
"Yalnızlık diyorlar bunun adına, kimseyle katiyen paylaşamayacağımız, hep dönüp geleceğimiz yer. Ben, benim kendimi hissedişim. Gözlemci, başkası tarafından asla dokunulamayan, tadılamayan, duyulamayan, görülemeyen..." (s.30)
"Kelimelerin gerçekten de kanatları var." (s.132)
"Hiçbir yazar, hayatın kendisinin, o zalim yergicinin her gün yazdığı kadar acımasız bir yapıt ortaya koyamaz." (s.232)
"Biz duygulanım manyağıyız, heyecanlara yatkınız, eğer bu, tehlike ve ölüm demekse biz zaten hazırız. Her kuşak, savaşa bir öncekilerin nostaljik sesleriyle hazırlanmıştır." (s.238)
"Tenimin altındasın, ta yüreğimin dibinde. Öyle derinde ki, aslında bir parçasısın..." (s.240)
"Savaş, turizmin gönderdiğinden daha da fazla insan kitlesini dünyanın orasına burasına gönderir." (s.252)
"Bazen kadınlar,"doğum sancıları unutulmaz" der. Fakat hatırladığınız sancının kendisi değil, kötü ağrılarınızın olduğudur. Gerçek anımsama bir an, bir şimşek hızıyla da olsa yaşadıklarınızın tekrar içinde olmaktır. Acıyı acıyla, aşkı aşkla, iyi taraflarınızı iyilikle anımsarsınız." (s.256)
"Taşrada, kendi fikri olan her kadın önyargılıdır." (s.274)
"Kadınların memnun etme içgüdüleri erkekleri şaşırtır, ama kadınları da şaşırtır." (s.277)
"Siyahların ellerindeki bütün toprakları çalan sonra da onları yükseltmek, uygarlaştırmaktan bahsedenlere ne diyebilir ki bir insan? Bir ülke ki yüz bin beyaz, bir milyon siyahı uşak ve ucuz işçi olarak kullanıyor, onlara eğitimi, öğretimi çok görüyor ve bütün bunları da Hristiyanlık adına yapıyor, ne denebilir ki?" (s.293)
"Merak ediyorum, nasıl oluyor da birbirlerini mutsuz edecek insanlar hep kendilerini aynı yatakta ya da en azından aynı yatak odasında buluyorlardı?" (s.299)
"Vicdan azabı duymanın zararlarının ne olduğunu biliyorum, nasıl içinizi boşalttığını. Gayretle karşı duruyorum. Vicdan azabı, yüzde doksan dokuzu görünmeyen bir buzdağı gibidir." (s.308)
"Yaşam, okunması gereken kitapları okumaya bile yetmiyor." (s.391)
"Çoğu komünistin, komünizmin ne anlama geldiğinden haberi bile yoktu. Ünlü bir film yapımcısıyla bir yemek hatırlıyorum, komünizmin ve Sovyetler Birliği'nin erdemlerinden bahsediyordu, kendisine komünist diyordu ve "Bir komünistin tanrıtanımaz da mı olması gerekir?" diye soruyordu."Diyalektik materyalizm diye bir şey var" dediğimde, insanların maddi refahlarını düşünmemeleri gerektiğini söyledi. Bu tür cehalet, modaların peşinden giden komunistlerde sık rastlanır." (s.479)
"Kapalı kapı mekanizmasını her yönüyle biliyordum, dışarıdan gelen güçlü bir çarpmayla değil de içimde olan bitenlerden dolayı kapanıyordu. Eğer arkada bırakılan şey bir insansa o zaman kapı kendiliğinden kapanır. "Yaa" diye düşünürüm, " demek kapı kapandı öyle mi?" Ve ondan sonra başka hiçbir şey beklemem, her zaman davrandığım gibi davranmayı sürdürüyor olsam da, üç aşağı beş yukarı iyi olduğumu umarım." (s.488)