Jean Paul Sartre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jean Paul Sartre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mar 2020

Sartre & Camus & Jeanson - Sartre Camus Çatışması



“Bütün yaşantılar birbirinin aynıdır.” Albert Camus (s.12)

“Sevgili Camus,
Dostluğumuz pek rahat değildi ama onu arayacağım. Bugün bu dostluğa son vermeniz, hiç kuşkusuz sona ermesi gerektiği içindir. Pek çok şey bizi birbirimize yaklaştırıyor, pek az şey ayırıyordu. Ama bu az şey bile çoktu: Dostluğun kendisi de totaliter olma eğilimindedir; ya bütünüyle anlaşmak ya da ayrılmak gerekir.” Jean Paul Sartre (s.72)

“Siz, başkasının düşüncesi üzerinde düşünmeye birkaç dakikanızı vermiş olsaydınız, özgürlüğün frenlenemeyeceğini görecektiniz: neyle frenlenebilir ki? Ve frenlenmesine ne gerek var?” Jean Paul Sartre (s.93)

“Bugünkü özgürlüğümüz, özgür olabilmek üzere girişilmiş savaşın özgürce seçiminden başka bir şey değil.” Jean Paul Sartre (s.95)

“Mutluluk ne tam bir durum ne de tam bir edimdi, insanın şimdiki an’ı –yani hem şu an’ı hem de sonsuzu- belirlediği ve kendi içinde değiştiği,ölüm güçleriyle yaşam güçleri arasındaki, kabul ile red arasındaki şu gerilimdi.” Jean Paul Sartre (s.97)

“Mutsuzluk evreni sosyal bir olgu değildir ya da öncelikle sosyal değildir: insanın içinde yabancı ve ölüme mahkum olarak kaldığı kayıtsız ve boş tabiattır.” Jean Paul Sartre (s.98)

“Tarih, savaş demekti. Savaş yaratmaz, yakıp yıkar: otların yeşermesine, kuşların cıvıldamasına, insanların sevişmesine engel olur.” Jean Paul Sartre (s.101)

“Bir çocuk ölüyor, siz dünyanın saçmalığını yüzüne tükürmek üzere yarattığınız şu Tanrı’yı suçluyordunuz; oysa çocuğun babası, eğer işsiz ya da yapı işçisi ise insanları suçluyordu.” Jean Paul Sartre (s.104)

“Kendi kendiniz olarak kalabilmek için değişmek gerekiyordu, sizse değişmekten korktunuz. Eğer beni katı yürekli buluyorsanız, korkmayın: az sonra kendimden de söz edeceğim, hem de aynı tonda.” Jean Paul Sartre (s.108)

“Yalnız insan... Evet, sözün kısası, sizi böyle görüyorum: Kendi içinize hapsedilmiş, saygınlığınıza, büyüklüğünüze, onurunuza, kişiliğinize son derece düşkün olarak yani.” Francis Jeanson (s.146)

“Kısacası bana öyle geldi ki siz bir tabusunuz. Oysa ben tabuları sevmem, ve kimi zaman içimde uyanan onları sayma eğilimimden nefret ederim.” Francis Jeanson (s.171)

26 Eki 2017

Jean Paul Sartre - Sanat, Felsefe ve Politika Üstüne Konuşmalar

“Özgürlük dünyasının gerçek deneyi, aristokrasi diye bir şeyin olmadığını, yalnızca birbirinden farklı durumların, ve özgürlüklerinden az çok yararlanan insanların olduğunu kabul etmektir.” (s.12)

“-Edebiyat sizin için kendinizi maddesel koşullardan kurtarmak mıdır, yoksa dünyaya girmenin bir yolu mu?
Sartre: Hiçbir zaman edebiyatı dünyaya katılmışlıktan başka bir biçimde anlamadım. Eğer dünyadan kaçarsa, hiçbir önemi kalmayacaktır edebiyatın. Kendimi bağımlı bir edebiyatla sınırladığım için sık sık kınayanlar oldu beni. Edebiyat, eğer her şey değilse, hiçbir şey değildir.” (s.12)

“Her yazar gerçeği anlatmak için yalan söyler aslında.” (s.23)

“Evet, insan eksikliğiyle tanımlar kendini.” (s.51)

“Büyük bir rahatlıkla yazmak için yaratıldığıma inanıyordum. Varlığımı doğrulamak ihtiyacıyla, edebiyatı kendim için bir mutlak saydım. Bu düşünüşten kurtulmam için otuz yıl gerekti.” (s.58)

“Hayır, evren her zaman karanlık. Bizler, birer yıkıma uğramış yaratıklarız. Ama ben birdenbire, yabancılaşmanın, insanın insanı sömürmesinin, besinsizliğin, bir lüks olan metafizik hastalığını geriye ittiğini gördüm. Açlık, işte o apaçık bir hastalıktır. Toplumsal ekonomik dertlere devâ bulunabileceğine inanıyorum ben, bunu istiyorum. Az bir talihle bu mutlu çağ gelebilir. Ben, dünya değişince her şeyin daha iyi olacağına inananlardanım.” (s.60)

“Yazar, iki milyar aç insan için yazmadığı sürece, bir tedirginlik duyarak yaşayacaktır.” (s.63)

“İnsanın kafasına yerleşmiş mümkün olan her şeye karşı başkaldırması gerekir.” (s.65)

“Kültürün ne olduğunu; herkes için hatta kara cahiller için bile ne kadar önem taşıdığını anlatacak değilim size. Filozofça düşüncelere de dalacak değilim; genç bir Sovyet yurttaşının şiirle ilgili açık bir tartışmada, benim önümde neler söylediğini tekrarlamakla yetineceğim: Ben teknisyenim, ama mesleğimi gerektiği gibi yapabilmem için şiire ihtiyacım var.” (s.66)

“Bana kalırsa kültür, insanın içinde yaşadığı, savaştığı ve çalıştığı dünya ve kendi üzerine edindiği bilincin sürekli evrimidir.” (s.67)

“Ben, bir insan hayatını, Chartres katedralinden üstün tutanlardanım. Çünkü bu katedral uğruna ölecek olursak, katedral bizim yerimizi dolduracak insanları yeniden yaratamaz. Oysa insanlar yaşadıkça, yıkılmış bir katedralin yerine yenisini yapabilirler.” (s.73)

“-Gizli Oturum’daki, Cehennem Başkalarıdı, cümlesini biraz olsun açıklar mısınız?
Sartre: İnsan doğuştan boyun eğmek zorunda bulunduğu koşulların içine atılır. Zengin birinin oğlu olarak da doğabilirsiniz, bir Cezayirlinin, bir Amerikalının ya da bir hekimin oğlu olarak da. Böylece geleceğiniz sizin için siz daha dünyaya gözünüzü açmadan yoğrulmuş olur. Bu, kolaylıkla anlaşılacağı gibi, size başkalarının eliyle hazırlanmış bir gelecektir. Onlar bunu doğrudan doğruya yaratmıyorlar, ama kendileri sizi siz yapan bu toplum düzeninin parçasıdırlar. Eğer bir köylü çocuğu iseniz, toplum düzeni sizi kente yönelmek zorunda bırakır. Orada makineler beklemektedir sizi. O makinelerin, çalışabilmeleri için sizin gibi insanlara ihtiyacı vardır. Demek ki sizin yazgınız bir işçi olmakmış. Siz bir çeşit kapitalist baskı sonucu köyden uzaklaştırılmış bir köylü çocuğusunuz. Bu durumda fabrika sizin varlığınızın bir nedenidir. Kesin olarak nedir sizin varlığınız? Yapmakta olduğunuz iş ve yaşama standartına göre sizi sınıflandıran ücrettir. Böylesine bir varoluşun en doğru tanımı da cehenem sözcüğü ile olur. Örneğin, 1930’da, 1935’de Cezayir’de doğmuş bir çocuğu ele alalım. Alın yazısıölüm ve işkencenin ortasına atılarak yazılmıştır bu çocuğun. İşte cehennem budur.” (s.79)

“Aydın olarak görevim düşünmektir. Hiçbir sınır tanımadan, yanılmayı da göze alarak düşünmek. Benim ilkem kendimi sınırlandırmamak, başkalarının da beni sınırlandırmasına boyun eğmemektir.” (s.84)

“Nobel armağanı almak gibi çok şerefli bir biçimde de olsa, yazar kendisinin kurumlaştırılmasına boyun eğmemelidir.” (s.87)

4 Eki 2017

Jean Paul Sartre - Küba'yı Anlatıyor

“Devrim, güzel olacağı kuşkusuz olan, kendi mimarisini yaratmakta, topraktan kendi kentlerini doğrultmaktadır.” (s.9)

“Başlangıçlarında bütün devrimlerin büyük çoğunluğunun ortak bir niteliği vardır: sadelik.” (s.12)

“Halk gittikçe yoksullaşırken, zenginlerin daha da zenginleşmesinin mümkün olabilmesi için, halkı cehalet içinde bırakmak çok yerinde olur. Kumayı öğrenmeleri, düşünmeyi öğrenmeleri demektir. Şu halde onlara hiçbir şey öğretmezsiniz. Her şeyden önce okul yapmazsınız. Castro iktidara geldiğinde öğretmenlerin yarısı çalışacak okul olmadığından ücretsiz olarak süresiz izindeydiler. Derhal hepsi göreve çağrıldılar. Ama yine de sayılarını üç katına çıkarmak gerekti. Ve bu sayı bile yeterli olmadı. Kısacası, 1959’dan önce Kübalı’ların %45’i okuma yazma bilmiyordu. Küba’nın nüfusunun %45’i köylüydü; ve sanırım her iki oran da aynı insanları temsil ediyordu. Cehalet, yoksulluğun neticesi değildi, ülkenin efendileri halka yoksulluğu ve cehaleti birlikte sunuyorlardı.” (s.52)

“Gittikçe gerileyişleri sırasında Kübalı’lar tarihin insanları şekillendirdiğini anlamışlardı. Şimdi onlara tarihi insanların çizdiğini göstermek gerekiyordu. Derken, devrim geldi. Birgün, adanın en yüksek zirvesinden, tarlalara yıldırım düştü. Bütün ordunun, polisin peşine düştüğü, Castro ve “kanun dışı” arkadaşları, derhal toprağı köylülere dağıtmaya karar verdiler ve bu kararlarını bütün ülkeye duyurdular.” (s.64)

“Geçen gün Castro bana profesyonel bir devrimci olduğunu söyledi ve kendisine bununla ne kastettiğini sorduğum zaman, bu haksızlığa dayanamam demektir, dedi.” (s.65)

“Az gelişmişlik, milli ekonominin basit bir bozukluğu olarak tanımlanmamalıdır. Az gelişmişlik, geri bir ülke ile onu bu gerilik içinde tutan büyük devletler arasındaki karmaşık bir ilişkidir.” (s.120)

“Guevara bana, bizden fikirler bir doktrin tahminler istiyorlar dedi. Ama unutuyorlar ki; biz baskıya karşı tepki olan bir devrimin içindeyiz.” (s.121)

“Bir devrime ihtiyaç duyulduğundan beri, şartlar, bunun gençlik tarafından başarılmasını zorunlu kılmıştı. Sadece gençler devrime girişmek için yeterli kızgınlığa ve kine, başarmak için yeterli dürüstlüğe sahiptiler.” (s.133)

“Castro yeni rejimin hümanizm olduğunu söyledi. Bu doğrudur. Fakat, yine de hatırlamak gerekir ki, birçok devrim ilk döneminde bu sıfata layık olmuş, ama sonradan omuzlarındaki ağır yükün altında ezilerek bu niteliğini kaybetmiştir. Bugün Küba devrimini koruyan –ve belki de uzun bir süre için koruyacak olan- isyan tarafından denetleniyor olmasıdır.” (s.172)

“Eğer bir kimse her zaman elinden geleni, hatta daha fazlasını yapmıyorsa, hiçbir şey yapmamış sayılır.” Fidel Castro (s.184)

“Alçak evleri olan küçük bir kasabadan geçiyorduk ki, bir duvarın arkasından atlayarak önümüze çıktı. Avcuyla, otomobilin üst kısmına vuruyordu. Fidel’e kızgın bir şekilde, düşüncesiz adam, diye bağırdı. “Hayatını koru. O sana değil, bize aittir. Bu arabanın ön tarafında ne işin var. Arkaya otur ve lütfen bu arkada keyfeden beyler öne geçsinler. Fidel gülerek, onlar benim konuklarım, dedi.” (s.197)

“Yuvarlak şapkalara, spor gömleklere ve bazen de maşetlere rağmen hiç kimsenin başka birine benzemediğini farkettim, dedim. Okuma yazma biliyorlar mı?
Gördüklerimiz mi? Sanırım çoğu bilmiyordu.
Peki, şunu nasıl izah edersiniz, dedim. Bana kalırsa bu cahil insanlarda kültürlü bir hava vardı.
Bunun nedeni düşünen insanlar olmaları, diye cevap verdi. Her zaman düşünüyorlar. Devrim, tetiği çekmişti. Her biri düşünmeye başladı ve düşünmeyi bırakmaları için uzun bir zaman geçmesi gerekecek.” (s.199)

“Simone de Beauvoir, sizi arabadan çekip çıkardıkları zaman, hiç değilse ilk birkaç dakika içinde çok keyifsiz görünüyordunuz. Gerçekten öyle miydi, dedi.
Castro ona döndü, yanmamış purosunu önüne koydu. Gerçek olmalı dedi. Beni çevreleyip, itip kakmalarından mutluluk duyuyorum. Ama benden, istemeye hakları olan, fakat onlara vermeye imkânım olmaya şeyler isteyeceklerini de biliyorum.” (s.200)

“Ona bu soruyu kendim sormam gerektiğini düşündüm. Sordum: İsteyen herkesin, istediği ne olursa olsun, almaya hakkı var mıdır?
Evet, dedi. Çünkü istekler, şu veya bu şekilde, ihtiyaçları dile getirirler.
Çok az arkadaşım vardır. Çünkü arkadaşlığa büyük önem veririm. Bu cevap üzerine Castro’nun benim arkadaşlarımdan biri olduğunu hissettim, ama bunu ona söyleyerek vaktini harcamak istemedim. Sadece ona şunları söyledim: Küba devriminin hümanist olduğunu söylüyorsunuz. Neden olmasın? Bana sorarsanız, tek bir hümanizm biliyorum, o da ne çalışmaya, ne de kültüre, fakat her şeyden önce ihtiyaca dayalıdır.
Başkası yoktur dedi. Ve Simone de Beauvoir’a dönerek ekledi: Zaman zaman beni korkuttuları doğrudur. Bizim sayemizde ihtiyaçlarını keşfetmeye cesaret ediyorlar. Çektikleri sefaleti anlamaya ve artık bunun son bulmasını istemeye cesaretleri var. kısacası, insandırlar. Ve biz onlara ne veriyoruz?” (s.204)


“İnsan, yaşama şartlarını değiştirmeye muktedirdir. Fakat her istediğini de dilediği şekilde değiştiremez; gerçekten, ancak kendi kendini değiştirerek, nesnel ihtiyaçlarını değiştirebilir. Milli egemenlik ve özgürlük kazanabilir, ama bunu ancak büyük toprak mülkiyeti rejiminin yarattığı sefaleti koruyan sahte, burjuva demokrasisinden kurtularak yapabilir. Bunu ancak kendini halka dönüştürüp, bütün diğer insanlar arasında özgür bir insan olmak için, diğerlerinden farklı olmaktan gurur duyan ve bunu çok önemli sayan ayrı bir birey olarak sadece kendini düşünmeyi ve sadece kendini sevmeyi bırakacak olursa yapabilir.” (s.238)

3 Eki 2017

Jean Paul Sartre - İş İşten Geçti

“Yalnız ve hayalsiz kaldı.” (s.20)

“-Sizler yaşantınızı boşa harcamışsınız.
Bunun üzerine ölüler hep bir ağızdan yanıt verdiler.
-Siz de. Elbette yaşantımızı boşa harcadık. Bunu herkes yapar.
-Madem ki ölüyoruz, ziyan olacak yaşantımız, elbette boşa harcanacak.” (s.44)

“İnsan daima çok erken ölür.” (s.45)

“-Birbirimize bağlanmak mı? Ortaklaşa neyimiz var sanki?
  -Aşkımız.” (s.101)

“Meğerse iş işten geçmiş. İnsan bitmiş bir oyunu tekrarlayamıyor.” (s.141)

11 Şub 2016

Jean Paul Sartre - Sartre Sartre'ı Anlatıyor

“Bana göre, insanlar arasındaki ilişkileri yozlaştıran şey, her insanın ötekine göre gizli saklı bir şeyleri, ille de herkes için gizli ve saklı olması gerekmeyen, ama belli bir anda konuştuğu kişi için  gizli ve saklı olan bir şeyleri korumasıdır.” (s17)

“Bedenimizi hep verdiğimiz gibi verirken, düşüncelerimizi gizliyor olmamızı kabul etmek olanaksız, çünkü, bana göre, beden ve bilinç arasında doğal bir fark yok.” (s.17)

“Esasen kişisel olarak, rastlaştığım insanlara bütün noktalarda kendimi ifade etmem, ancak olabildiğince şeffaf olmaya çalışırım, çünkü benim görüşüme göre bizim kendimizde taşıdığımız bütün o karanlık bölgeyi, aynı zamanda hem bizim için karanlık hem başkaları için karanlık bölgeyi, ancak başkaları için açık olmayı denersek  kendimiz için de aydınlatabiliriz.” (s.18)

“Aslında öznelliğimi vermiyorum size, onu kimseye vermiyorum, çünkü, bana bile söylenmiş olmayı reddeden, kendime söyleyebileceğim ama başkasına söylenmiş olmayı bana karşı bile reddeden şeyler kalıyor geride. Her bir kişi gibi, söylenmiş olmayı reddeden karanlık bir derinliğim var.” (s.19)

“Gerçek bir toplumsal uzlaşmanın yerleşebilmesi için, bir insanın komşusu için tümüyle varolması, onun da o insan için aynı şekilde tümüyle varolması gerekiyor. Bu, bugün için gerçekleşebilir görünmüyor, ama insanlar arasındaki ekonomik, kültürel, duygusal ilişkilerdeki değişim, öncelikle de maddi yetersizliklerin ortadan kaldırılmasıyla tamamlandığında gerçekleşecektir. Böylesi bir toplum, ancak dünya ölçeğinde kurulabilir elbette, zira dünyanın bir tek yöresinde bile eşitsizlikler ve ayrıcalıklar yaşamayı sürdürse, bu eşitsizliklerin  getireceği çatışmalar yeniden ve azar azar bütün bir toplumsal bünyeyi yeni baştan kaplayacaktır.” (s.19)

“Sözlü dilde hiçbir zaman yazıda olduğunca fazla şey söylenmez.” (s.21)

“Daha az bağlanıyorum çünkü daha az bağlanabiliyorum.” (s.25)

“-Diyalektik Aklın Eleştirisi’ni yazarken sağlığınızla oynadınız.
  -Sağlık ne için verilmiştir ki insana? Sağlığı yerinde olmaktansa –bunu hiç böbürlenmeden söylüyorum- Diyalektik Aklın Eleştirisi’ni yazmak daha yeğlenesidir, uzun, sımsıkı, kendisi için önemli bir şey yazmak çok daha yeğlenesidir.” (s.26)

“Sokakta karşılaştığınız rastgele bir insana sorun bakalım ne olduğunu: o bir insandır, bütün bir insandır ve başkaca bir şey değildir, tıpkı herkes gibi.” (s.30)

“Herhangi bir kişinin varoluşu bölünemeyen bir bütün oluşturur: içi ve dışı, öznel ve nesnel olan, kişisel ve politik olan ister istemez birbiri üzerinde yankı yapar, zira bunlar aynı bir tümlüğün görünümleridir ve bir bireyi, her kim olursa olsun, ancak bir toplumsal varlık olarak görürsek anlayabiliriz. Her insan politiktir.” (s.43)

“-Düşüncenizi, birisiyle konuşurken keşfettiğiniz hiç mi olmadı?
  -Hayır. Bir düşünceyi, daha henüz yeterince sağlamlaşmamış olduğu bir sırada yalnız Simone de Beauvoir’a aktarabilirim.
  -Felsefe bilgisi sizinle aynı düzeyde olduğu için mi?
  -Yalnız bu yüzden değil, ama bana ilişkin bilgisi de benimle aynı düzeyde olduğu, ne yapmak istediğimi benimle eş düzeyde bildiği için. Dolayısıyla, o kusursuz bir muhataptır, insanın hiçbir zaman bulamayacağı muhatap. Eşsiz bir armağan.” (s.53)

“Hayranlık, hayran olunan kişiden daha aşağıda yer alındığını varsayan bir duygudur. Bana göre bütün insanlar eşitlik içinde vardır. Ve hayranlığın insanlar arasında işi yoktur. Bir insandan başka bir insan için talep edilebilecek gerçek duygu, değer vermektir.” (s.57)

“Sevmek ve değer vermek bir ve aynı gerçekliğin ilk görüntüsüdür, başkasıyla kurulan aynı ilişkidir bunlar. Bu da, değer vermenin aşk için ve de aşkın değer vermek için ille de zorunlu olduğu anlamına gelmez. Ama ikisi de birlikte duyulduğunda, bir insanın bir başkasına karşı hakiki tutumuna ulaşılır. Bu noktaya gelemedik daha. Öznellik tümüyle keşfedildiğinde bu noktaya geleceğiz.” (s.57)

“İnsan kendi kendisini sever mi? İnsanın kendi kendisine karşı duyduğu başka türlü bir duygu değil midir? Birini sevmek, görece basit ve anlaşılması kolay bir şeydir, çünkü sevdiğiniz insan her zaman orada değildir, siz değilsinizdir. Bu iki neden her zaman orada duran ve bizzat siz olan, dolayısıyla hem seven hem de sevilen olan kendi kendiniz için duyduğunuz şeyin, hiç şüphesiz varolmayan bir duygu olduğunu göstermeye yeter.” (s.59)

“Karşılıklılık mümkün değildir, ama nezaket mümkündür. Kahvelerdeki garsonlar onlara fazla bahşiş vermemden hoşnut kalıyorlar, ve bunun karşılığını da nezaketleriyle bana veriyorlar. Benim düşünceme göre, bir insan eğer bizim bahşişlerimizle yaşıyorsa, ona verebileceğimin azamisini vermek isterim, çünkü eğer bir insanı ben yaşatıyorsam, o insanın iyi yaşaması gerekir diye düşünüyorum.” (s.62)

“Devrim bir iktidarın bir başkası tarafından yıkıldığı bir an değildir, uzun soluklu bir iktidarı yadsıma hareketidir devrim. Başarısı konusunda bize güvence verecek hiçbir şey yoktur, aynı şekilde başarısızlığın kaçınılmaz olduğuna bizi akılcı bir şekilde ikna edebilecek hiçbir şey de yoktur. Ancak seçenek açıkça şudur: sosyalizm ya da barbarlık.” (s.73)

“Hiçbir şey tarafından dolandırılmadım, hiçbir şey tarafından düş kırıklığına uğratılmadım. İnsanlar tanıdım, iyilerini ve kötülerini -kötüleri de esasen yalnızca belli amaçlara göre öyleydiler- yazdım, yaşadım, hayıflanacak hiçbir şey yok.” (s.79)

22 Tem 2015

Jean Paul Sartre - Varoluşçuluk

“İnsanın bir nedeni, bir temeli yoksa bu, kendi kendinin nedeni, kendi kendinin temeli olmasındandır: Eğer dıştan hiçbir şey ona bir değer vermiyorsa bu, kendi kendinin değeri olmasındandır.” (s.43)

“Özgürlük verimli ve uyarıcı bir sözcüktür. Bir şeye karşı koyuyorsak onun verdiği coşkuyla koyuyoruz. Öyleyse, kağıtları açalım artık: hayat umutsuzluğun öbür yanında başlar.” (s.43)

“İnsan özgür olmaya mahkumdur.” (s.52)

“İnsan insanın geleceğidir.” Francis Ponge (s.72)

“İnsan, yapılması gereken bir seçimdir.” (s.108)

14 Nis 2015

Jean Paul Sartre - Yazınsal Denemeler

“Sıkıntı, toplumsal düzendir, kendini görebilen, işitebilen, kendine dokunabilen nesnelerin tekdüze bitip tükenmezliğidir.” (s.9)

“Roman bir aynadır: herkes söylüyor bunu. Peki nedir roman okumak? Aynanın içine atlamaktır sanırım.” (s.14)

“Sevdalar, kararlar, kendi üzerlerinde yuvarlanan kar toplarıdır. Biz olsa olsa ruh haliyle dış durum arasında bir tür yakışırlık bulabiliriz; renk ilintisine benzer bir şey.” (s.18)

“Yasakları hem yaratmakta, hem elimin tersiyle itmekteyim; benliğimin derinliklerinde, kendime karşı, yeniden devrimci olup çıkarım.” (s.21)

“Bizler ne robotuz ne de kaçık; daha da kötüsüyüz: özgürüz. Ya bütünüyle dışarıdayız ya bütünüyle içeride.” (s.23)

“Güzellik, üstü örtülü bir çelişkidir.” (s.24)

“Roman bir insan eliyle, insanlar için yazılır. Üstünde durmadan dış görünüşleri delip geçen Tanrı’nın gözünde ne roman vardır, ne sanat, çünkü sanat dış görünüşlere dayanır. Tanrı sanatçı değildir.” (s.45)

“İnsanın talihsizliği zamana bağlı bir varlık olmasındadır.” (s.51)

“İnsan elindekilerin toplamı değildir, henüz elinde bulunmayanların, ele geçirebileceklerinin bütünüdür. Peki böylesine geleceğin içinde yüzüyorsak, şimdiki zamanın biçimsiz kabalığı biraz olsun yumuşamıyor mu?” (s.59)

“Kendi varlığımızı bilmem hangi köşeye çekilmede bulup ortaya çıkaramayız: yolda, kentte, kalabalığın ortasında, nesneler arasında nesne, insanlar arasında insan olarak yakalayabiliriz.” (s.64)

“Yazar, kendinden bütünüyle sözederek anlatmalıdır dünyayı.” (s.115)

“Kadını öteden beri kendime eşit bir varlık saydım, bu varlığı aradım, benimle eş değerde ama bana sevisel, duygusal öğeler getirebilecek bir varlık.” (s.126)

“Geçliğimde ay ışığında elele dolaştığım kızı öbür erkeklerin tiksinç girişimlerinden koruduğumu düşlerdim. Derken koruma düşüncesi yavaş yavaş yok oldu. Yirmi yaşında bitmişti. Artık ay ışığında dolaşmayla kadını koruma arasında hiçbir ilinti kalmamıştı. Ayrıca ay ışığında dolaşmanın yerini de bütün kadınlarla erkekler arasında olup bitenler almıştı.” (s.127)

“Çirkinliğim, benliğimin derinliklerine işlemiyordu, çünkü daha o zamandan kendimi beğeniyordum, dolayısıyla çirkinliğim ikinci düzlemde kalıyordu. Güzel bir oğlan değildim,tamam, ama ikinci dereceden bir olguydu bu. Daha o zamandan ünlü bir yazar olmak istiyordum, bunun yanında güzelliğin lafı mı olurdu? Ünlü bir yazarın güzel ya da çirkin olmasına kimse aldırmaz. Bakın, bir daha söylüyorum, gerçekten ikinci düzlemde kalıyordu çirkinliğim. Güzel değildim,  o kadar.” (s.129)

“Sevda anı yalnızca ay ışığı ya da deniz kıyısı değildi, aynı zamanda benliğimin en derin köşesini keşfettiğim andı. Kadın da öyle. Cinsel etkinlik asal öğe değildi. İnsanı alıp sürüklüyordu elbet, ama asıl şu yumuşak sevgi köklü şeylere dönüşüyordu. İlle de cinsel etkinliğe bağlı bulunmayan, iki bireyin de kendi varlığı içinde  alabildiğine derinlemesine varolmasına izin veren şeydi bu.” (s.133)

“Simone de Beauvoir’la tanıştıktan sonra, bir insanla kurulabilecek en iyi ilişkiyi kurduğuma inandım. En eksiksiz ilişkiyi. Bunu derken yalnız cinsel yaşamdan, iki kişi arasında içli dışlılıktan söz etmiyorum, aynı zamanda konuşmaktan yaşamın önemli bir kararı üzerine tartışmaktan söz ediyorum. Dolayısıyla bu eksiksiz ilişki her türlü alışverişte köklü bir eşitlik gerektiriyordu. İki eşit bireydik. Başka türlüsü aklımızın köşesinden geçmiyordu. Bir erkek olarak bendeki her şeye sahip bir kadın bulmuştum, beni mutlak haremcilikten  işte bu kurtardı sanırım. Kadın, yaşamdaki gerçek yerini aldı.” (s.137)

“Zaman zaman belli bir bireysel yaşama savrulmayan, iki senden oluşmayan, gerçek bir biz yaratan, köklü bir ilinti. Bu “biz”e Simone de Beauvoir’la bütün ömrümce kavuştum.” (s.140)

3 Kas 2014

Jean Paul Sartre - Estetik Üstüne Denemeler

“Öteki kavramı varoluşçuluğun temelinde yer alır. Öteki, sadece benim gördüğüm biri değil, aynı zamanda beni gören biridir. Bana baktığı sürece de benim kendim olduğumu anımsamamı mümkün kılar. Öteki için var olmayı ben seçmedim ama ötekine gözüktükçe, kendim olmayı seçerek, başkasının gözünde kendim olmayı deneyebilirim.” (s.28)

“Sanki bir fanusa hapsedilmiş narin bir çiçek gibi, sınırları belirlenmiş fırsatlar, tahmin edilebilen bir alınyazısı, genel hatlarıyla önceden görülebilen bir gelecek; bütün bunlar hayalleri öldürür. Kişi sadece mümkün olanı arzular. Bu, yatıştırıcı bir durumdur; aptalları çileden çıkarır, geçici ama zorlama hevesleri de kışkırtır.” (s.29)

“Yoğun bir sis perdesinin altındayız. Ama isteyen bu perdeyi aşarak yükseklerde ışıltılı bir alana ulaşabilir; ancak gittikçe netleşen, göz alıcı başka yerler de vardır. Zirvede ise uzayın o muhteşem maviliği!” (s.29)

“Tanrı uzaktan gösterilebilir mi? Varlık, var olmayanı tasarlayıp üretebilir mi? Mutlak, göreceliliğe yol açar mı? Gölgeyi tasavvur edebilir mi ışık? Gerçeklik görüntü ile yer değiştirebilir mi?” (s.48)

“Sanatçı bir olayı anlatır ya da bir töreni görselleştirir fırçasıyla. Düzen uğruna hareketi ve bütünlük uğruna da zıtlığı feda ederek, figürleri kopya etmek yerine onları fırçasıyla adeta okşar.” (s.59)

“Gezgin o kadar yalnızdır ki, kendini unutarak kaybolup gider.” (s.60)

“Çirkinlik bir kehanettir. İnkarı korku noktasına itmenin bir yolunu araştıran aşırıcı insanların belli bir özelliğini taşır çirkinlik. Güzellik ise tahrip edilemez; onun gizli imgesi korur bizi. Onu içimizde taşıdığımız sürece, hiçbir felaket gelmez başımıza.” (s.61)

“Eğri bir dalı ağaçtan çekip alabilirim, fakat kalkmış bir kolu ya da inançla sıkılmış bir yumruğu bir insandan asla ayrı düşünemem. İnsan, kolunu kaldırır. İnsan, yumruğunu kararlılıkla sıkar. Hem çözülmez bir bütün, hem de eylemlerinin mutlak kaynağıdır insan. Dahası, simgelerle ve işaretlerle dolu bir büyücüdür insan; bütün bunlar saçlarında yansır, gözlerinde parlar, dudaklarında dans eder ve gelir parmak uçlarına yerleşir. Bütün vücuduyla konuşur bu canlı: Koşarken konuşur, seslenirken konuşur. Ve uykuya daldığında, uykusu-evet o da- bir çeşit konuşmadır.” (s.86)

12 Eyl 2014

Simone de Beauvoir - Veda Töreni ve Jean Paul Sartre'la Söyleşiler

“Kafa hala sağlamken, bedenin insanı bırakıp gitmesi korkunç bir şey.” (S.de B.) (s.117)

“Ölümü bizi ayırıyor. Ölümüm bizi birleştirmeyecek. Bu böyle. Yaşamlarımızın o kadar uzun bir süre uyumlu gidebilmiş olması bile çok güzel bir şey.” (S.de B.) (s.162)

“Aslında zeka bir gerekliliktir.” (Sartre) (s.216)

“Herhangi bir üstünlüğüm olduğunu sanmıyorum. Benim üstünlüğüm, iyi oldukları ölçüde kitaplarımdır; ama bir başkası da kendi üstünlüğüne sahiptir; bu onun için kışın bir kahvehanenin kapısında sattığı bir külah sıcak kestane kebabı olabilir; herkesin kendince üstünlüğü vardır, bense bunu seçtim.” (Sartre) (s.217)

“Edebiyat benim için her şeyden önce anlatmak oldu. Güzel hikayeler anlatmak.” (Sartre) (s.270)

“Anlatmak, bu bambaşka bir şeydi. Sözcüklerle yaratmaktı bu.” (Sartre) (s.270)

“S.de B.- Hiçbir zaman hiçbir şeyi onur saymadınız.
  Sartre - Gerçekten öyle. Kendimi bana sunulabilecek onurların üzerinde sayıyordum, çünkü soyuttular, hiçbir zaman beni ilgilendirmediler.” (s.337)

“Hiyerarşi insanların kişisel değerlerini yıkan bir şeydir. Üstünde ya da altında olmak saçma şeydir.” (Sartre) (s.338)

“Öteki insanların da benim kadar gururlu olmamasına aklım ermez, çünkü gurur denen bu şey bana bilinçli hayatın, toplum halinde yaşamanın, doğal, yapısal bir çizgisi gibi gelmektedir.” (Sartre) (s.339)

“S.de B.-Dostluklarızın çoğu dargınlıkla sona ermiş bulunuyor. Niçin bunlar böyle oldu?
  Sartre – Darılmanın bana dokunan bir yanı yoktur. Bir şey ölmüş demektir, hepsi bu.” (s.367)

“İşin aslına bakarsanız ben hiçbir zaman paramı kazandığım izlenimini edinmedim. İşimi yapıyordum, bu yaşam demekti. Sonra da her ay başında bana para veriyorlardı.” (Sartre) (s.454)

“Yirmi yaşımdayken apolitik bir insandım. Bir sosyalist-komünist olarak ve insanlar için belli bir siyasal yazgı düşünerek bu işi bitiriyorum. Bana öyle gelir ki apolitizmden asıl anlamda politizme geçmek başlı başına bir hayat demektir.” (Sartre) (s.499)

“Geçmişimi şimdinin boynuna asmam. O kendisi oraya asılır, kuşku yok.” (Sartre) (s.549)

“Kendimi hiçbir zaman çok genç hissetmemişimdir.” (Sartre) (s.554)

2 May 2014

Jean Paul Sartre - Edebiyat Nedir?

“İnsanoğlu dünyanın yüreğindeki pişmanlık acısıdır şimdi.” (s.27)

“Şiir, yitiren kazanır oyunudur. Ve gerçek ozan, kazanmak için ölünceye dek yitirmeyi seçer.” (s.28)

“Sessizlik bile sözcüklere göre belirlenir.” (s.33)

“Sanatsal yaratışın belli başlı dürtülerinden biri, hiç kuşkusuz dünyaya oranla daha önemli olduğumuzu duyma gereksinimidir.” (s.46)

“İnsan kendini, başkalarını beklediği gibi beklemez.” (s.48)

“Okuma, özgür bir düştür.” (s.56)

“Yazmak, özgürlük istemenin bir biçimidir.” (s.70)

“Özgürlük, tıpkı deniz gibi hep yeniden başlar.” (s.71)

“Şiddet, okuma yazma bilmez.” (s.87)

9 Kas 2013

Jean Paul Sartre - Yahudi Sorunu


“Antisemit yok etmek istediği bir düşman bulunmadıkça, yaşayamayan bir karakterdir.” (s.29)

“Aldanmayalım, kalıtımla ve ırkla açıklama teorileri sonradan ortaya çıkmıştır, bunlar da öteden beri süregelen inanca bilimsel bir kılıf giydirme çabasından ibarettir.” (s.35)

“Bir tek sözle; antisemitizm insan olmak korkusudur, diyebiliriz. Antisemit, kaya gibi vurdumduymaz, sel gibi sürükleyici, yıldırım gibi yakıcı olmak ister. Evet, her şey olur, yeter ki insan olmasın!” (s.46)

“Irk temeline dayanmaya çalışan bütün teoriler tutarsızdır. Irk teorisi Yahudi’nin bölünmez bir bütün olduğu varsayımından hareket ettiği halde, ondan her parçasının yeri değiştirilip bir başka yere konabilen bir mozaik meydana getirmektedir. Oysa, fizikten ahlaka varılamayacağı gibi, psiko-fizyolojik dengenin olması da mümkün değildir.” (s.57)


“Bugünkü Yahudi’nin ne olduğunu anlamak için asıl Hristiyan vicdanı sorguya çekilmelidir. Ama soru Yahudi nedir şeklinde değil de, Yahudi’den sen ne yarattın şeklinde olmalıdır. Gerçek şudur ki, Yahudi, onu Yahudi sayan insanların bir yaratmasıdır.” (s.62)

30 Tem 2013

Claudine Monteil - Özgürlük Aşıkları


“Yaşamıma nasıl başladıysam, kuşkusuz öyle bitireceğim: kitaplar arasında.” (Jean Paul Sartre) (s.16)

“Her zaman her şeyi öğrenmek isterdim; felsefe bu arzumu yerine getirmemi sağlayacaktı. Çünkü gerçeğin tümünü hedefliyordu.” (Simone De Beauvoir) (s.39)

“Yolculuk dışında ya da olağanüstü olaylar meydana geldiği zamanlar dışında, yazmadığım günler kül tadında.” (Simone De Beauvoir) (s.101)

“Yazar, çağının adamıdır. Her söylediği, söylemediği söz çağında yankısını bulur. Geleceği düşünmüyor değiliz; ama düşteki bir geleceği değil, bizim günümüzün geleceğini düşünüyoruz. Davaları, insan sağken kazanır ya da kaybeder.” (Jean Paul Sartre) (s.104)

“İkinci Cins konusundaki denemesinin sonuna gelmek için Simone’un yapacağı çok iş vardı. İlkçağ’dan beri yazılmış metinleri okumak, tekrar okumak, düşünmek… İçinde yaşadığı dünyanın ne kadar erkekler tarafından tasarlanmış bir dünya olduğunu keşfediyordu her gün. Sartre’la imzaladıkları özgürlük anlaşması, özgürlüğün yalnızca erkekler için geçerli olduğu bir toplumda nasıl işleyebilirdi ki?” (s.113)

29 Oca 2013

Jean Paul Sartre - Toplu Oyunlar


“Seni sevmeyeceğim çünkü gereğinden fazla tanıyorum.” (s.50)

“Daima çok erken ölürüz. Ya da çok geç. Oysa yaşam önümüzdedir, bitmiş olarak önümüzde durmaktadır. Çizgi çekilmiştir, toplamı yapmak gerekir. Sen kendi yaşamından öte bir şey değilsin.” (s.60)

“Kükürt, odun yığını, ızgara… Ah, ne gülünç! Izgaraya gerek yok ki: cehennem başkalarıdır.” (s.62)

“Bizler hep kendi sınırlarımız içinde yaşamak için yaratılmadık. Vadilerin içinde de geçitler vardır.” (s.94)

“Bir kentin düzeni de, ruhların düzeni de değişkendir. Dokundunuz mu bir felakete sebep olursunuz.” (s.179)

“Ölülerin asla merhamet etmediğini bilmiyor musunuz? Onların öfkeleri silinmez, çünkü hesapları sonsuza dek kapanmıştır.” (s.209)

“Hayalet aşklar yaşadım, buharlar gibi tereddütlü ve seyrek; ama canlıların yoğun tutkularını hiç bilmiyorum.” (s.222)

“İnsanlar özgürdürler Egisthe. Bunu biliyorsun ama kendileri bilmiyorlar.” (s.242)

“Aynı şey; öldürmek ve ölmek aynı şey. İkisinde de insan aynı ölçüde yalnız. O benden daha talihli, yalnızca bir kez ölecek. Oysa ben on gündür onu her an öldürüyorum.” (s.406)

“Katiller hayal gücünden yoksun adamlardır. Yaşamın ne anlama geldiğine dair en ufak bir fikre sahip olmadıkları için öldürmek onlara vız gelir. Ben, başkalarının ölümünden korkanları yeğlerim. Yaşamayı bildiklerinin kanıtıdır bu.” (s.437)

“Kötülük öyle bir şey ki, ona sonradan inanılır.” (s.540)

“İki çeşit yoksul vardır, hep birlikte yoksul olanlar, tek başına yoksul olanlar. Birinciler gerçek yoksullardır, ötekilerse talihsiz zenginlerdir.” (s.559)

“Sen ruhları sebze yerine koyuyorsun. Bir bahçıvan havuçlara neyin iyi geldiğine karar verebilir, ama hiç kimse başkaları için neyin iyi olduğuna, onlar adına karar veremez.” (s.578)

“Neden iki ayrı kişi olduğumuzu anlamıyorum. Kendim kalarak, sana dönüşmeyi isterdim.” (s.620)

“Eğer kendimi sınamazsam, nasıl yenerim?” (s.649)

“Aşk, gece demektir. Çünkü onun içinde sevişecekleri Tanrı artık görmez.” (s.652)

27 Ara 2012

Jean Paul Sartre - Bulantı


"Günce tutmanın tehlikeli yanı budur sanırım. İnsan her şeyi büyütmeye, tetikte durmaya, doğruları durmadan zorlamaya kalkar." (s.11)
 
"Tutkum ölmüştü artık. Yıllarca onunla dolup sürüklenmiştim, ama şimdi içim bomboştu." (s.16)
 
"Oysa şimdi çevremde, şurada masanın üzerinde duran bira bardağı gibi bir yığın nesne var. Gözüme çarpınca, "Yeter artık, bıktım!" demek geliyor içimden. Çok ileri gitmiş olduğumu iyice anlıyorum. Bana kalırsa yalnızlıkla uyuşmak kabil değil. Ama böyle düşünüyorum diye her gece yatağımın altına baktığımı ya da gece yarısı kapımın ansızın açılmasını beklediğimi sanmayın." (s.19)
 
"Bu sevinçli, akıllı uslu insan sesleri arasında yalnızım. Bütün bu adamlar; vakitlerini dertleşmekle, aynı düşüncede olduklarını anlayıp mutlululuk duymakla geçiriyorlar. Aynı şeyleri hep birlikte düşünmeye ne kadar da önem veriyorlar. Bakışı içe dönük, balık gözlü, kimsenin kendisiyle uyuşamadığı adamlardan biri aralarına karışmayagörsün, suratları hemen değişir." (s.20)
 
"Gizli kapaklı şeyler, ruh halleri, anlatılmaz duygular istemiyorum artık. Ben ne papaz, ne kız oğlan kızım, iç hayatım diye tutturamam." (s.21)
 
"Benim bildiğim, nesnelerin insana dokunmaması gerekir. Çünkü canlı değillerdir. Aralarında yaşar, onları kullanır, sonra yerlerine koyarız. Onlar sadece yararlıdırlar. Oysa bana dokunuyorlar. Çekilmez bir durum bu. Onlarla bağlantı kurmak korkutuyor beni. Sanki hepsi birer canlı hayvan." (s.22)
 
"Topluluk içinde yaşayanlar, kendilerini, arkadaşlarına nasıl görünüyorlarsa aynalarda tıpkı öyle görmeyi öğrenmişlerdir. Benim arkadaşım yok. Tenimin bunca çıplak olması acaba bu yüzden mi? Buna insansız doğa denebilir." (s.32)
 
"Bu sağlamlığın, bunca dayanıksız olması heyecanlandırıyor insanı." (s.37)
 
"Delice bir cömertlikle acı çekiyor." (s.43)
 
"Geleceği görüyorum. Şurada, sokakta işte. Şimdiden biraz daha solgun. Gerçekleşecek de ne olacak sanki?" (s.48)
 
"Anılarım, şeytanın kesesindeki paralara benziyor: Keseyi açınca içinde kurumuş yapraklardan başka şey bulamıyorsunuz." (s.50)
 
"Bütün yaptığım sözcükler üzerinde düşler kurmak." (s.51)
 
"Anılarımı şimdiden türetiyorum. Şimdinin içine fırlatılmış, orada bırakılmışım. Geçmişime yeniden dönmek istiyorum ama tutsaklığımdan kurtulamıyorum." (s.52)
 
"Farkında olmadan, kendisine her şeyden daha fazla bağlandığım bir şey vardı. Aşk değildi bu, Tanrı'da değildi, ün kazanmak, zengin olmak da değildi. Bu... Kısacası, belli zamanlarında hayatımın zor rastlanır, değerli bir nitelik kazanacağını ummuştum." (s.56)
 
"Bir şey sona ermek için başlamıştır. Serüven uzamaya gelmez, ona anlam veren ölümüdür yalnız." (s.57)
 
"Bir kadın, bir dost, bir kent, bir kerede terkedilemez. Hepsi birbirine benzer zaten. Aradan iki hafta geçince; Şanghay, Moskova, Cezayir birbirinin aynıdır." (s.60)
 
"Hayatımın anlarının, hatırlanan bir hayatın anları gibi birbirini izlemesini istemiştim. Zamanı kuyruğundan yakalamaya kalkışmanın böyle bir önemi olabilirdi." (s.61)
 
"Yapayalnızım ama bir kente yürüyen ordu gibiyim." (s.80)
 
"Şu durmadan sözü edilen zaman akışını pek gördüğümüz yoktur. Bir kadın görürüz, ihtiyarlayacağını düşünürüz ama ihtiyarladığını görmeyiz. Ara sıra kadının ihtiyarladığını görüyoruz gibi gelir bize. İşte serüven duygusu budur." (s.82)
 
"Her şeye sıkı sıkıya bağlanır, ama kolayca kurtulmasını bilirdi." (s.84)
 
"Önce gözlerini, sonra incecik gövdesini unuttum. Gülüşünü elimden geldiği kadar uzun zaman tuttum aklımda. Üç yıl önce onu da kaybettim." (s.90)
 
"Ben geçmişimi nerede saklayacağım? Geçmişinizi cebinizde saklayamazsınız. Onu koyacak bir eviniz olmalı. Gövdemden başka şeyim yok benim. Yapayalnız bir adam, salt gövdesiyle anıları durdurup saklayamaz. Anılar üzerinden geçip gider onun. Ama yakınmamalıyım. Çünkü özgür olmaktan başka şey istememiştim." (s.93)
 
"Bizi, birbirimizden ayıran gerçeği kavradım birden: Onun üzerinde düşünebileceklerim ona erişmiyordu; romanlarda görülen ruh biliminden fazlası elimden gelmiyordu. Oysa onun yargısı beni bir kılıç gibi biçiyor ve varolma hakkımı bile sorguya çekiyordu." (s.117)
 
"Şimdi var olandı; şimdi olmayan hiçbir şey varoluşmuyordu. Geçmiş var olan bir şey değildi. Hem de hiç değildi. Ne eşyada, hatta ne de düşüncemde var oluşmuyordu. Kendi geçmişimin benden kaçmış olduğunu çoktan beri anlamıştım." (s.133)
 
"Benim gözümde geçmiş, bir çeşit emekliye çıkarma; bir başka varoluşma biçimi, bir tatil ve hareketsizlikti. İşi biten her olay kendi kendine bir kutunun içine usulca giriyor ve bir fahri olay niteliği alıyordu." (s.132)
 
"Düşünmenin önüne geçebilsem hiç de fena olmayacak. Düşünceler her şeyden daha tatsız. Yaşayan etten bile tatsız. Uzanıp dururlar, bitmez tükenmezler ve insanın ağzında acayip bir tat bırakırlar." (s.137)
 
"Gövde, bir kere yaşamaya başlayınca, bu işe kendi kendine devam edip gider. Ama düşünce öyle değil. Düşünceyi ben sürdürür, ben geliştiririm." (s.137)
 
"Başkalarının gençliğinden duygulanacak çağa gelmiş bulunuyorum şimdi." (s.147)
 
"Her biri, belli bir süre için hayatının anlamını, ötekinin hayatında buluyor. Yakında ikisinin tek bir hayatı olacak; ağır ve ılık bir hayat, anlamsız bir hayat. Ama bunun farkına varmayacaklar." (s.147)
 
"On sekizinci yüzyılda doğru denilen şeylere bugün kimse inanmıyor: Öyleyse bu yüzyılın güzel dediği şeylerden hala tat almamız niçin isteniyor? (s.150)
 
"Benim dostlarım, bütün insanlardır. Sabahleyin işime gittiğim zaman, önümde, arkamda insanlar görüyorum; onlarda işlerine gidiyorlar. Cesaret etsem gülümserim onlara; sosyalist olduğumu, bu insanları hayatıma amaç edindiğimi, ama onların bunu bilmediklerini düşünürüm." (s.159)
 
"Sevgi, gerçek bir tanıyış değildir." (s.163)
 
"Bir yığın tedirgin, kendinden sıkılmış var olandan başka bir şey değildik. Burada bulunmamız için tek bir neden yoktu, hiçbirimiz böyle bir neden ileri süremezdi. Utanç içinde bulunan ve belirsiz bir tedirginlik duyan her var olan, ötekilerin karşısında kendisini fazlalık olarak hissediyordu. Fazlalık." (s.174)
 
"Varoluş, insanın sıyrılamadığı bir doluluktur." (s.182)
 
"Ölümümden sonra yaşıyorum. Trajik değil, ürkünç bu, gözyaşsız, acımasız, kupkuru bir umutsuzluğu dile getiriyor. Evet, onda, bir daha canlanmayacak bir kuruluk var." (s.196)
 
"Birisini sevmeye kalkışmak, önemli bir işe girişmek gibidir, bilirsin. Enerji, kendini veriş, körlük ister. Hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanın gerektiği bir an vardır. Düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan. Bundan böyle artık bu gerekli sıçrayışı yapamayacağımı biliyorum." (s.196)
 
"Serüvencilik oynadığımız zaman, sen başından serüvenler geçen, bense serüvenleri geçirten kimseydim, bilirsin. "Bir eylemciyim." derdim. Hatırlıyor musun?  Oysa şimdi yalnız şunu söylüyorum: Eylemci olunamaz." (s.204)