş bir kişi – kendi yerinden dışarıya çıkan bir yolu nasıl bulsun ki?” (s.85)

“Bir yeri gerçekten ve toptan terketmeyen, yeni bir yola çıkamaz. Tanrı Lut’a boşuna dememişti ya, geriye bakmayacaksın diye.” (s.91)

“Yola çıkan kişi, daha önce konakladığı yerlerin izini taşır –yeni konaklayacağı yerlere dek, ve, tabii, yolda attığı adımlar boyunca.” (s.108)

“Yürünmemiş yol, yol değildir.” (s.109)

“Her yeni yol için temel belirleyici, eski bir yolun sonuna dek yürünmesidir.” (s.126)

“Bir yaşam, bir yönün yol olup olamayacağının denenme sürecidir.” (s.135)

“Her yol kişiye varıyor sonunda, kişinin kendisine.” (s.146)

“Kişi, kendini başkalarında arayan insandır. Ama kendini her bulduğunu sandığında, hep, kendini kendine geri dönmüş bulur. Ama bu kendini buluş gibi, o kendini kendine dönmüş buluş da, birer sanıdır aslında. Kişi, kendini, kendine her geri dönmüş bulduğunu sandığında, çoktan kendini yitirmiştir bile...” (s.165)

“Kişinin yakınındakiler hep uzağa iter onu, uzağındakiler de hep uzağa çeker.” (s.194)

“Kişi, kendini ne bildiğidir.” (s.197)

22 May 2015

Oruç Aruoba - İle

“Her içtenlik çabası, gidiyor, dolambaçlı ilişkilerimizde kurduğumuz sahteliklere çarpıyor. Sana bunun için yazmaya çalışıyorum (konuşmalar her zaman sahteliğe, yapmacıklığa, çünkü geçiciliğe açıktır; oysa yazı, kalır.)” (s.15)

“Belki hiçbir şey bir şeye yaramıyor, kişi(ler) bazı şeyleri yitirdikten sonra.” (s.15)

“Güven saf bir şeydir, epey de güçsüzdür, düşünülmemiş bir şeydir, kendiliğinden olur: vardır ya da yoktur.” (s.17)

“Yine bir dönüm noktasındayım (karlar eriyor, güneş parlama yolunda, bitkilerim baharı çağırıyorlar) ve sen depderin, içimdesin. Koyu kırmızıların benim hala.” (s.30)

“Her insan bir uçurumdur. Başını döndürür kişinin, gidip aşağı bakınca.” Woyzeck (s.54)

“Sevmek, içini açmaktır.” (s.104)

“Ben hep sana doğru yürürüm
Bütün yürümemle
Çünkü ben kimim ve sen kimsin
Biz bizi anlamıyorsak” Rilke (s.135)

“İşte: ilişki kişilerindir, ama, anısı, kişiye – her bir tek kişiye – kalır: tek tek, ayrı ayrı...” (s.141)

“Sevdiğin, bilemediğindir.” (s.155)

“Uçurumun karşılıklı iki yakasından, aynı anda atlamak; dibi boylarken de, ortada,  bir kısa an, elele tutuşmak... Kim bilir, belki de her ilişki, zaten, böyledir.” (s.158)

“İlişki ancak yaşamakla varolur; ama, yaşandıkça da tükenir.” (s.182)

“Hiçbir ilişki eksik değildir. Her ilişki, o kadarıyla, o biçimiyle, o süresiyle tamdır.” (s.192)

24 Şub 2015

Oruç Aruoba - Uzak

“Her ölüm dünyada bir çatlak açar – bir boşluk bırakıp öyle gider her kişi: öteki kişiler de, şimdi, o çatlağı kapatmakla, o boşluğu doldurmakla görevlendirilmiş hissederler kendilerini.” (s.33)

“Özlediğin, gidip göremediğindir;
Ama, gidip görmek istediğin…
Özlem, gidip görememendir; ama
Gidip görmek istemen…
Özlediğin, gidip görmek istediğin-
Ama gidip göremediğin…
Özlem, gidip görmek istemen-
Ama gidememen, görememen;
Gene de istemen… “(s.39)

“Özlemin koşulu ayrılmaktır – ayrılıştır:
Özleyen ile özlenenin – biri durarak öteki giderek-
Ayrılmaları…” (s.40)

“Özlemin doruk noktası, özleyenin özleneni
Artık göremediği noktadır – özlem,
Görüşün artık olmadığı noktada, doruğundadır.
Özlem, görememenin yoğunluğudur.” (s.40)

“Özlem nasılsa gidip gidip
Hep durmaktır kendinde.”(Şule Gürbüz) (s.41)

“Özlem, şimdi özleyenin, özlenenin kendisini özlemesini
İsteyen duygudur.
Özleyenin özlenen; özlenenin özleyen olmasını isteyen duygu:
Şimdi, burada, birlikte diyen duygu…” (s.41)

“Özlem, yeniden gelecek misin bana sorusuna
Artık yanıt bulamama konumudur.
Ne zaman hiç gitmeyeceksin sorusunun ise daha hiç sorulamadığı konum…” (s.43)

“Özlem, kendinden dirhem bırakmadan katılmak istemektir bir şeye:
Hep, her şeyiyle; her şey hep, o olsun, istemek…
Özlem hep, her şeyi ister
Bir şeyde her şeyi; birisinde herkesi…” (s.44)

“Özlem, istemenin en temel biçimlerinden biri olduğu halde, kendisi, istenmeyen bir duygudur.” (s.46)

“Özlem, her şeyi kaplayan boşluktur.” (s.47)

“Özlem, kendini özlemendir temelde – tabii ki: kendinin, kendinde yenilenmesini istemen –
Ancak kendin sayabileceğin ötekinin, gelip, kendin olması…” (s.53)

“Özlem, hüzünsüz edemez; her hüznün de şurasında burasında, bir özlem, gizli durur, kıpırdanır.
Özlem, hüzünlüdür – hüzün de, özlemli.” (s.59)

“Özlem, en çok yöneldiği olduğu halde yarını siler; çünkü en çok önem verdiği dündür.
Oysa özlem, hep, şimdidedir.” (s.62)

“Özlem, geçmişin geçmemiş ve geçmeyecek olmasını ister.
Özlem, geçmişi gelecek ister.” (s.64)

“Özlem, geçmişin de geleceğin de, şimdi olmasını ister.
Özlem, bütün zamanı şimdi ister.
Özlem, zamanı kendine ister.” (s.68)

“Özlem, işitilmek istenen bir sestir.
Özlem, bir sestir, karanlıkta yağan yağmur gibi…” (s.86)

“Özlenenin eksikliği arttıkça, özleyen için mevcudiyeti de artar.
Özlem, yokluğun küllerinden varlığın ateşini yakar.
Özlem, bu yüzden yakıcıdır.” (s.96)

“Özlem, bütün duyguları taşır, onların bir özetidir.” (s.97)

“Sevgi, özlemin kaynağı değil;
Özlem, sevginin ölçü’südür.” (s.111)

“Özlem karşılıklı olunca, azalır mı çoğalır mı?
Özlenen de özleyeni özlüyorsa, özleyen özleneni özlerken, ne sağlar bu?
Belki bir saçma hafifleme ile, bir budalaca teselli…
Karşılıklı özlem: ne demektir?
İki kişinin de yaşamlarının, ortak yaşamlarının,
Belirli noktalarında başarısız kaldıklarından,
Ayrılmak birbirlerinden  uzaklaşmak zorunda kalmış;
Birbirlerinin yanında duramamış;
Birbirlerini tutacak gücü bulamamış, olmalarından başka?” (s.114)

“Özlemi çoğaltan da azaltan da, kişilerin başarısızlıkları ya da başarılarıdır.
Özlem, senindir – sizin…
Özleminiz – siniz…
Özlem – in
İz…” (s.114)

“En temel özlem, özlenen (daha/henüz/hala…)
Özleyenin yanındayken başlayan özlemdir.
Yoksa özlenen daha özlenmemişken; henüz buradayken;
Hala özleyenin yanındayken, duyulmayan özlem,
Neye yarar ki…
Özlem; özleneni, özlenmesi gerekmezken de özlemektir.” (s.115)

“Özleme tek çare, özlemin, artık olmamasıdır.
Yoksa, özlem, hep vardır.
Özlem, hep…” (s.122)

“Özlem, sonsuz varlığın hiç olmamış yokluğudur;
Ya da sonu gelmeyen hiçliğin hep olacak varlığı…” (s.126)

28 Şub 2014

Oruç Aruoba - Hani

“Yavaştır yaşamının anlamı.” (s.22)

“Ayırdedemiyorum
İçimdeki kıpırtılarla
Dışımdaki tangırtıları;
Yaptıklarımsa, hep yanılgılardan
Yanılgılar.” (s.24)

“Dokunamadığın noktalardan gelir yaşamının anlamı.” (s.29)

“Gelecekti ama o sana işte:
Senin zorunlu anlamın – zor anlaman; ama, işte, öyle!
Geldi de – kuşkun olamaz artık.
Şimdi onu barındırmayı; ona barınak, sığınak olmayı öğrenmelisin – bütün ‘bildiklerini sandıkların’ı bir yana bırakıp, bir kenara atıp, onlardan kurtulup.” (s.30)

“Senden istediği anlamlı olman
Yaşamının anlamı çünkü o.
O çünkü, yaşamının anlamı.
Nasıl, işte...” (s.33)

“Şimdi hayallerinin gerçek de olabileceğini düşünebilirsin – bu berbat dünyada, düşlerinin gerçekte karşılığının bulunabileceğini...
Çünkü var, artık, o.” (s.41)

“En iç, en içten, en içteki sesine bile aykırı düşebilir mi insan? Düşer...” (s.42)

“Şunu da iyice biliyorsun, bileceksin, bilmelisin: sen ne denli kendin – bağımsız, özgür – olabilirsen, o da o denli senin – sahici, tam – olacak.” (s.56)

“...yoksa, bütün o acıları boşuna yaşamış olacaksın.” (s.58)

“Savunmasız ve korumasız: ama güçlüdür. Kendisinin sen yokolduktan sonra varolmasını sürdüreceği düşüncesi yavaştan ve derinden kaygılandırır onu; ama merak etme: güçlüdür, güçlü olacaktır, yeterince, yeter kendine, sen gidince de...” (s.64)

“Oysa ta o zaman; onu o ilk gördüğün ama kavrayamadığın zaman (birden gözüne çarptığı ama anlaşılamadığı zaman, sen anlayacak o da belki anlaşılacak durumda değildiniz) anlayabilseydiniz: ne olağanüstü, ne muhteşem, ne harika bir şey olabilirdi yaşamın ama olamadı. Belki de olamazdı: senin de onun da, bütün geçirdiklerinizi, bütün yaşadıklarınızı geçirmeniz, yaşamanız gerekliydi. Ancak bugün, şimdi, böyle olabilirdi. Oldu, işte.” (s.69)

“Şiir, varolan gerçekleri, hayalin hizasına sokan komuttur.” (s.86)

14 Ağu 2013

Oruç Aruoba - Olan


“Sen:
Kısık sesimin özlediği
Serin tını.
Kırık sesimin istediği
Dingin tını
Bezgin sesimin beklediği
Gergin tını

Varsın
Geleceksin.” (s.45)

“Orada mısın
Serin ve sessiz kollarında denizin:
Özgür dünyanda?” (s.76)

“Orada mısın?
Ben buradayım:
Kendimi bıraktığım yerde.
Çevremde
Şiddetli rüzgarın
Eğip büktüğü, savurduğu
Anlık düşünceler.” (s.79)

“Orada
Beni düşünüyorsun.
Hissettim bunu:
Bir şiddetli rüzgar gibi
Aşarak tepeleri
Geçerek boğazları
Ulaştı buraya
Geldi dokundu bana
Düşünmen beni.” (s.100)

“Sen gitmiştin.
Ben de gidecektim.
Yürüdüm.” (s.159)

“Ne çok
Diri
Ölün var senin.” (s.176)

“Varım ben
Kendimden beri.
İleri gittiğimden beri
Hep geçtiklerim geçiyor içimden
Gelemiyor gittiklerim hiç geri
Dönüyorum.” (s.211)

13 Eyl 2012

Oruç Aruoba - Olmayalı


“Yaşamının anlamı, belki arayıp arayıp bulamadığın; ama belki, bulmak da istemediğindir… Bulunmaması da mutlandırabilir, anlamını yaşamının…” (s.68)

“Kişinin, yaşamının anlamı, geriye çekilip baktığı bir şeydir: nasıl bölük pörçük, nasıl kesintili, nasıl da yabancı bir şey diye, bakar, çekilip, geriye, anlamına, yaşamının kişi…” (s.68)

“Kişinin yaşamının anlamı, huzurlu uyuduğunu bildiği bir kişinin varlığından yansır: onun, orada; şu anda, yanında olmasa da, rahat olduğunu bilmek… Böylece, kişinin yanında olmadığı zamanlarda bile, huzur da verebilir, anlamı, yaşamının, kişiye…” (s.69)

“Kişi, yaşamına anlam vere ilişkilerine, etken ya da edilgen olarak girebilir. Çok ender bir durum, ilişkideki iki kişinin ikisinin birden aynı zamanda hem etken hem edilgen olmalarıdır: o durumda, iki kişinin, yaşamlarını anlamlandırma gücü, hem birleşir hem de ikiye katlanır: toplam güçleri, her ikisi için de geçerli hale gelir. Oysa kişilerden birinin etken öbürünün edilgen olduğu ilişkilerde tam tersi olur: kişilerden her birinin gücü, ötekinin kendi yaşamını anlamlandırma gücüne ket vurucu bir nitelik kazanır. Karşılıklı olarak birbirlerinin yaşamlarının anlamlarını zedelerler.” (s.71)

“Yaşamının anlamı, ancak, kişi, bir an durup, ne istiyorum ki diye sorabildiğinde, biçimlenmeye başlar. Yani, ancak eksikliği çekiliyorsa, yokluğu duyulabilmişse var edilebilir; yoksa yoktur. Bu bakımdan insanların büyük çoğunluğu anlamsız yaşamlar yaşarlar, çünkü yaşamlarındaki anlam eksikliğini hiç duymamışlardır.” (s.72)

“Yaşamın anlamı, aynı zamanda dünyaya da anlam verir. Çünkü dünya ile yaşam anlam açısından özdeştir: dünyan, yaşamın; anlamlı yaşamın da, dünyandır.” (s.75)

“Değiştiğimi düşündüğümde, değişenin aynı ben olduğunu da düşünmek zorundayım. (Alain)” (s.77)

“Kişinin yaşamının anlamı, öyle olur ki, kişi için eşit doğrulukta ve değerlilikte olan iki ilişkisi arasına, gelip, sıkışabilir. Kişi bu kişi ile ilişkisinde bir şey yapmak istese; bu, şu kişi ile ilişkisinde yapması ya da yapmaması gereken bir şeyi çelecektir. Ve, hep, tersi. Hep çatışmalarla başetmek zorundadır, kurulmak için, anlamı, yaşamının, kişinin.” (s.83)

“Kişinin yaşamına katılan, öteki kişilerin kişi için taşıdıkları anlamlar, kişinin gözünde, zamanla, bulundukları yeri hiç değiştirmeden, kendi eksenlerinde dönerler; sanki, açı değiştirirler: kişi, onları eskiden şu taraftan görürken, sonradan bu taraftan görmeye başlar; bu değişim de, yavaş yavaş, içten içe, sürebilir. Kendisi hiç değişmeden, hep açı değiştiren bir şeydir, anlamı, yaşamının, kişinin.” (s.85)

“Kişinin yaşamının anlamında, tabii ki, belirli, anlam kazanmış sözcükler yer alır: kişi, yaşamının anlamına yoğun bir biçimde katılmış bu sözcükleri, bazen, bir daha kullanamayacakmış gibi bulur kendini. İçinde anlam kazandıkları yaşam bağlamları öylesine yıpranmış, hatta tahrip olmuş, giderek yok olmuştur ki, o sözcükleri ağzına bile alamaz hisseder kendini kişi. Oysa zamanla kişinin yaşamında oluşan yeni anlam bağlantıları, o eski sözcüklere yepyeni anlamlar kazandırır; kişi de bu yeni bağlamlarda, yeniden anlamlı olarak kullanabileceğini hisseder, o sözcükleri. Ama tabii bazen, o bağlamlar, çerçeveler tam da yeni bağlantılarıyla, yepyeni ilişkilerinin içindeki kişinin, tümüyle engel olurlar, o sözcükleri kullanmasına. Yaşamının anlamı, içinde hiç sözünü edemediklerinden gelir, bazen, anlamı, yaşamının, kişinin…” (s.89)

“Kişinin yaşamının anlamı yanında durmaz: gelir, bir süre kalır, sonra, gider. Bir kez gelip gitmiştir ya yaşamının anlamı; artık kişi ne yaparsa yapsın, o yaşamının içindedir işte. Gelip geçen; ama, durmadan da olsa kalan öğelerden oluşur, anlamı, yaşamının, kişinin…” (s.90)

“Kişinin yaşamının anlamı, bazen, yıllar öncesinden dopdolu olarak yeniden gelir. Sonra da yepyeni bir şey olarak bir kez daha gelir, hiç yaşamadığı şeyleri yaşamak olarak: Bunlar birlikte de gelebilir; çok eskiden bildiği ile daha hiç bilmediği olarak da. Eski mi eski ve yepyeni bir şey olarak gelir, anlamı, yaşamının, kişinin…” (s.93)

“Kişi, yaşamının anlamını düşünürken, geçmişine bakınca, ne çok şey unuttuğunu görür: yaşamının anlamını oluşturmuşların ne çoğunun, Lethe’nin akıntısında sürüklenip gitmiş olduğunu. Oysa tam da onlar, kişinin tutması, ne pahasına olursa olsun gitmelerine izin vermemesi gerekenlerdi.
Ama işte tam da onları unutmuştur kişi:
O müzikli çıplaklığı,
O kapıdan çıkan pembeliği,
O güneşe uyanan yüzü,
O gece yarısı yağmurunu,
O dalgın bakışı,
O ufacık kızıltıyı,
O çınlayan kahkahayı,
O kıpırtısız yakınlığı;
Daha daha neleri,
Oluşturucularını, anlamının, yaşamının…” (s.102)

“Kişinin yaşamının anlamına sahiden ulaşabildiği noktalar, yaşamında sahte anlamlardan bezerek, ne pahasına olursa olsun sahici olmaya karar verdiği anlarda oluşur. Ancak sonuna dek sahte olmadan, sahici olamaz, anlamı, yaşamının, kişinin…” (s.104)

“Kişinin yaşamının anlamı, hep, olanaksızlara gelip dayanır: kişinin yaşamının anlamını olanaklı kılması da, muazzam zorlukta girişimlerini gerektirir. Kişinin sanki yaşamını yok sayarak, yeniden, baştan kurmasını…
Kurulması için yok sayılması gerekir, anlamının, yaşamının, kişinin…” (s.105)

“Kişinin yaşamının anlamı, başından geçmişleri de içerir, geçmemiş, hiç yaşamamış olduklarını da: gerçi yaşamış oldukları hep belirleyicidir; ama yaşamamış oldukları, bazen sanki daha ağır basar.
Belki daha çok, yaşamadıklarının anlamlarından oluşur, anlamı, yaşamının, kişinin…” (s.109)

“Kişinin yaşamının anlamı sürekli yalnızlığa yöneliktir: garip şey. Kişiler içinde kurduğu ilişkiler içinde oluşmasına karşın, duran bir yalnızlığa doğru yürür: ancak orada, o yalnızlık içinde tamamlayabileceğini, bütünleyebileceğini bilir, anlamını, yaşamının, kişi…” (s.114)